Allah Beni Yaratırken Bana mı Sordu, Ben Neden İmtihan Oluyorum?

Paylaş

Son zamanlarda sıkça sorulan sorulardan biridir bu soru. Gelin sırayla cevaplayalım bu soruları ve sonuna kadar mutlaka dikkatle okuyun:

Allah kainatı ve bizi neden yarattı, hikmeti nedir?
(Öncelikle bu sorunun cevabını öğrenmelisiniz bunun için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.)

(http://blog.sozlerkosku.com/allah-kainati-ve-bizi-neden-yaratti-hikmeti-nedir)


Acaba neden imtihan oluyoruz?

Eğer insan imtihana alınmasaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, insanın maddi manevi kabiliyetleri ortaya çıkmazdı. Ancak makam sahibi melekler çoktur, o tarz kulluk için insana ihtiyaç yok. Hem mesela: Atmaca kuşu serçelere saldırması, görünürde rahmete uygun gelmez. Hâlbuki serçe kuşunun kabiliyetleri, o sataşma ile ortaya çıkar. Aynen öyle de insanın maddi manevi kabiliyetlerinin ortaya çıkması imtihanlara bağlıdır.

Asıl olarak da; tecavüzcüler, işkence yapanlar, vatan hainleri ve dahası, en güzel ahlaklı insanlarla aynı kefede kalacaktı. Yani “Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebubekir-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı.” (1) Zalim ile mazlum aynı kefeye konacaktı.


Peki imtihan olmayı biz mi istedik?

Bizler yaratılmadan önce Allah’ın ezeli ilmindeydik, bize cüzi irade teklif edildi yani bu imtihana girip girmemek bizim isteğimizle oldu. (2) (Ahzab Suresi 72. Ayet)


Nasıl yani ben mi istiyordum?

“Ben bu imtihanı kaldırabileceğimi düşünmüyorum yani teklifi kabul ettiğimi reddediyorum.”
Bu teklifi kabul ettiğimizi hatırlamıyor olmamız, bu imtihan teklifini kabul etmediğimiz anlamına gelmez, çünkü bize imtihan olmayı tercih ettiğimiz unutturuldu. Yoksa o tercih anını hatırlasak, sınavın ortasında cevap anahtarı gösterilmiş gibi olur ve imtihan sırrı kalkardı.

Misaller dürbün gibidir, bizi hakikate yaklaştırır.
Misalen: Ünlü bir modacı sanatlarını ve maharetlerini görmek ve göstermek için, beş parası kalmamış, çaresiz, sefil ve açlıktan kıvranan, ölmek derecesinde miskin bir adama dese:
-Gel sana tüm ihtiyaçlarını karşılayacak konak, para, elbise PEŞİN vereyim sen de bana bir model, bir manken ol, hem basit olan vazifeni yaparsan sana bir mükafat; sınırsız para kartı vereceğim.
Bu teklifi her insan mantıklı bulur ve kabul eder.


Aynen öyle de daha imtihanı kazanmadan; PEŞİN PEŞİN bizi yokluk ve hiçlik karanlıklarından çıkarıp, varlık âlemine koyacak. Dağlar, denizler gibi vücut nimetini giydirecek. Ağaçlar, bitkiler gibi hayat nimetini tattıracak. Bütün hayvanlar gibi bir ruh nimetini verecek. Sonra onların hiç tatmadığı, bizi kâinatın en üst mertebesine çıkaran aklı ve şuuru verecek, elbette bu teklif kabul edilir. Örnekteki miskin adama sunulan teklifin mantıklı gelmesi, Allah’ın ezeli ilminde imtihana binaen bize sunulan ene (benlik) teklifini aşkla kabul ettiğimize delildir. Hem o kolay olan kulluk vazifemizi yaparsak bize bir mükafat, sınırsız, ebedi bir CENNET. 😉


Neden ben en zor koşullarda imtihan oluyorum?

O misaldeki modacı adam kıymetli bir elbiseyi kendi sanat ve maharetini göstermek için o miskin adamın üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır, o adamı da oturtur, kaldırır, çeşitli vaziyetler verir. O adam ise: “Beni güzelleştiren bu elbiseyi neden kesiyorsun, beni kaldırtıp, oturtup bana zahmet veriyorsun?” dese, hem ne kadar manasız olur hem de ne büyük bir ihanet eder anlarsın.

Aynen öyle de Cenab-ı Hak her bir varlığı birer model ittihaz ederek, esma ve sıfatlarıyla kemalat-ı sanatını göstermek için, her bir şeye özellikle hayat sahiplerine, duygularla donatılmış bir vücut elbisesini giydirerek kaza ve kader kalemiyle nakışlar yapar, isimlerinin tecellilerini gösterir. Biz desek ki: “Bana hastalıklarla ya da ibadetlerle zahmet veriyorsun, benim istirahatımı bozuyorsun.” (Haşa!) Hiçbir hakkımız var mıdır ki diyelim; ne büyük bir ihanet olur.

Velhasılıkelam bizden istediklerinin ücretini peşin vermiş; bizi hiçlik karanlıklarında bırakmayıp, yokluk âleminden alıp varlık âlemine koymuş, vücut vermiş. Sonra dağ, taş yapmayıp hayat vermiş. Sonra bitki yapmayıp ruh vermiş. Sonra hayvan yapmayıp, akıl vermiş ve kâinatın en üst mertebesi olan insaniyete çıkarmış, hem de karşılıksız. Bir de vazifelerinin mükafatı sonsuz cennettir demiş. O hâlde bize düşen sabır ile şükredip şikayet etmemektir.


(1) Risale i Nur / Mektubat / 24. Mektup

(2) Ahzab Suresi 72. Ayet:
”Muhakkak ki biz emâneti (ene, cüz-i irade) göklere, yere ve dağlara teklif ettik de (onlar) onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi.”

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Yolunu Bulan Adam 18 Şubat, 2018 at 05:12 Reply

    Örnekler anlamamı kolaylaştırdı. Bu yazıyı yazanın ellerinden öper, Yolumu bulmama yardımcı olduğu için minnet duyarım. 🙂

Yorum Yap