Aşkın Gözyaşları

2
Paylaş

Aşkın pek çok makamı var. Kimi zaman soluk keser, kimi zaman tek düşüncede düğümlenir ve zihni kendinde hapseder. Kalbin yamaçlarında dalgalanmaya başladığında ruhun ufukları size açılır. Semaya dokunasınız gelir. Bir heyecan ve mana yoğunlaşmasıdır sizi farklılaştıran. Derken coşkun bir sevda adını koyamadığınız bir acı hissettirir. Bu yoğunluk arttıkça artık bedene sığmamaya başlar ve engel olunamayan bir damla yaş adeta gözlerinizden değil ruhunuzdan süzülür.

Dünyanın en yoğun sıvısı kimya fenninde nedir bilmiyorum ama benim coğrafyamda gözyaşıdır. Sevda ile akan gözyaşının hikâyesi belki de insanlığın hikâyesi kadar eski… Belki de akan o damla yaşlar, toprakla suyun birleştiği karışımdan çağlıyor! İnsanın özsuyu mudur gözyaşları?

Gözyaşı, sevda ile kertilmiş. Sevda neredeyse o orada. Nerede bir âşık görseniz, gerçek âşık olup olmadığını gözyaşlarının izdüşümünden anlarsınız. Bakın semaya! Sevdasından değil de neden ağlıyor? Ne zaman bir kara bulut görsem gözleri yaşlı, neden ağladığını merak edip dururum: “Acaba Habibullah’a (s.a.v) mı hasret o da benim gibi?”

Irmaklar neden hıçkıra hıçkıra çağlıyor? Sevdadan değil de nedir? Rabb ona emretmiş, o kelam ona ilişince, o Sonsuz Güzelin, o Güzelliğin kaynağı olan Rabbin, cemaliyle coşmuyor da o coşkuyla sevda dünyanın bağrından ve ruhunun en derin yerinden özsuyunu akıtmıyor da nedir? Kusura bakma ey dost, sen bu kelama yabancıysan, sen AŞKA yabancısın!

Ey insanoğlu! Bir gökyüzü serenatı izliyorsun! Sonsuz Bir Güzele sonsuz bir sevda yazılmış kâinatta! Öyle cezbeye gelmiş ki aşkından, vecd ile dönüyor Güneş, aşk ateşinin korunda kavrularak! Kim muhatap olacak böyle bir sevdaya? Ve işte! İşte secdeye gidiyor bir baş! Melekler hizaya geçip bu muhteşem manzarayı seyreyliyor! Nur yağıyor kab-ı kavseynden! Gıpta ile izliyor sema ehli! Allahuekber dedikçe basamakları çıkıp huzuru kibriyada el pençe divan durmak bir Âdeme nasip oluyor! Bu ne şeref?

Muhatap seçilen bir insan, o aşkın şevk ve cezbesiyle doluyor dergâh-ı ilahide. Secdeye müştak alnına gözlerinden yaşlar süzülüyor. Bediüzzaman tercüman oluyor bu hâle ve nakış nakış kalbe işliyor: “Kalp gözü ağladı ve ağlayıcı katreleri döktü. Kalp gözü ağladığı gibi döktüğü her bir damlası da o kadar hazindir, ağlattırıyor. Güya kendisi de ağlıyor.” “Ya Rabb! Bahtına düştüm! Yalnız Senden medet isterim!”

Aşkın fezasına yükselmenin sırrı, sermedi olanı bulmakta, faniliğini bilmekte, aczini keşfetmekte yatıyor. Bu ab-ı Kevser’in devamı Sözler eserinde 17. Söz’de açıkta bırakılmış bir define! Hazinenin yerini öğrenip de almayana nasipsiz denilmez mi?

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap