BEDİÜZZAMAN ve ABDÜLHAMİD HAN

2
Paylaş
bediüzzaman ve abdulhamid

 “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamber”

Hakkın hatırı âlidir hiçbir hatıra feda edilmez.

Son dönemde pek çok defa gündeme gelen “Üstad Bediüzzaman’ın, Abdülhamid Han’a muhalif ve muarız olduğu fikri” üzerine bir yazı yazma kararı aldım. Bu konu hakkında tarafsız ve objektif bir yazı olacağını en baştan sizlere belirteyim. Niyetim herhangi bir tarafı aklamak ya da kötülemek asla değil söz konusu dahi olamaz. Çünkü biri siyaset âleminde deha olan ve 30 küsür sene ümmetin halifesi unvanı ile İngiliz, Ermeni ve Yahudiler’in hatta münafıkların bu ümmete kurdukları tuzakları bozan ve vatanına, İslam’a hizmet eden, hastalanınca kendi bütçesinden 5000 Buhari basıp dağıtan ve tahttan indirilişi her aklıma geldiğinde buruk bir hüzne gark olduğum ulu hakanım Abdülhamit Han’ım. Diğeri ise kalbime iman ve İslam nurunu nakşetmeye vesile olmuş, dinsiz ve münafıkların İslam’a alenen saldırılarına yazmış olduğu eserleri ve onlarca yıllık hayatı ile karşı durmuş, işkenceler yapılıp defalarca zehirlenmiş ve zindanlardan zindanlara sürüklenmiş. Fakat yine de “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındıkaya ve dalâlete teslim-i silah edip, vatan ve millet ve İslamiyet’e hıyanet etmem. Hakikat-ı Kur’an’a feda olan bu başımı zalimlere eğmem!” diyen Üstadım efendim.

Şimdi gelelim şu meseleye:

Bu iddia sahipleri, Bediüzzaman gibi İslâm âlimlerinin meşru dairedeki hürriyet ve meşrutiyeti istemeleri ile Abdülhamid düşmanlığını birbirine karıştırmışlardır. (1)

Bediüzzaman o dönemde pekçok yazı kaleme almış ve bu yazılar o dönemin gazete ve dergilerinde de yayınlanmıştır. Hiçbir yazısında Abdülhamit Han’a hakaret, iftira ve zalimlik istinat etmemiştir hatta 1907’de İstanbul’a gelen Bediüzzaman, meşrutiyetin ilanından evvel söylediği bir nutkunda, Sultan Abdülhamid’i, “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan halife-i Peygamberî” diye vasıflandırmaktadır. (2)

Bediüzzaman’a göre Abdülhamid zamanında yapılan bütün istibdatlar onun şahsına verilmemelidir. Maalesef İttihatçılar bunu yapmıştır. Zira o şefkatli bir sultandır. Başka bir eserinde de Abdülhamid’in şahsî idaresini anlatırken, “Abdülhamid’in mecbur olduğu istibdât ifadesini kullanmaktadır.

1952 yılında bazı kimseler, Bediüzzaman’ın sanki İttihatçıları destekleyerek Sultan Abdülhamid’e muhalif olduğu iddialarını yaymaya başlayınca talebelerine kaleme aldırdığı Lâhika Mektubunda aynen şunları ifade etmektedir:

1) Bir adamın kusuru ile başkası mes’ul olamaz. Dolayısıyla Abdülhamid’in hükümetlerinin hataları ona verilemez.

2) Bediüzzaman, II. Meşrutiyetin başında, hürriyet-i şer’iyyeyi teşvik etmiş, bazı siyasi muhaliflerinin istibdat adını verdikleri, Abdülhamid idaresi için de “mecburî, cüz’i ve hafif istibdat”, İttihatçıların zulmü için ise “pek şiddetli külli istibdat” tabirlerini kullanmıştır. Şu cümlesi meşhurdur: “Eğer meşrutiyet, İttihatçılar’ın istibdadından ibaret ise şeri’ata muhalif hareket demek ise, bütün dünya şahit olsun ki ben mürteciiyim.”

3) Hürriyet, İslâmî terbiye ile terbiye olunmazsa çok şiddetli bir istibdada dönüşeceğini haykırmıştır ve maalesef öyle de olmuştur.

4) Abdülhamid’in yabancı düşmanlara karşı gösterdiği dehası, İslâm âleminin tam bir halifesi olması, şark vilâyetlerini Hamidiye Alayları ve İslâm kardeşliği ile Ermeniler’e karşı koruması, İslâm’ın bütün hükümlerini hayatında yaşaması ve Yıldız Sarayı’nda manevi şeyhini eksik etmemesi sebepleriyle bir veli olduğunu açıkça ifade etmiştir.

5) Ancak insan hatasız olmayacağından onun da bazı hataları olduğunu ve ancak bu hataların mecburiyet altında işlenen hatalar bulunduğunu açıkça beyan eylemiştir.”

 

Bediüzzaman, Abdülhamid’i belli noktalarda tenkit etse bile İttihat ve Terakki hükümetinin onu devirdikten sonra zamanın âlimlerinin aleyhinde sürdürdükleri iftira kampanyasına asla katılmamıştır. Mesela şeyhülislamlığın resmi yayın organı gibi olan Beyan’ül-Hakk’ta Mustafa Sabriler, Sebilürreşad’da Mehmed Akifler ve benzeri âlimler aleyhte yazılara ve Abdülhamid devrini karalamaya devam ederken Bediüzzaman asla bunlara katılmamıştır. İsteyenler bu dergiye müracaat edebilir ve bazı makaleleri okuyabilirler.

1909 Mart’ında kaleme aldığı bir makalede ise ona şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

“Ömrünün zekâtını Ömer bin Abdülaziz gibi sarf et. Ta ki, bi’atın manası gerçekleşsin. Meşrutiyeti kansız kabul ettiğin gibi Yıldız’ı da mahbûb-ı kulûb (kalplerin sevgilisi) eyle. Zebaniler gibi hafiyeler yerine rahmet melekleri olan âlimlerle doldur; Yıldız’ı Dârül-Fünûn gibi yap.” (3)

Bakın Bediüzzaman’ın yakın hizmetkârlarından Mustafa Sungur Ağabey’in nakline göre, Üstad Hazretleri Sultan Abdülhamit hakkında “Sultan Abdülhamit velidir. Ben onu hususi dualarım içine almışım. Her sabah, “Ya Rabbi sen Sultan Abdülhamid Han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniye den razı ol.” diye dualarımda yâd ederim demişlerdi. (4)

Bakın Bediüzzaman’ın yakın hizmetkârlarından Mustafa Sungur Ağabey’in başka bir nakline göre, Üstad Hazretleri Sultan Abdülhamit hakkında eskiden itirazvari bazı makaleleri için bir defasında şöyle buyurmuşlar: “Keçeli Said, sen şefkatli bir Padişaha müstebit diye itiraz etmiştin. Onun cezası olarak şu dehşetli istibdatların zulmünü çek.” (5)

  1. Abdülhamid’i tenkit eden Mehmed Akif ve Abdülaziz Çaviş gibi zatlar, Mısır’daki Muhammed Abduh ve benzeri şahsiyetlerin modernist ve reformist yaklaşımlarının tesiri altına girmişlerdir ve Osmanlı Devleti içinde onların tercümanı gibi davranmışlardır. Ancak Bediüzzaman bu tür fikirlere karşı Ehl-i Sünnet’in düsturlarını müdafaadan asla vazgeçmemiştir. Bütün bu dediklerimizin delilleri, Beyan’ül-Hak, Sebil’ür-Reşad gibi dergilerde yayınlanan makalelerde görülebilir. (6)

 

Bediüzzaman ve bir grup alimin hal’ (tahtan indirme) fetvasını hazırladıkları şeklindeki iddialar doğru değildir. Fetvayı zamanın fetva emini Hacı Nuri Efendi imzalamamıştır ancak maalesef İttihatçılar’ın kuklası haline gelen Şeyhülislâm Mehmed Ziyâaddin Efendi imzalamıştır. Bu fetvadaki hal’ gerekçeleri tamamen iftiradır. Zira Sultan Abdülhamid’in 31 Mart Vakası’na sebep olduğu zikredilmiştir ki tamamen yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Dini kitapları yaktırdığı iddia edilmiştir ki tam bir iftiradır; zira en çok dini kitap onun zamanında basılmıştır. Devlet hazinesini israf ettiği söylenmektedir ki Abdülhamid gibi dindar bir padişaha bunu isnat etmeye şeytan bile yaklaşmaz. Zâlim olduğu ileri sürülmüştür ki iktidarı boyunca idam cezasını uygulamadığı herkesin malumudur.

Sonuç olarak Üstad Bediüzzaman’ın, Abdülhamid Han ile kişisel bir problemi asla olmamıştır. Ne yazılarında ne de hayatı boyunca Abdülhamid Han’a hakaret etmemiş ve olayları şahsileştirmemiştir. Üstadımızı’n tüm hayatı boyunca haykırdığı Kur’an’ın emri olan Şura esasını, Abdülhamid Han’dan da istediği doğrudur yani halk ile beraber bir yönetim, istişareye dayalı bir meclis ve bu konu merkezli yazılarını da “Hakkın Hatırı alidir hiçbir hatıra feda edilmez.”  düsturuna binaen o dönemde kaleme aldığı doğrudur.

Buradan “Bediüzzaman Said Nursi’nin Akıl Hastanesi Raporu! – Ali Şahin” isimli videoyu da izleyebilirsiniz


  1. Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman sf45
  2. Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman sf47
  3. Misbah, 2.10.1908 2.sayısı
  4. Badıllı Mufassal T. Hayat sh 326
  5. Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman
  6. Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman
Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap