Ben Kimim Sebastian

0
Paylaş

Arkadaşlar bugün sizlerle Kâinat Üniversitesinin, Samanyolu Fakültesinin Dünya Bölümünün en popüler öğrencisi olan İnsan hakkında konuşacağız ..

İnsan kendisinde var olan donanım vasıtası ile her zaman kâinat TOP TEN’inin ilk sırasında yer almaya ve kendisinden söz ettirmeye devam ediyor. İnsan vücudu mahiyeti itibari ile ortalama 75 kg, et, kemik ve sudan oluşan dünyadaki diğer canlı varlıklarla hemen hemen aynı ortak özellikler taşımaktadır. Lakin kendisinde mevcut bulunan İdrak-Muhakeme-kelam ve kalem gibi cihazat itibari ile diğer bütün hayat sahiplerinin üstünde bir yere sahiptir.

Evet, insan, etrafında cereyan eden olaylar ve eşyanın mahiyeti hakkında sebep sonuç ilişkisi kurabilen ve bu olaylara müdahil olup müdahale etme, merak etme, sahiplenme gibi özelliklere sahip olmak la birlikte geçmişten gelen üzüntülere ve geleceği bilmeyişinden kaynaklanan endişelere sahiptir ve en garibi de insan oğlunun havuz problemlerinden bile daha öncelikli meselesi haline gelen ( Ben KİMİM, Nereden ve Niçin dünyaya geldim ve nereye gidiceğim  ?) sorularının tam manasıyla cevaplanamamasıdır.

Görünen o ki kainatı dizayn eden ZAT, insanı kainat ağacının en ehemmiyetli bir meyvesi en önemli bir gayesi en süslü bir ziyneti, antika bir san ‘atı ve en nazik ve nazenin bir mucize-i kudreti bütün esmasının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musağğar sûretinde yaratmıştır.(1) der Bediüzzaman.

Evet, eşyaya verilen önem gayesi itibari iledir eğer eşya gayesini yitirir ise bir önem arz etmez. Yani bir çay bardağı kırılınca çöpe atma nedenimiz gayesine hizmet edememesidir.

Evet, insan bu düsturu hayati ile kendisinin yapılış ve yaradılış gayesinin peşinden koşturmak mecburiyetindedir çünkü kendisinde mevcut bulunan muhakeme, idrak gibi özellikler gayesine hizmet etmeyen eşyanın ve varlıkların örnek olarak meyve vermeyen bir elma ağacının sonunun ateş olduğunu insanın gözüne sokuyor.

Pekâlâ, nedir İnsanın yaratılış gayesi, ne amaçla yaratılmıştır ?

İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

Hem insan, nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyâta maruz ve hadsiz âdânın hücumuna müptelâ ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcâta giriftar ve nihayetsiz metâlibe muhtaç olduğundan, vazife-i asliye-i fıtriyesi, imandan sonra, duadır. Dua ise, esas-ı ubûdiyettir. (2)

Şimdi, hayatının sırr-ı hakikati şudur ki: Tecellî-i Ehadiyete, cilve-i Samediyete âyineliktir. Yani, bütün âleme tecellî eden esmânın nokta-i mihrakiyesi hükmünde bir camiiyetle Zât-ı Ehad-i Samede âyineliktir. (3)

Evet çok net bir şekilde anlaşılıyor ki İnsanın yaratılış gayesi ALLAHI tanıyıp esma ve sıfatlarına ayinelik ederek, kendi aczini ve fakrını hissedip ona ibadet etmektir.


Risale-i Nur |Sözler | sf. 496
Risale-i Nur |Sözler | 23.Söz
Risale-i Nur |Sözler | 11.Söz

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?