Bozuk Olmayan Lamba Tamircisi

Paylaş

Kardeşim Halil İbrahim ile dükkânda oradan buradan konuşurken, konu öyle bir yerden hakikate geldi ki şaşırdık. Halil, otizm hastası sağır ve dilsiz bir kardeşi olduğundan bahsetti ve onun yaptıklarından. İlk başta düz bir konu gibi konuşurken içinde gizli hakikatler olduğunu fark ettik. Lafı kısa keserek Halil İbrahim kardeşimin anlattığı olayı size aktarayım:

”Köy yerinde yaşadığımız için elektrik su gibi imkânlarda hep problem yaşıyoruz. Ve kardeşim Süleyman’ın hastalığından ötürü öyle bir davranışı var ki bizi gerçekten zor durumda bırakıyor. Gece gündüz bütün evin ışıklarının açık kalmasını istiyor Süleyman. Ne zaman elektrikler gitse, ecel terleri döktüğümüz anlar başlıyor demektir.

Çünkü Süleyman elektrikler kesildiği anda hemen koşup bir sandalye alıp, lambanın altına koyup evde kim varsa elinden tutarak, lambanın ışığını tamir etmesini ve elektrikler gelene kadar bu işlemi yapmalarını emredercesine istiyor, ara sıra tamir olmuş mu diye lambanın anahtarını açıp kapatıyor.

Tabii bu süredeki ağlamalar sızlamalar bitmek bilmiyor.(Bu arada bizim ziraat okuyan Halil İbrahim, Süleyman sayesinde bozuk olmayan lamba tamircisi olmuş.) Elektrikler geldiğinde sanki hiçbir şey olmamış gibi rahatlayıp, az önceki ağlamaların yerini kahkahalar alır, odasına çekilir Süleyman…”

Durum böyleydi. Süleyman elektriğin gelme sebebinin sadece lamba, ampul, anahtar olduğunu zannediyordu. Ama bilmiyordu ki elektriğin santralden kontrol edildiğini…

“Bir mevcudun vahdeti varsa elbette bir Vahid’den, bir elden sudur edebilir. Hususan o mevcut, gayet mükemmel bir intizam ve hassas bir mizan içinde ve cami bir hayata mazhar ise, bilbedahe, sebeb-i ihtilaf ve keşmekeş olan müteaddit ellerden çıkmadığını, belki gayet Kadir, Hakim olan bir tek elden çıktığını gösterdiği hâlde; hadsiz ve camid ve cahil, mütecaviz, şuursuz, karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine, hadsiz imkânat yolları içinde ve içtima ve ihtilatla o esbabın körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği hâlde o muntazam ve mevzun ve vahid bir mevcudu onlara isnad etmek, yüz muhali birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır.”

İŞTE! Üstad Bediüzzaman Said Nursi asrın en büyük hastalıklarından olan esbabperestliği bize öyle bir şekilde fark ettiriyordu ki…

Sebeplerin sadece bir perde, perde arkasında da bir failin olduğunu ve ”esbabperest gafillerin sağır, dilsiz bir otizm hastasından hiçbir farkı olmadığını” bize iki kere iki dört eder kesinliğinde bu muhteşem sözleriyle bize anlatıyor.

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?