Bu Devirde Ateist Olmak Zor İş

Paylaş

Maalesef günümüzde İslamiyet’i biz Müslümanlardan daha iyi bilen İslam düşmanları var.

 

Güya onlar çok okumuş, çok bilmiş, her şey masalmış. Cevap
Güya Kur’ân’ı azîmuşşân gibi bir kitabı, herkes yazabilirmiş. Cevap 
Güya iki cihan güneşi alemlerin rahmeti Efendimiz (sav) şehvetine düşkün biriymiş (HAŞA). Cevap
Güya mümin kadınlar birer köle imiş, ezik ve baskı altındaymış. Cevap
Güya mümin çocukların beyinleri ebeveynler tarafından yıkanıyormuş. Cevap 
Güya İslam dini terör diniymiş, şeriat saçmaymış vs vs. Cevap

Sapık zihniyetlere ALDANMAYIN!

 

Böyle zihniyete kürekle vurmak lazım aslında! Müminlerin, özellikle gençlerimizin imanını sorularla, sapık zihniyetler ile çalıyorlar. Kalplerdeki iman söke söke alınıyor, ümmeti Muhammed, meyhanelerde barlarda kafelerde tükeniyor… Bu neden ile sizlerle beraber şüpheleri itina ile silebilmek için yola çıkma zamanı geldi sanırım. Hatta geldi, geçiyor bile! Çabuk yetişelim, bu zamanda imanı muhafaza etmek elde kor ateşi tutmak gibidir, sakın kolay sanmayın. Fakat unutmayın ki şüphe diye bir şey kalmayınca insan Rabb’e teslim olmayı öğreniyor. Rabbin’e teslim olanın işi zaten ancak hayr ile neticelenir ve biiznillah o kişi ahirette cennet ile müjdelenir.
Rabbim bizlere cennet ehlinden olmayı nasip eylesin inşaAllah.
“Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine müstehak olur.”
(Sekizinci söz RNK)

Madem öyle o zaman ya Allah, Bismillâh diyelim ve mevzuya girelim. Öncelikle temelde olan bozuklukları bir düzeltelim, şüpheleri silelim.
Konuya “Allah var mı?” diyerek girelim. Bu konuda kısaca sizlere ilk olarak söylemek istediğim sanat varsa, sanatkâr da vardır. Zerre kadar değeri olmayan bir kağı tparçasının bile bir yapanı var, bir sanatkârı var. Bir masanın, bir sandalyenin, bir dolabın, hepsinin bir yapanı var değil mi? Böyle aciz şeylerin, kusurlu şeylerin bile bir yapanı varken, bir sanatkârı varken, bu kainatın nasıl sanatkârı olmaz? NASIL?
Şu kâinattaki nizamı ve intizamı görmüyor musun? Her şey müthiş bir dengede.
-Dünya kendi çapında 24 saatte dönüyor ve böylelikle gece ve gündüz meydana geliyor. Geceleri uyanık olan vazifelerini yapan varlıklar var, gündüzleri istirahate çekilirler. Gündüzleri de uyanık olan vazifelerini yapan varlıklar var. Ve onlar ise geceleri istirahate çekilirler.

 
-Dünya güneşin etrafında 365 gün ve 8 saatte dönüyor. Yıllar böylece meydana gelmiş oluyor. Geliyor ve geçiyorlar.
-Şu Dünyamız Güneş’e birkaç santim daha yakın olsa sıcaklıktan eriyip gitmese bile her yer çöl olur, hayat mümkün olmaz. Birkaç santim geride olsa her yer donar, buz tutar yine hayat mümkün olmaz. Ama hayat yok olmuyor, hâlâ var çünkü mükemmelliğin zirvesinde olan bir nizam ve intizam var.
-Bu Dünya dediğimiz planet kâinatın herhangi bir yerinde olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Fakat şu anki pozisyonundan farklı bir yerde olsaydı, şu anki şartlar mevcut olmazdı. Şu anki üzerinde barındırdığı varlıklar, var olamazdı. Demek ki şu dünyada yaşamın mümkün olması bile bir yaratıcının varlığını kanıtlar, bir yaratıcıya işaret eder.

 
-Şu dünyadaki nimetlere bir bak! Denizler olmasa yaşam mümkün olmazdı, yağmur yağmasa hayat mümkün olmazdı. Bitkiler sulanmaz, yetişmezlerdi, biz tatlı sulu denizlerden suyumuzu alamaz, içemezdik, yaşayamazdık. (Tabi daha çok çok fazla faydalar var fakat ben sadece en basit olan birer örnek kullandım.)
-Ağaçlar olmasaydı fotosentez dediğimiz şeyin neticesi olan oksijen ve karbondioksit gibi yaşamın temeli olan maddeler hava da olmazdı. Biz nefes bile alamazdık.
-Atmosfer tabakası olmasaydı Güneş’ten gelen o zararlı ışıkları filtreleyen zararlı maddelerin birçoğunu ayıran ve sıcağı atmosferin içinde tutan bir tabaka olmazdı ve hayat yine mümkün olmazdı.
-Hiç aklınıza bile gelmez belki ama ufacık bir arı bile olmasaydı bu dünyada yaşamak mümkün olmazdı. Çünkü arı nesli olmasa ottan ota, çiçekten çiçeğe konan bir yaratık yok olurdu, (Tabi arı haricinde bu vazifeyi azıcık yerine getiren yaratıklar, öcükler, böcükler ve rüzgâr var fakat hiç biri arı kadar yapmıyor, yapamıyor.) bitkiler büyümezdi, ağaçlar meyve vermezdi, vs. vs. ve yine hayat mümkün olmazdı.
Baksana şu dünyadaki nizama ve intizama. Bir arı neslinin tükenmesi bile ne kadar feci bir şekilde tüm dünyayı etkiliyor aslında. Var mı tesadüfen olmuş olma ihtimali? Böyle bir incelik tesadüfen meydana gelmiş olabilir mi? Akıl mantık almaz bence. Ben bir tabağı bile “tesadüfen” yani yanlışlıkla düşürsem tam tamına ortadan ikiye ayrılma ihtimali çok çok zayıfken böyle bir mükemmel sistemin, inceliklerle dolu, birbiri ile bağlantılı evrenin, mevcudatların bir tesadüfün neticesi olarak meydana gelmiş olma ihtimali var mı sence?
-Hem bir kere bu kâinat bizim bütün ihtiyaçlarımızı karşılıyor değil mi? Bunun ancak iki sebebi olabilir:
-Ya kainattaki mevcudatların her bir çeşidi insanı biliyor, tanıyor ve ona itaat ediyor olmalı, onun ihtiyaçları peşinde kendini bile feda ediyor olmalı ki bu çok saçma bir şey olurdu. (Çünkü mesela inek gibi bir mahluk neden biz insanlara itaat etsin? Madem insanları tanıyacak, bilecek kadar akıl sahibi, biz onları kesip etlerini yiyoruz. Neden o zaman bizim gibi canilere itaat etsinler ve mesela eşsiz bir nimet olan sütlerini versinler?)
-Ya da diğer ihtimal; şu kainat perdesinin ardında, bir yaratıcı, bir Kâdir’i Mutlak var ve onun ilmi ile oluyor bu kainattaki yardım.
Az önce gördüğümüz gibi kainattaki mahluklar eğer insanı bilip tanıyacak akla sahip olsalardı, onların insanları bildikleri hâlde onlara itaat etmeleri saçma olacağına göre bir kudret ve ilim sahibinin var olması gerekir. Başka bir ihtimal yoktur bence.
Ve işte Üstad hazretlerinin bu hususta dehşet sözleri:

“Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir.”
(14cü Lem’a nın ikinci makamı, Besmelenin üçüncü sırrı)
•”Ben yine de hala inanmıyorum, bence atomlar kendi kendine birleşip bizi oluşturmuş.”
Madem sana düz mantık ile binbir türlü delil yetmiyor, o zaman devam edelim sorun değil. Hakikatlerin delilleri anlat anlat bitmez, bitmek tükenmek bilmez..
Ben sana desem ki hemen şimdi şu an bana 1.000.000 dolar ver, verebilir misin? Hayır! Neden? Çünkü elinde yok. Desem ki bana Çince konuşmayı öğret, öğretebilir misin? Eğer kendin konuşamıyorsan, hayır! Çünkü kendin de bilmiyorsun ki bana öğretesin. Desem ki şimdi şu an bana bir gül ver. Onu bile veremezsin. Neden? Çünkü sanırım şimdi şu an bu yazıyı okurken elinde bir gül yok. Demek ki mantıklı olarak sende olmayanı başkasına ne yapamazsın? Başkasına veremezsin.
Dünyada, kainatta, evrende, en küçük zerre nedir? Atomdur. Peki atom görebiliyor mu? Hayır. İşitebiliyor mu? Hayır. Koklayabiliyor mu? Tat alabiliyor mu? Sevebiliyor mu? Duygu sahibi mi? Akıl sahibi mi? Şuur sahibi mi? HAYIR. İstediğin fizik veya kimya kitabını aç her biri benim dediklerimi inkâr etmeyeceklerdir. Çünkü gerçekten bir atom bu kabiliyetlere sahip değil.
Eh, az önce dedik kendinde olmayanı başkasına veremezsin. Nasıl oluyor da akılsız, şuursuz, duygusuz, cansız atom görebilen, işitebilen, hissedebilen, tadabilen, akıllı, şuurlu ve en önemlisi CANLI bir insanı, oluşturabiliyor?
Yahu kardeşim sen nasıl bir çelişkidesin? Hem diyorsun ki çimen yeşil, hem diyorsun hayır çimen diye bir şey yok. Bu nasıl zihniyet?

•”Eh tamam ama belki de tesadüfen o atomlar öyle bir şekilde bir araya gelmiştir ki böyle bir canlının ortaya çıkması mümkün olmuş.”
Hadi bir göz böyle oluşmuş diyelim. Ama bu tesadüfün kendini bin yüz defa, bin defa tekrarlaması peki mümkün mü? Şu tesadüf dediğin komik kelimeye bir matematiksel açıdan yaklaşalım. Düz mantık yetmemiş, fizik, kimya gibi ilimler yetmemiş. Matematik ilmi eksik kalmasın değil mi? :))
-Ben okuma yazma bilmeyen harfleri tanımayan 2 yaşındaki kuzenimi 29 harfli klavyenin başına oturtsam onun oraya tesadüf kelimesini doğru yazma olasılığı ne kadar olur, bir hesaplayalım mı?Sadece 29 harf var ha, yani nokta virgül falan filan bilgisayar klavyesi değil bahis ettiğim.
”Tesadüf” 7 tane harfcik.
-Hesaplayalım; T’yi ilk olarak doğru basma olasılığı 29 da bir. T ve E harflerini doğru şekilde yan yana yazma olasılığı 58’de bir. T, E ve S harflerini doğru şekilde yan yana yazma olasılığı 174’te bir. İlâ ahir, T-E-S-A-D-Ü-F kelimesini doğru şekilde yan yana yazma olasılığı 146.160’ta bir sefer.
-Sadece ve sadece 7 harfin ”tesadüf” ile yan yana gelme olasılığı 146.160’ta bir. Bizim vücudumuz ise binlerce, yüz binlerce, milyonlarca atomlardan oluşuyor! Matematik bile tesadüf diye bir şeyin olmadığını tesadüf kelimesinin ta kendisi ile açıklayıp kanıtlayabiliyorsa var mı daha şüphe kardeşim?
Pek sanmıyorum fakat yine de biraz daha derin bir tefekkür için yazıyı okuduktan sonra bu linke tıklamanızı tavsiye ederim:

Tanrıya İnanmıyorum Çünkü…

Evet kardeşim. Yani bu varlığın nizamın ve intizamın bir tesadüften ibaret olması mümkün değil. Bu akıl almaz bir durum. Demek ki sonsuz bir ilme, iradeye, kudrete, cemale ihtiyaç var! Biz de işte bütün güzelliklere noksansız bir şekilde sahip olan o Zat’a, o yaratıcıya, o Hâkim’e, o Hâlık’a ALLAH diyoruz.

Bir yaratıcı ”hikayesi” diye bir şeyin olmadığını ve bunun bir hakikat olduğunu sanırım ispatladık. Tabi burda durmak yok, bir aç şüpheyi silmek ile yetinmek yok. Daha sırada birçok temizlenmesi gereken şüphe var. Mesela O’nun Resûlu ve göndermiş olduğu kitabını daha ele alacağız. Fakat şimdilik bu kadar fazla bilgi yeter. Tek bir seferde boğmamak lazım değil mi?:) Bir dahaki yazımda devamını sizlerle paylaşmak dileğiyle,
Vesselâm…

Paylaş

1 yorum

  1. Xxxxxx 7 Mart, 2017 at 11:05 Reply

    Şeyma kardeşim bir yerde hata etmişsiniz.Yanlışıkla dünya güneşi etrafinda 365 gün 8 saatte döner demişsiniz.365 gün 6 saat olucak.Yanlisikligi düzeltirseniz iyi olur.Saygilar…

Yorum Yap