Çalışmazsam Aç Kalırım!

Paylaş

En büyük hastalıklarımızdan biri de ibadet etmemek için bahaneler bulmamız ve bu bahanelerin en meşhur olanlarından biri de “Rızkım için çalışıyorum bu yüzden ibadete vakit bulamıyorum.” bahanesidir. Görünürde basit gelen bu bahane aslında o kadar tehlikeli  ki!! Kimi zaman dindar insanlar bile bu fitneye kapılıp zarar edenlerin ordusuna katılıyor.

O ehli iman bile “Nasıl kılayım çalışıyorum, hem ben kaza yapıyorum eve gidince kılarım kardeşim” diyorlar.
Ancak bir arabayı bile bile gidip duvara vursan bilirsin ki bu kaza değil intihar olur!!

Kimileri ise çalışmakta ibadettir diyerek sanki çalışan insanlara ibadet etmeme hakkı varmış gibi kendilerince bir fetva veriyorlar. Evet çalışmakta ibadettir ancak farzlarımızı yerine getirdiğimiz takdirde çalışmamız ibadet hükmünü alıyor. Yoksa dünya ya çalışmak bu dünyanın angaryasını çekmekten başka hiçbir şey değildir!!
Hele bir kısım var ki çalışmazsam çoluk çocuğum aç kalır o yüzden ibadet etmeye vakit bulamıyorum diyerek rızkın gerçek sahibini inkar edip küfür karanlığına yuvarlandığının farkında bile değil!!!

Ey aziz kardeşim bil!! Gaflete dalıp Allah’tan uzak yaşayan insan kolay olan kulluk vazifesini yani; namaz oruç gibi hem bedene, hem kalbe, hem ruha, hem dünyaya, hemde ahirete faydalı olacak vazifeleri terk ederek Allah’ın vazifesini üstlenmeye çalışır, “Ben çalışmazsam ailem aç kalır, rızkımı kazanamam” der! Zayıf kalbiyle o ağır işlerin altına girer ve o ağırlığın altında ezilir gider. Ve böylelikle asilerin ve hainlerin taifesine kendini dahil eder.

Evet insan bir askerdir ve şu dünyamız ise askeri bir misafirhanedir. Hem bilirsiniz ki askerin vazifesi başka, hükümetin vazifesi başkadır. Askerin vazifesi; eğitim, nöbet, savaş gibi vatanı koruyacak işlerdir. Hükümetin vazifesi ise askerlerin erzakını, kıyafetlerini ve silahlarını temin etmektir.

Aynı şekilde insanın Allah’a karşı vazifesi kulluğu, günahlardan uzak durması ve takvasıdır, nefis ve şeytanla uğraşması ise cihadıdır. Ancak ona, evlatlarına, akraba ve yakınlarına hayat için lazım olan levazımatları tedarik etmek ise Allah’ın vazifesidir.

Evet madem hayatı veren odur ve biz buna iman ediyoruz!! O halde o hayatı koruyacak levazımatlarıda “O” verecektir.

Ancak hükümetin asker için getirdiği ve depolarda topladığı erzakların öğütülmesi, pişirilmesi, dağıtılması gibi angarya işleri askere yaptırdığı gibi, Alemlerin Rabbi olan Allah’ da yeryüzünde depoladığı erzakların toplanması, öğütülmesi, pişirilmesi gibi angarya işleri insana yaptırır ki,  sıkıcı ve tek düze bir hayat yaşamasın, faaliyet halinde bulunsun.

Madem hakikat budur, o halde  askerde iken askerlik vazifesini terk edip kendi erzakını temin etmek için mesela ticaretle meşgul olan bir insan lisanı haliyle “Sen benim rızkımı veremezsin. Ben kendim kazanırım!”  diyerek hepimizin nazarında nasıl hain oluyorsa, bizlerde Allah’a olan vazifelerimizi terk edip, sırf dünya için yaratılmışız gibi, rızkımızın peşinden kendimizi kaybedercesine koşuyorsak  hakikat noktasında aslında Allah’a ne demek istiyoruz bir düşünün. Örnektekinden kat kat daha ziyade hain olmaz mıyız?

Ey insan!! Anne rahminde iken seni en güzel şekilde besleyen, bebek iken dünyanın en güzel gıdasını, anne sütünü ayağına kadar gönderen, çocuk iken, ihtiyar iken güç ve kudretten mahrum bir vaziyette iken seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah sen hayatta kaldıkça o rızkı sana verecektir. Hem baksana her bahar mevsiminde yeryüzündeki çeşit çeşit erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Getirip senin ağzına koyacak değil ya.

“Yahu bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü meyvelerden koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!!”

Gece gündüz Allah’ı unuturcasına, ibadetlerini aksatacak kadar sarhoşçasına çalışıp kazandığın o paraların ne ehemmiyeti var Rezzak-ı Kerim görünmeyen bir vagonla her bahar arzımızı çeşit çeşit nimetlerle doldurmadıkça!!

Hem bakarsan görürsün ki rızkının peşinde hırsla koşan o güçlü hayvanlar bile en zayıf hayvanlar kadar rızk elde edemiyorlar. İri yarı bir insan o kadar uğraşa rağmen rızkını zar zor temin ederken, konuşmaktan yürümekten aciz bir bebeğin hiç meşakkat çekmeden tatlı süt tulumbacıklarındaki o eşsiz rızka kavuşması rızkın gerçek sahibini kör gözlere bile gösteriyor.  Eğer aklın varsa ve bozulmamış ise bu hakikati anlarsın!

Sakın yanlış anlama madem rızk geliyor o halde yan gelip yatalım da diyemezsin çünkü senin rızkını araman da bir fiili duadır. Bize düşen  dua edip şükretmektir gerisi ise vazife-i İlahi olduğu için bizim elimiz ona yetişmez.

Hem meşhurdur ki Cengizhan’ın ordusunu birçok defa mağlup eden Celaleddin Harzemşah bir harbe giderken vezirlere ona sen galip geleceksin dediğinde o İslam kahramanı,  “Benim vazifem Allah yolunda cihad etmektir. Galip etmek veyahut mağlup etmek Allah’ın vazifesidir. Ben vazifemi yaparım vazifeyi ilahiye karışmam!” demiş ve bu teslimiyet sırrını anladığı için birçok defa muzaffer olmuştur..

Bizlerde asıl vazifemizi terk edip Allah’ın vazifesine karışmayalım ki nankör asiler defterine ismimizi yazdırmayalım.

Paylaş

1 yorum

  1. Derya 23 Ekim, 2015 at 09:04 Reply

    Tesekkur ederiz Erdem bey cok guzel ele almissiniz yine , bu yogun calisma temposuna kanmamak icin Iyi bir hatirlatma olmus. Yaptigimiz Her isi Allah rizasini kazanmak icin yapanlardan olabilmek duasi ile .

Yorum Yap