Çevrenizde Böyle Ahmaklar Var mı?

1
Paylaş

Bazılarının kahramanlıkları çenelerinde saklı sanırım. Vatan millet kurtarmaya gelince çeneleri çok sağlam çalışıyor, hatta klavye karşısına geçtiklerinde hepsi birer “Dünyayı Kurtaran Adam”…

Ne anlatmaya çalışıyorsun, diyebilirsiniz. Çevreme bakıyorum da genelde İzmir’de karşılaştığım konuşmalarda:

-Bu ülke tekrardan Osmanlı dönemine dönüyor.

-Şeriat gelecek.

-Ülkeler arasında en geri biz kalıyoruz.

Bu ve buna benzer laf olsun torba dolsun misali boş boğazlar ile dolu her taraf. Gerçi Bediüzzaman Said Nursi’ye bu konuyu taşımışlar zamanında:

-Ehl-i bid’at yani dinin aslında olmadığı hâlde, sonradan çıkarılan zararlı adetleri dine mal etmeye çalışanlar diyorlar ki: “Bu taassub-u dini (dine şiddetle bağlılık) bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa taassubu bıraktıktan sonra terakki etti, ilerledi.”

Elcevap: Yanlışsınız ve aldanmışsınız! Veya aldatıyorsunuz. Çünkü Avrupa, dinine mutaassıptır. Hatta bir adi Bulgar’a veya bir nefer-i İngiliz’e (İngiliz askerine) veya bir serseri Fransız’a, “Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın.” denilse, taassupları muktezasınca diyecek: “Hapse değil, öldürseniz bile dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım.”

Cidden durum böyle değil mi?

Peki, Osmanlı 600 yıllık bir hâkimiyet. 300 yıl yükselme, 300 yıl alçalma.

Ki zaten burada amaç İslamiyet’i, Nam-ı Celil-i Muhammediye’yi her tarafa duyurmaktı. O zamanlar bu millet, bir ayete sımsıkı sarılmıştı…

“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın…” (Al-i İmran, 103)

Allah’ın ipi, Hablullah… Allah Teâlâ’ya kavuşma sebebi olan delil ve vasıta demektir ki, Kur’an, Allah’ın emrini yerine getirme ve cemaat, ihlas, İslam, Allah’a söz verme, Allah’ın emrine uymak değil mi?

İşte ne zaman ki eller gevşedi, gayeler unutuldu, dünyaya dalındı işte vaziyet bu oldu.

İttihad-i İslam’dan eser kalmadı, param parça oldu tutunduğumuz sahte, hayali ipler ve kırıldı tutunduğumuz her dal.

Yapılanlar Gayretullah’a dokundu.

Dine olan bağlılığından gelen hassasiyet bizi yükseltiyordu aslında…

Yavuz Sultan Selim Han ve ordusu sefere çıkmış.

Uzunca bir müddet yol aldıktan sonra, etrafı elma ağaçlarıyla çevrili bir yerde dinlenmeye çekilmiş ordu, bir müddet dinlendikten sonra da tekrar yola koyulmuş.

Biraz yol aldıktan sonra, Yavuz Sultan Selim Han vezirini yanına çağırmış:

– Canım elma istedi. Askerlere bir sor bakalım elma varsa versinler, demiş.

Vezir dışarı çıkmış, çadır çadır gezmeye başlamış. Ama kimsede elma yokmuş. Vezir, Yavuz’un huzuruna eli boş dönmüş. Utana sıkıla:

– Efendim, bir tane bile elma bulamadım, demiş.

Bu cevap Yavuz’u sevindirmiş. Gülümseyerek:

– Eğer bir elma bile çıksaydı bu seferden vazgeçerdim. Haram yiyen bir orduyla zafer kazanılmaz, demiş.

İşte imandan gelen hassasiyete bakar mısınız? Böyle zatlar vardı İslam sancağının başında…

Ama şu zamanda her yeri ahmaklar sarmış. Peki, dünyanın en ahmak adamı kimdir biliyor musunuz?

Lütfen Bediüzzaman’ın şu muhteşem tespitlerine kulak verin:

“Acaba, bu ehl-i bid’a ve doğrusu ehl-i ilhad(inkâr edenler), bu dinsizlikte hangi menfaati buluyorlar?

Eğer idare ve asayişi(güvenliği) düşünüyorlarsa, Allah’ı bilmeyen dinsiz on serserinin idaresi ve şerlerini def etmesi, bin ehl-i diyanetin idaresinden daha müşküldür(zordur). Eğer terakkiyi(ilerlemeyi) düşünüyorlarsa, öyle dinsizler idare-i hükumete muzır(zararlı)oldukları gibi, terakkiye dahi manidirler; terakki ve ticaretin esası olan emniyet ve asayişi kırıyorlar. Doğrusu, onlar meslekçe tahribatçıdırlar.”

Evet, burada bir dipnot düşeyim: Yakın zamanlarda anarşistlerin sokaklara dökülüp, etrafı ateşe verip huzuru bozarak asıl millet olarak bizi nasıl geriye bıraktıklarını gördük… Buna en geri zekâlı adam dahi şahit oldu.

Dünyada en büyük ahmak odur ki, böyle dinsiz serserilerden terakki ve saadet-i hayatiyeyi(hayatın mutluluğunu) beklesin.

Böyle ahmaklardan mühim bir mevkii işgal eden birisi demiş ki: “Biz Allah Allah diye diye geri kaldık, Avrupa top tüfek diye diye ileri gitti.”

“Cevabü’l-ahmak es-sükût” (ahmaklara verilecek en güzel cevap susmaktır) kaidesince, böylelere karşı cevap sükûttur. Fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht akıllı adamlar bulunduğundan deriz ki:

Ey biçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde otuz bin şahit, cenazeleriyle “El-mevtül hakkun.”(ÖLÜM HAKTIR, GERÇEKTİR.) hükmünü imza ediyorlar ve o davaya şehadet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahitleri tekzip edebilir misiniz(yalanlayabilir misiniz)?

Madem edemiyorsunuz; ÖLÜM Allah Allah dedirtir. Sekeratta (ölüm anında)Allah Allah yerine hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümat-ı ebediyi (sonsuz karanlık olan cehennemi) o sekerattakinin önünde ışıklandırır?

Madem ölüm var, kabre girilecek, bu hayat gidiyor, baki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse, bin defa Allah Allah demek lazım gelir.

Arkadaş, sen ne dersen de ben derim ki:

İnsanın ilk vazifesi iman etmektir ve onun muktezasınca yaşamaktır. Gerçi şunu anlayamıyorlar, hakiki saadet ve lezzet kabrin arkasında, o zaman kabrin arkası için çalışmalıyız.

SENİN BU HAYATIN GARANTİ ALTINDA ZATEN, FAKAT SONSUZ HAYATIN?

Paylaş

1 yorum

  1. Zulfikar 31 Ocak, 2016 at 19:58 Reply

    Allah razi olsun.
    Ittihad -ı İslam. .
    Anlatırken yabancılara diyoruz ki, bir anayasa düşün, her kuralına uyma şartıdır seni o toprakta barındıran. Bir kuralı sana zarar etse de amme kabul etmiş, hukukunu gozeteyim diye hepsini kabul edersin. Kur’an hem böyledir hem değildir. Böyledir itaat gerektirir, insan varsa ,hakları varsa Yaradan var, tabi olmak gerek. Hem değildir, bati düşüncesinin tarifi ile “tamamen kabul edip,koltuğunun altına alıp devam ettigin ” bir kitap değildir. (You accept, put it under your arm and go away. .bunu bizzat isittik ). Her kişinin hakkını gözetir ve bir tek kelimesi dahi bir tek kimseyi incitmez, bilakis hukukunu gozetir, her daim kollar, insanca yaşamasına kullugunu hakkıyla tamamlanmasına vesile olur.
    Elhamdülillah. Kitabın Sahibi’ne hamdolsun.

Yorum Yap