Güneş’e Kurşun Atan Adanalı’yla Ahiretin İspatı

1
Paylaş
guneşe kurşun sıkan adanalı

Hepimizde bir iPhone7 olsa dehşet olur ha…😂

Ya da bir sinek kanadına binip dünya turuna çıkmak…😲 Bir hayli ucuz olurdu gerçekten. Hele ki beleşçiysen bu tur senin için tadından yenmez olsa gerek.😂

(Bu arada daha önceki yazılarımda Kayserili olduğumu söylememiştim sanırım.😄)

Mersinlileri de unutmamak gerek… Tantuni yiyip çiçek tadı almak isteyen bir Mersinli’yi gördüğümde hayal gücümün ne kadar dar olduğunu anlamıştım. Peki F16’ya kafa atmak gibi bir hayali olan insana ne demeli?

 

Sanırım tüm bunların gerçekleşmeyeceğini düşünmek, pamuk şekerin pamuktan yapılmadığını öğrenen küçük çocuğun uğradığı hayal kırıklığı kadar acı verse gerek…

Ama hayal etmek, arzulamak; gerçekleşmese de gerçekleşmeyeceği bilinse de bir Adanalı’nın Güneş’e kurşun atması kadar umut vericiydi.

 

İnsanın özünde vardı hayal ve arzular. Engel olunamaz hayaller, istekler ve arzular…

Peki bu arzuları bu dünyada gerçekleştiremeyeceğimize rağmen Allah neden içimize koymuş? Hiç düşündük mü?

Faydasız iş yapmayan yaratıcımız bu hisleri faydasız olmaksızın koymazdı ki içimize…

 

Bir umuttur yeniden doğuş. Bir tesellidir ahiret… Öyle ki yapamadıklarımızı ahirette yapabilme imkânına sahip oluyoruz.

Ben ahireti düşündükçe rahatlıyorum açıkçası… Ahirete inanmasaydım, sanırım kafayı yiyerek ölürdüm.

Çünkü sevdiklerinin “hiç” olduğunu düşünmek kadar elem verici bir şey olamaz dünyada.

Düşünsene, canından çok sevdiğin annenle veya “öl de öleyim be” dediğin insanla bir daha hiç ama hiç ama hiç görüşmeyeceksin! 💥

Subhanallah… Ne kadar dehşet verici bir şey!

Dünya cehenneme döner; yaşanılmaz ki bu inançla…

 

Bediüzzaman Hazretlerinin 10.Söz’ de anlattığı teşbihlerle “ahirete inanmamak” fikrini ilzam etmek gerçekten çok basit. Çünkü yanan kütüphanesini ezbere tekrar yazan İbni Sina gibi bir deha “ahirete imanımız var, fakat bunun ispatı olmaz.” derken, Bediüzzaman Hazretleri 8 yaşındaki çocuğun bile anlayabileceği bir tarzda ahiretin ispatını yapmıştır.

Elhasıl, ispatının yapılamayacağını sandığımız ahiret aslında çok basit bir şekilde akla ve mantığa dayanarak anlatılabilir.

 

Başlayalım…😎

 

💥Kaldır başını düzene bir bak! Mizan ile mükemmel bir yaratılışı olan bu haşmetli saltanat, kudretli bir yaratıcının emri ile ölüyor, diriliyor, hizmet ediyor. Hiç mümkün mü dostum; küçük bir saltanatı bulunan bir padişah bile ülke içindeki huzursuzluklara göz yummasın, katilleri cezasız bırakmasın da bütün kâinata muhkem olan mutlak hakimiyet sahibi Allah göz yumsun, cezasız bıraksın? -Haşa Ve Kella-

Bu hem rahmete hem adalete terstir. Fakat Allah Rahim ve Adl’dır…

Öyleyse bu kâinata nispeten, cüzi bir hükümde bulunan dünyanın içindekilere Allah, amellerinin karşılığını ya bir mükâfatla ya da bir cezalandırma ile mücazatla verecektir. Çünkü bu saltanatının gereğidir.

Hâlbuki dünyada yaşatılan zulmetlerin cezası dünyaya sığmayacağı gibi dünyadaki yaşanılan güzel amellerin mükâfatı da dünyaya sığmaz.

Demek ki büyük bir mahkeme salonu var, hesaplaşma orada olacak.

 

💥 Yazının başında bahsettiğim arzular, hayaller ve istekler insanın yapamayacağı şeyler olmasına rağmen niçin insanın fıtratında ki “istemek” duygusunun tesellisidir hiç düşündük mü demiştim. “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.” kaidesi sırrınca insanın içinde ki “istemek” , “vermek” neticesini veriyor.

Uçsuz bucaksız bir sahranın kaktüsüne yapışmış ufacıcık bir böceğin nimetini, ihtiyacatını, duasını yerine getiren rahmetli bir yaratıcı nasıl olur da insanın içindeki “beka, sonsuzluk, istemek” duasını kabul etmez, görmezden gelir?

Evemahâl karıncanın sesini işitip kabul eden, yaratılmışların en değerlisi olan insanın duasını da işitip kabul edecektir…

 

💥 Olaya biraz da farklı bir pencereden bakmaya devam edelim istersen. Mesela biten ve tükenen, bitecek ve tükenecek olan fani dünyadaki bu denli harika sanatların kaynağı nedir hiç düşündün mü? Bu mücevheratın hangi hazine odasından çıkarılıp kâinat seyranına sunulduğunu niye merak etmiyoruz? Öyle ki Hazreti Muhammed  (sav): “Dünya güzellikleri, cennetin gölgesinin de gölgesidir.” buyuruyor. Demek bu güzelliklerin bir kaynağı var. İşte bizde buna “ahiret” diyoruz.

 

💥 Peki şimdi sana burada hafızalarımızın ahiret ispatına büyük bir delil olduğunu söylesem? 😊

Şöyle ki insanın hafızası o kadar kuvvetli bir depolama alanı ki görmediğini sandığın ama gördüğün şeyleri bile istisnasız kaydediyor. Her türlü yaşanılmışlıkları eksiksiz kaydeden bir muhasebe defteridir hafızamız. İyi de neden? Neden her şeyi kaydediyor? Ufaklı, büyüklü, önemli, önemsiz neden her şey bir bir hafızamızda bulunuyor?

 

“Efelâ tefekkerûn?” ➡ “Hiç düşünmez misiniz?”

 

Bir şey eğer kaydediliyorsa bir hesap vardır. Öyle ki hafızamız müşahede ettiğimiz her şeyi kaydediyor. Demek bir hesaplaşma var. Demek bu muhasebe defterimiz bir gün ortaya koyulup hesaba sunulacak.

 

İşte biz buna büyük mahkeme diyoruz!

Mahkeme-i Kübra! 😉

 

Şimdi dostum, elini vicdanına koy ve düşün.

Kim istemez ki sonsuzluğu?

Kim istemez ki iPhone7’si olsun?

Kim istemez ki Güneş’e kurşunun gittiğini gören Adanalı’nın sevincine ortak olmayı?

Kim istemez ki sevenin sevdiğine kavuşmasını?

Veya…

Kim istemez ki mazlumların intikamı alınmasın?

Kim istemez ki “Bugün anneme tecavüz etmesinler Allah’ım…” diyen savaş çocuklarının cennet bahçelerinde anneleriyle eğlenmesini?

Kim istemez ki bütün işkencelere rağmen sırf günümüze İslam’ı getirebilmek için çabalayan; Kâinat efendisi, Nur-u Muhammedi ile kevser havzasının başında çay içip arzuhal etmeyi?

Ya da…

Kim istemez ki senin için kâinatı seferber eden Allah (cc) ‘ın nur cemalini görmeyi?

 

Dostum…

 

Allah var. Ve… Allah yâr.

 

İnat etme, ahirete iman et. Sonsuz hayatını kurtar!

 

Not:

🌼10.Sözün bana görünen “bir kısım” manalarını elim vardığınca yazmaya çalıştım. Bu konuyu daha iyi kavrayabilmek için 10.Söz’e müracaat edilmesi daha sağlıklı olacaktır.🌼

 

Bir sonra ki yazımda görüşmek dileğimle…

 

~El Bakî Hûvel Bakî~

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap