Hadis Nedir? Nasıl İnkâr Edilir?

1
Paylaş

Pek çok şey yazıldı ve çizildi bu konu hakkında kimileri ikna oldu çoktan kimileri ise heva ve nefislerini Rasulullah’ın yerine koymaya devam ediyorlar. Evet, anlamış olmalısınız seçtiğim konuyu ümmetin şu anki popüler fitnelerinden biri “Hadis İnkârcılığı”.

Hadis inkârcıları genel olarak enaniyetli, yani benlik duygusu yüksek, sorgulamayı, hakikati aramanın doğru cevabı bulmanın önüne geçirmiş hatta cevapsız bir soru bulmayı kendine hayat gayesi edinmiş çeşitli sapkın mezhep ve fikirlerin suları ve şeytanın gübresi, küçük akıllarının da ziyası ile beslenen insaf duygularını geri dönüşüm kutusuna atmış, ilim bilmez ve usul tanımaz kimselerdir.

1400 yıldır sahabenin, tabiinin, tebe-i tabiinin, yüzler muhakkik muhaddislerin, on binler mütekelliminin, yüz binler evliyanın, milyonlar asfiyanın, Kur’an ayetlerini anlamadıklarını iddia ederek Türkçe meallerden bir okuyuşta anlar ve hüküm çıkarır onlar.

Yani sahabeden; (Hz. Ebu Hureyreyi, Hz.Ömeri, Hz.Aişeyi vb.) tabiinden; (Ebu Hanifeyi vb.) tebe-i tabiinden; (İmam Maliki, İmam Şafiyi vb.) gibi bu zatları kendilerine Kur’an’a yakınlıkta, Kur’an-ı anlamakta denk görmez, onların kitaplarına, fıkıhlarına itibar etmez Efendimiz’den gördük duyduk demelerine inanmazlar. Bununla da yetinmeyip kendi bildiklerinin doğru olduğuna inanıp haşa sahabe ve tabiini yanlış yapmak ile suçlarlar.
Diğer İslam âlimlerinden: İmam Gazali/ Abdulkadir Geylani/ Celâleddîn Süyûtî/ İmam Kurtubi/ Said Nursi gibi binlerce allamenin kitaplarını, hayatlarını kabul etmez hepsinin birer (haşa) aptal, yalancı ya da şarlatan olduğunu hayatlarını bir hiç uğruna harcadıklarını hatta şirke düştüklerini kâfir olduklarını düşünürler.

Ümmetin tümünden tam not almış İmam Buhari/ İmam Müslim/ Tirmizi / Ebu Davud/ İbni Mace/ İmam Nevevi ve nice on binlerce âlimin bu uğurda hayatlarını vakfettikleri hadis ilminin bir hayaleti takip ettiğini ve Peygamberimize iftiradan başka bir şey olmadığını söylemek; küçük bir çocuğun Muhammed Ali’yi ringe davet etmesi kadar komik. Kenan Sofuoğlu’na mobilet ile meydan okuyacak kadar hadsizlik. NASA’nın yıllardır bir ateş böceğini Mars gezegeni sanıp tetkik edip izlediğini iddia edecek kadar mantığa ve ilme ters düşüncelerindendir.

İnsanlık tarihinin hiçbir devrinde, hadisler için kullanılan “ananeli/senetli” (Hadis nakledenlerin veya bir haberi söyleyenlerin bu haberi kimden kime söylendiğini belli eden şahısların isimleriyle beraber rivayet ve nakledilen kuvvetli ve şüphe götürmeyen senet) haber sistemi kullanılmamıştır. Bu sistemdeki haberlere inanmayanın başka hiçbir tarih bilgisine inanmaması gerekir.

Bu senet zinciri içerisinde yer alan ravilerin (hadis nakleden) kısa hayatları, doğumları, ölümleri, kimden hadis rivayet ettikleri, otorite kabul edilen âlimlerin haklarındaki kanaatlerini yazan önemli RİCAL kaynakları vardır. Bu kaynaklar şu anda basılmış ve ortadadır. Böyle özel bir gayretle sırf hadislerin sıhhat veya zaaf yönlerini ortaya koymak için, gecesini gündüzüne katan takva sahibi büyük İslam âlimlerinin bu çalışmalarına güvenmeyen kimse, başka hangi ilim kaynağına inanabilir ki?(1)

Bir de aralarına aldıkları temiz gençler var tabii onlara dua ediyoruz. Bu arada TV’lerde çokça çıkmaları ve popüler olmaları özellikle Kemalist zihniyete sahip orta yaş ve üzeri ibadette sıkıntı yaşayan, itikad dersi almamış, mezhep nedir bilmeyen başörtüsünü kabul etmeyen bazı kimselere gayet cazip geldiği için inkârcıların fikirlerini savunur oldular.

İslami ilimlerden habersiz olmamız bize vesvese kapısını aralıyor. Gayet basit bir sorudan, gerek iman zafiyeti gerek cehalet kaynaklı pek çok vesvese ve şüpheler kalbimize geliyor. Hadis usulü okuyan bir talebenin gülüp geçeceği bir soru çoklarını inkâra kadar götürebiliyor.
Bediüzzaman Hazretleri 19. Mektup adlı eserinde 300’den fazla mucizeyi hadisler ile haber veriyor benim dikkatimi çeken husus ise 19. Mektuptaki hadis ilmine dair anlatılanlar oldu tam da bu asrın merhemi pratik kolayca anlaşılabilir ve hemen kullanılabilir bir “Hadis Usulü” dersi.
Okuyucusuna fark ettirmeden İlahiyat öğrenci seviyesinde bir usulü hadis ilmi yüklemesi yapıyor. Tevatür ve kısımları, sahih hadis, mevzu hadis, mütekellimin ne demek, tabiin, tebe-i tabin ne demek, Abadile-i Seba kimlerdir ne yapmışlardır, hadisler nasıl bizlere kadar korunarak gelmişlerdir bu kadar zaman geçmiş nasıl güveneceğiz, vahiy kaç kısımdır, Peygamberimizin her hâlinde mükemmellik aranır mı, ananeli senetin faydaları nelerdir, hadisler Efendimiz zamanında da yazılmış mıdır, sonrasında nasıl aktarılmıştır vb. soruları muhteşem tarzda okuyucusuna anlatıyor. Okuyucunun zihninde hadis ilminin temellerini atıyor.

Hatta 19. Mektup risalesinin ilk konusu peygamberlik meselesi hakkındadır Bediüzzaman okuyucuya peygamberlik makamının ispat ve izahını yapıyor yani bir Allah varsa peygamber de olmak zorundadır mantığını okuyucuya kabullendiriyor. Sonra hadis usulü dersi ve ardından hadis okumaları başlıyor yani anlatmak istediğim şu: Bediüzzaman’ı diğer müfessirlerden ayıran özelliklerinden biri de kelam ve mantık ilmindeki vukufiyetini eserlerine muhteşem yansıtıyor. İslami ilimlerin cahili olan bizlere eserlerinde fıkıh, kelam, mantık ve hadis ilimlerinin usul derslerini veriyor. Okuyucunun zihninde herhangi bir vesvese ve şüpheye mahal vermeyecek tarzda temeller inşa ediyor okuyucunun kalbine ve mantığına hitap ediyor.

Neyse konumuza geri dönelim ben sizlere şu husustan bahsetmek istiyorum. Hadis inkârcılarının bilmedikleri veya üzerini kapamak istedikleri bir konuda Efendimiz Hz. Muhammed(sav)’in sahabelerinin de hadis yazıp ezberledikleridir. Dikkat edin yazıp ezberlemeleri diyorum bakın Bediüzzaman Risale-i Nurlarında bu konu hakkında ne diyor: “Hem Asr-ı Saadette, mu’cizâtı ve medar-ı ahkâm ehâdisi (Efendimize ait söz ve davranışlar), kitabetle (yazım) çoklar kaydedip yazdılar. Hususan Abâdile-i Seb’a (ismi Abdullah olan 7 meşhur sahabe) kitabetle (yazım) kaydettiler. Hususan, Tercümanü’l-Kur’ân olan Abdullah ibni Abbas ve Abdullah ibni Amr ibni’l- s, bahusus otuz kırk sene sonra Tâbiînin (sahabe efendilerimizi görenler) binler muhakkikleri, ehâdisi(hadisleri) ve mu’cizâtı yazıyla kaydettiler.”(2)

Evet, muhaddisinin (hadis alimi) muhakkikîninden “el-hâfız”(en az 100.000 hadisi ravileri ile bilen alimlere verilen isim) tabir ettikleri zâtlar, lâakal yüz bin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazını işâ (yatsı) abdestiyle kılan müttakî muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye (6 hadis kitabı) sahipleri olan ilm-i hadîs dâhileri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vahid, tevatür kat’iyetinden geri kalmaz.(3)

Bediüzzaman hazretlerinin söylediği gibi Efendimiz’in etrafındaki pek çok sahabe hadisleri yazmış ve ezberlemişlerdir. Sahabeye talebe olmuş binler muhakkik muhaddis de hadisleri yazmış ve ezberlemiştir. Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife de bunlardan birisidir sahabeden ders almış tabiin sınıfındadır.

Yazmak hususunda:
Hz. Peygamber(asm)’in hadisleri yazmak isteyen herkese izin vermediği bilinmekle birlikte onun hadisleri yazmayı kesinlikle yasakladığını söylemek de mümkün değildir. Nitekim Abdullah b. Amr b. s gibi okuma yazma bilen genç ve dikkatli sahâbîlerle (4) hafızasının zayıflığından şikâyet edenlere (5) hadisleri yazma konusunda izin vermiş, bir konuşmasının yazılıp kendisine verilmesini isteyen Yemenli Ebu Şah gibi kimselerin isteklerini de reddetmemiştir.(6)

Resul-i Ekrem’den bu konuda izin alan sahabeler duyup öğrendikleri hadisleri hem ezberlediler hem de yazdılar(7) “Sahîfe” adıyla anılan bu belgeleri kaleme alan sahâbîler arasında, 1000 civarında hadis ihtiva eden eş-Sahîfetü’s-sâdıka’nın sahibi Abdullah b. Amr b. s başta olmak üzere, Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ali b. Ebû Tâlib, Amr b. Hazm el-Ensârî, Semüre b. Cündeb, Abdullah b. Abbas, Câbir b. Abdullah. Abdullah b. Ebû Evfâ ve Enes b. Mâlik bulunmaktadır.

Bu ilk yazılı kaynaklardan biri olup Ebû Hüreyre tarafından talebesi Hemmâm b. Münebbih’e yazdırılan ve içinde 138 hadis bulunan Sahîfetü Hemmâm b. Münebbih(es-Sahifetü’s-Sahîha) ilk defa Muhammed Hamîdullah tarafından yayımlanmıştır.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari’den oğlunun, ondan da torununun rivayet ettiği, Müsnedü Büreyd adıyla tanınan kırk hadislik cüz de burada zikredilmelidir.(8) Hadisleri ezberlemek hususu ise yazmaktan çok daha önemli ve ön plandadır. Yukarıdaki Risale-i Nur metninde bahsedilen 100.000 hadisi ravileri ile bilen muhaddisler ve niceleri bu vazifeyi üstlenmişlerdir.

Araplarda Ezber, Kitabetten (yazmaktan) Daha İleri ve Daha Kuvvetlidir
Eskiden beri şiir, hitabet, savaş kıssaları (eyyam ü’l-Arab) ve nesep bilgilerinden oluşan kültürlerini şifahî (sözlü) yolla nakletme geleneğine sahip olan Arapların ezberleme yetenekleri çok gelişmişti.

Bununla beraber İslâmiyet’in doğuşu sırasında önemli bir ticaret merkezi konumunda bulunan Mekke’de okuma yazma bilenlerin sayısı Medine’ye nispetle daha çoktu. Bunlardan Müslüman olanlar, İslâmiyet’in ilk devirlerinde Hz. Peygamber’in emirleri doğrultusunda hareket ederek Kur’an-ı Kerim’i yazmakla meşgul olmuştu.

Öte yandan kendi sözlerinin ilâhî kitapla karışması ihtimalini veya hadisleri yazmakla uğraşırken Kur’ anın ihmal edilebileceğini göz önünde bulunduran Resûl-i Ekrem hadislerin sadece şifahî(sözle) olarak rivayet edilmesine izin vermiştir.(9) Belli bir süre ve kimseler için hadisleri yazmaya izin vermiştir. Yukarıdaki bölümde izah ettik bu konuyu.

Esasen sahabiler, Allah ile devamlı surette irtibatta bulunduğunu bildikleri Peygamber’e samimiyetle inanıp bağlandıkları için onun her buyruğunu ve hareketini büyük bir dikkatle takip ederek hafızalarına nakşediyorlardı. Yazılı kaynaklara önem veren çağdaş zihniyetin aksine o günün insanları fevkalâde bir hafıza gücüne sahipti.(10) Sade ve tabii yaşayışları sebebiyle zihinleri berrak olan bu insanların içinde, işittikleri uzun bir şiiri veya hitabeyi hemen ezberleyebilecek kadar güçlü hafızaya sahip bulunanlar vardı. Hz. Peygamber (asm)’in bazı önemli sözlerini üçer defa tekrarlaması(11) ve kelimeleri “sayılacak derecede” yavaş telaffuz etmesi (12) sebebiyle dinleyiciler söylediklerini kolayca öğrenebiliyorlardı. (13)
Sahabeler kendilerinde fıtri olarak bulunan ezberleme kabiliyetleri ile Efendimiz’in hâl ve hareketlerinden tutun ağzından çıkan her sözü muhafaza etmeye çalışmışlardır. Nitekim buna muvaffak olduklarının en büyük kanıtı Kütübü Sitte ve diğer hadis kitaplarıdır.

Efendimiz’den sahabeye, sahabeden tabiine okutulan hadis ilmi giderek büyümüş ve ümmetin yüzyıllarca üzerine titrediği binlerce âlim ve on binlerce eser yazılan dev bir ilim olmuştur. İlginç olan 1400 yıllık İslam tarihinde sapkın mezheplerde dâhil bugünkü hadis inkârcıları kadar hadis ilmini kökten reddedecek seviyede cahiller görülmemiştir.

1400 yıldır ümmetin tamamının yanlış boş işlere kafa patlattığını, oysaki her şeyin Kuran-ı Kerimde gayet açık, yazılı ve yeterli olduğunu düşünmek, Efendimiz dahil kimsenin Kuran-ı izah ve beyan etmek gibi bir yetkisi olmadığını düşünmek, geçmiş ve şimdiki milyarlarca kişiye aptal ve hurafeci nazarı ile bakmak, mezhepleri reddetmek gibi bir ahmaklığa düşmekten Allah’a sığınırım.


(1) https://sorularlaislamiyet.com/hadislerin-bir-cok-raviden-gectigini-dikkate-alirsak-hadislere-neden-guvenelim-ve-neden-hadis
(2) Risale-i Nur Külliyatı 19.Mektup 7.Nükteli İşaret
(3) Risale-i Nur Külliyatı 19.Mektup 4.Nükteli İşaret
(4) (Müsned, II, 403; İbn Kuteybe, s. 365-366)
(5) (Tirmizî, “ilim”, 12)
(6) (Buhari, “Lukata”, 7, “Diyar, 8)
(7) (Mesned, II, 403)
(8) (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 541, vr. 136a- i 74b)
(9) (Müslim, “Zühd”, 72)
(10) (Seyyid Hüseyin Nasr, s. 89)
(11) (Buhârî, ‘”ilim”, 30)
(1 ) (Buhârî, “Menâkıb”, 23)
(13) https://sorularlaislamiyet.com/hadislerin-bir-cok-raviden-gectigini-dikkate-alirsak-hadislere-neden-guvenelim-ve-neden-hadis

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap