HASANKEYF

Paylaş

Güneydoğu’da çok konuşmaz büyükler! Hep bir ağırlık bir sessizlik vardır üzerlerinde. Onlar tuhaf bir mesafenin yanında alışık olmadığınız bir samimiyetle konuşurlar sizinle. En azından benim memleketimde konuştuğum tüm büyük insanlar -kastım yaşça büyük insanlardır- öyleydi…

Memleketim mi?

Batman. 🙂

 Size uzun uzun anlatmak isterdim Batman’ı çünkü çoğunluk adını dahi bilmiyor. Fakat bugün Batman’dan ziyade insanları gibi tuhaf bir ağırlığa ve sessizliğe bürünmüş bir ilçeden bahsedeceğim… Hasankeyf’ten. Çoğunuzun hiç gitmediği; Batman’ın görünüşte küçük, tarihiyle büyük ilçesine gideceğiz…

 Hasankeyf’in şehir merkezine yaklaşık 45 dakika uzaklığı var. Yolculuğunuzun neredeyse 35 dakikası  bozkırlara dalıp hayal kurarak geçiyor. Daha sonra Dicle Nehri görünmeye başlıyor, o an ufak bir sevinç oluyor tabii, kuru topraklarda su görmek mutlu eder insanı.☺ İlerledikçe karşınıza dik yamaçlı dağlar çıkıyor, bu dağlarla aranızda tüm zarafetiyle Dicle duruyor. Fakat geçen onca zamanın yorgunluğuna dayanamayıp kurumaya yüz tutmuş hâli, onu ilk gördüğünüz anın sevincini bir hüzne çeviriyor. Kimi zaman haki oluyor rengi, kimi zaman açık ve berrak.

Az kaldı, vardınız sayılır. Sol tarafınızda duran dağların yamaçlarında bir zamanlar ev olarak kullanılan birkaç mağara görüyorsunuz. İnsan düşünmekten alıkoyamıyor şu dağların yamaçlarında ev yapma kabiliyeti veren Allah’ın ilmini ve kudretini…

Artık Hasankeyf görünüyor gözünüze, işte tüm soğukluğuyla ve sadeliğiyle Hasankeyf Köprüsü bekliyor sizi. Tam o esnada Eyyubi Sultanı Süleyman’ın 1409’da yaptırdığı El Rızık Cami’den kalma uzun minare dikkatinizi çekiyor. Kulağınızda o zamanlardan kalma ezanı anımsıyorsunuz.

Köprü sizi yüzyıllarca geriye götürecek bir zaman makinası oluyor âdeta. Bir anda bulunduğunuz yüzyıldan çok farklı bir yerde buluyorsunuz kendinizi.  10.000 yıllık geçmişe sahip olan; Abbasiler, Artuklular, Eyyübiler, Akkoyunlar  ve Osmanlılar dahil birçok devlete ve  medeniyete ev sahipliği yapmış şehirdesiniz.

Köprüden geçtiğiniz  gibi sağ tarafta bulunan kahvenin sahibi selamlıyor sizi. Kornaya basıp elinizi kaldırarak karşılık veriyorsunuz siz de. Arabayı park edecek bir yer bulduktan sonra başlıyor Hasankeyf turunuz.

Önce çarşıyı turlamak istiyorsunuz diğer herkes gibi. Öyle çok büyük bir çarşı değil. Neredeyse tüm esnaflar aynı şeyleri satıyor fakat hiçbiri bu durumdan şikâyetçi görünmüyor. Benimle aynı malı satıp satışlarımın önüne geçiyorsun düşüncesi yerine “Rızkı veren Allah’tır .” cümlesinin manasını yerleştirmişler gönüllerine…

Küçük Hasankeyf Çarşısı:

Çarşı yolu El Rızık Cami’nin önüne kadar ilerliyor… Minarenin üstündeki geometrik Arapça yazılar büyülüyor insanı… El Rızık Cami’nin dilden dile dolaşan bir de hikâyesi var:

Camiyi yapan usta bir zamanlar çırağı olduğu ustadan ayrılır ve kendi çıraklarını yetiştirmek istediğini söyler, nedendir ki bu ustasının hoşuna gitmez ve içten içe kendisine öğrettiklerini başkaları da öğreneceği için kendisinin bir değeri kalmayacağını düşünerek haset etmeye başlar. Aynı anda ikisi de camii yapmaya başlarlar. Çırak El Rızık Cami’yi bitirir fakat ustasının yaptığı camii henüz bitmemiştir bile. Caminin açılışına ustasını da çağırır ve minareye çıkmasını ister. Usta minareye çıkınca çırağını görür ve buraya nasıl çıktığını sorar. Çırak iki merdiven yaptığını, birinden inince aynı anda başka bir kişinin minareye çıkabileceğini söyler. Ustası kıskançlıktan ve gururdan daha fazla dayanamaz ve minareden atar kendini. ☹

El Rızık Cami:

El Rızık Cami’den sonra en sevilen yere yani Hasankeyf Kalesi’ne gidiyorsunuz. Yolda “Hello abla, vat iz yor neym?” diyerek konuşmaya hevesli, samimi çocuklarla karşılaşma ihtimaliniz %98,25. ☺        

İşte o çocuklardan bazıları:  

Bizanslılar tarafından M.S. 363 yılında inşa edilen kalenin yedi kapısı var fakat bunlardan üçü gizlidir ve kapılardan birinin efsunlu olduğuna inanılır. Kalenin giriş kapısı üzerinde akrep ve yılan kabartması var, bu kabartmaların yapılış sebebi ise kaleye girenleri akrep ve yılan sokmasından korumak. Bu sihrin kaleden çıkınca bozulduğuna inanıyorlar. Fakat rehberlerin söylediğine göre Mısırlı bir turist akrep kabartmasını çaldığı için akrep büyüsü bozulmuş…

Hasankeyf’in her noktasında ayrı bir hikâye var.  Bu da 10.000 yılık şehri daha da anlamlı kılıyor. Kalenin içindeki mağara evler büyülüyor insanı. Duvarlar neredeyse dümdüz. Bir zamanlar bu evlerde de yemekler piştiğini, çocukların büyüdüğünü hatırladıkça tuhaf oluyor insan… Su yok, elektrik yok fakat her koşulda yaşam var.

Kaleden yukarı çıktıkça Hasankeyf manzarası belirginleşiyor ve bitmemiş bir minare çekiyor dikkatinizi. İşte o minare, gururu yüzünden El Rızık Cami’nin minaresinden atlayan ustanın yarım bıraktığı caminin minaresi…

Kalenin yukarısından bakınca çok daha iyi anlaşılıyor Hasankeyf’in günümüzdeki çoğu yerden daha farklı bir yer olduğu. Hiçbir şey değişmemiş, binlerce yıl önce olduğu gibi duruyor yerinde. İnsanları dahi farklı. Turistlere rehberlik yaparak eğlenen çocuklar da var, Dicle Nehri’nin kenarında koyunlarını otlatırken oyunlar oynayan küçük kız çocukları da var… Hüzünlü bakan gözlerinin yanı sıra yüzlerinde hep bir tebessüm ile karşılıyorlar sizi. Ve yine aynı tebessümle uğurluyorlar.

İnsan bu tarihi şehirden bir yanı mutlu, bir yanı ise mecburi olarak sular altında kalacağı için üzgün  hissederek ayrılıyor…

Ah Hasankeyf, kim bilir nelere şahitsin…

Size ufak bir not: Baraj yapılmadan önce, bu tarihî zenginliğe sahip eski şehri ziyaret etmeyi unutmayın.☺

Allah’a emanet olun…

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. nisa 20 Ağustos, 2017 at 12:27 Reply

    Okuyunca memleketinin guzelligini tekrardan hatırlıyor.Hasankeyf şehrini de her gün ziyaret etmek istiyor..Mükemmel bir yazı..Allah razı olsun

Yorum Yap