Neden İmtihan Oluyoruz? Şeytan Neden Var? (Bak Sen Şu Şeytana!)

Paylaş
şeytan tüyü, şeytan ayrıntıda gizlidir

İnsanın imtihanı nefis ve şeytandır.

İnsan bu imtihanı ya kazanacak ya kaybedecektir.

Ya sonsuz bir saadete kavuşacak ya da sonsuz bir hüsranı yaşayacaktır.

İşte bu noktada akıllara dehşetli bir soru geliyor: “Allah sonsuz merhamet sahibi ise neden şeytanı yarattı çünkü şeytan bizi günaha, küfre sürüklüyor ve cehenneme girmeye vesile oluyor? Allah bu duruma nasıl müsaade ediyor?”

Öncelikle kardeşlerim şunu bilelim: Şeytanların fiil hakkı yoktur yani kâinatta bir şeyi icat edemezler. Sadece vesvese verebilirler.

Üstad Bediüzzaman bu durumu şöyle ifade eder:

“Şeytanın vücudunda cüz’î şerler ile beraber birçok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır.”(1)

Hepimiz biliriz ki çekirdeğin ağaca kadar birçok mertebesi bulunur; filizlenir, büyür ve meyve verir. Bunun için de çekirdeğin toprağa ekilmesi, su ile kimyasal tepkimeye girmesi gereklidir.

Aynen öyle de insanda da mertebeler vardır. Hatta zerreden şemse kadar.

İnsanın da bu mertebede yol alabilmesi için bir hareket gerekir.

Nasıl ki tohumun ilk başlangıç hareketi toprağa atılmaktır insanın da bu ilk hareketi dünyaya gönderilmektir. Ve bunun sonunda insan için uzun, zorlu süreç başlar…

İnsanın mertebe olarak yükselebilmesi için bir mücahede (boğuşma-harp)  gereklidir. Nasıl ki tohumun mücahedesi su ile kimyasal tepkimesi oluyordu. İşte insan için de bu mücahede şeytanın varlığı ile olur.

Mesela düşünelim ki benim elimde 1010 tane çekirdek var. Ben bu çekirdekleri toprağa ekiyorum. Bu çekirdekler su ile tepkimeye giriyor ve neticesinde 1000 tanesi bozuluyor. Sadece 10 tanesi filizlenip ağaç oluyor.

Ben bu durumda “Zarar ettim.” diyebilir miyim? Tabii ki de diyemem.

Çünkü bozulan 1000 çekirdeğin yerine milyon çekirdek verecek 10 ağaç var ortada.

Hatta ben o 1000 çekirdek bozulacak diye çekirdekleri toprağa ekmekten vazgeçersem oldukça hikmetsiz bir iş yapmış olurum.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Eğer çoğunluk şeytana aldanıp, kötü yolu tercih edip bozulacak diye Allah şeytanı yaratmasıydı; tüm insanların makamı sabit kalırdı, tıpkı melekler gibi.

Bir kısım insanların manevi olarak filizlenip koca ağaçlar olmasına dur denilmiş olurdu. Böyle bir hikmetsizliğe elbette Hakîm olan Rabbimiz müsaade etmez.

Ve aynı zamanda elmas gibi bir imana sahip olan Hz. Ebubekir (r.a) ile imansızlık çukuru içinde yuvarlanıp esfel-i safiline düşen Ebu Cehil birbirinden ayrışamazdı. Bu da büyük bir adaletsizlik olurdu, sonsuz adalet sahibi olan Allah’ın zatına yakışmazdı.

 

Yazımı Üstad Bediüzzaman’ın şu sözleriyle bitiriyorum, bir başka yazıda görüşmek üzere:

“Öyle de: Nefs ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kamil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette haşarat nev’inden sayılacak derecede süfli ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adâlet-i İlâhiyye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.” (2)


(1), (2) Risale-i Nur, Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, İkinci İşaret

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?