İNSANLIĞIN GASBI

2
Paylaş

Saat 7.30’a daha 5 dakika vardı ama biyolojik saatim benim uyandırmıştı. Yatakta alarmın çalmasını bekledim. O sinir bozucu sesi duymak hoşuma gitmiyordu ama uyuma hakkımı sonuna kadar kullanmak istiyordum. Ve dünyadaki tüm insanlar için aynı şeyi ifade eden o sinir bozucu ses…

 

Ayaklarımı yataktan dışarı attım; sanki vücudum yatağa yapışmış, ayaklarım yer çekimiyle birlik olup onu kurtarmak istiyor gibiydi. Sabah namazına kalkarken bunu yaşamamamın sebebi gün içerisindeki dünyaya geliş amaçlarımdan birine hizmet olması ve sonra yatacağımı bilmemin mutluluğuydu.

 

Perdeyi açtığımda aşağıda görünen kaotik trafiğin benden tarafa olan benzinliğe doğru yoğunlaşması, civarda dört tane benzinlik varken insanların neden bu taraftakine yoğun ilgi gösterdiği sorusunu aklıma getirdi. Hem yola paralel de değildi. “Bu trafiğin içinde bu kadar neden uğraşıyorlar?” diye sorarken cevabımı aldım: Mercedes’ten inen 150 kiloluk bir adam parasının kibri ve boğuk sesiyle benzinlik çalışanına: “Acele et hastane randevuma yetişeceğim, daha sonra da bir sürü işim var. Civardaki en kaliteli benzin sizde olmasa yüzünüze bile bakmam, çok yavaşsınız çok…” Çalışan muhtemelen adam hasta diye hiçbir şey demeden işine baktı. Bu 150 kiloluk kibirli adamın ağzından çıkan cümle bana her şeyi anlatıyordu: İnsanlar dünyaya geliyor, okuyup veya okumayıp bir şekilde meslek sahibi oluyor sonra gece gündüz para kazanmak için çalışıyor ve sistemin onlara ihtiyaç addettiği şeyler uğruna yaşıyorlar, onlar çalışırken sistemi yönetenler kazanıyor; pahalı arabalara biniyor, sistemin onlara vakit bırakmaması onları fast food (isminden de anlaşılacağı gibi hızlı yemek) yemeğe yönlendiriyor. Düzgün beslenmeyen ve ihtiyacı olmayan bir sürü şeyi satın alan insanlar, bir sürü borca (reklamların etkisiyle her şeyi satın almaya çalışan insanlar) giriyor; daha büyük stresle daha çok çalışıyorlar. Kötü beslenme ve ağır stres onları hasta ediyor, hasta insanlar hastanelerden ve şifa vermeyen ilaçlardan medet umuyor ve yine sisteme para kazandırmaktan başka bir işe yaramıyorlardı.

 

Oysa insanlar arabalarına alacakları benzini düşündükleri kadar vücutlarını ve sağlıkları için en önemli şeyi yani beslenmeyi düşünselerdi; daha ucuz arabalara binip kalan parayla, kendilerinin ve etrafındaki insanların temiz beslenmeleri için tarlalar alabilirlerdi. Sonra yerli tohumumuzu sürdürüp genetiği değiştirilmemiş sebze, meyve, yiyecek üretebilir, o tarlada tavuk besleyip yine genetiği ile oynanmamış yumurta ve tavuk yiyebilirlerdi.

 

Allah bize “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin.” (Bakara Sûresi, 168) buyurmuştu. Genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenmemizden Allah razı değil bu ayetteki “temiz” kavramından çok barizdir. Peki ya ben ne yapmalıydım? Her gün olduğu gibi 8.30’ta dersim başlayacak, aylar sonra okulum bitecekti. Aslında cevap basitti. Dünyaya geliş amacımı unutmamam ve ona göre yaşama çabam beni zaten sistemin dışında bırakacaktı. Mesele Kur’an’ı anlama ve Allah Resulü’ne (s.a.v) ittibada gizliydi. O zaman biz sadece kendimiz için yaşamayı bırakacaktık, o zaman biz kanaatkâr olacaktık, o zaman biz dünyayı kendimizin cennetine çevirme çabasından beri olacaktık. Çünkü biz dünyanın bize zindan olduğunu ve imtihan yeri olduğunu, asıl yurdun cennet olduğunu biliyorduk. Ve en önemlisi maddenin bizi mutlu etmeyeceğine etrafımızdaki zenginlerden ötürü emindik. Okula yetişmem lazımdı ve kahvaltı yapmamıştım. Beynimin açken çok daha iyi çalıştığını tok olduğum zamanlardan biliyordum. Karmaşık da olsa tefekkür hâli benliğimi doyurmuştu…

EtiketlerGDO
Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Salih Kasap 28 Ekim, 2017 at 17:59 Reply

    Allah razı olsun. Sizinle gurur duyuyorum. Rabbim ilmini artırsın. Tüm insanlığa hayırlı etsin.

Yorum Yap