Kaza, Kader ve İrade-i Cüziyye

1
Paylaş

İrade-i cüziyye Cenab-ı Hakk’ın kuluna verdiği salahiyet ve tercih hakkıdır. Fakat bu tercih hakkının önemi çok büyüktür.
Nedenmiş?

İnsan iradesini hayra sarf ederse Allah hayrı, şerre sarf ederse Allah şerri yaratır. Yani insan cenneti de cehennemi de kendi istek ve iradesi ile kazanır. Evet Halık olan, yani yaratıcı olan sadece Allahu Teala’dır. O dilemezse, o yaratmazsa hiçbir şey olmaz. Ama şu gerçek ki kul kasib, Mevla ise Halık’tır. Yani kul ister çalışır, Mevla ise yaratır. 😌

🚙 İnsana verilen irade otomobilin direksiyonu gibidir. İnsan bu direksiyonu ne tarafa çevirirse, otomobil o tarafa gider. Bu sebeple isyan içinde olan birisi “Ben ne yapayım, Allah böyle istemiş. Benim elimden bir şey gelmez.” deyip her şeyin mesuliyetini üzerinden sıyırıp atamaz.

Evet, Allah dilemiştir, fakat kulun iradesi ve çalışması bu yolda olduğu için dilemiştir. Zaten Rabbim kuluna bu tercih hakkını vermeseydi, o zaman bu dünya bir imtihan yeri olmazdı ki. Yani çoook mantıksız olurdu. Çünkü o zaman Allahu Teala resmen kuluna günah işlettirip ceza olarak cehenneme koyardı. Ama haşa, bizim yüce Rabbimiz böyle bir şeyi yapmaktan ve kulunu haksız yere cezalandırmaktan münezzehtir.☑️

⁉️ Peki ya nasıl oluyor o zaman? Yani Allahu Teala her şeyi biliyor, ama yaptıklarınızda özgürsünüz diyor? Nasıl oluyor bu özgürlük?
👉🏼 “Çünkü ezelde bazıların ruhu secde etmiş, bazılarınınki etmemiş. Secde edenler mü’min olacakları belli, etmeyenlerin de kafir olacakları belli.”

Böyle bir düşünce asla ve katta doğru değildir. Böyle bir düşünce, bir iddia insanın itikadını kökünden sarsar. Ezel itiraz yeri değildir! Orada isteyerek veya istemeyerek herkes, bütün ruhlar secde etmiştir. ❌

✳️Kalu belada Cenab-ı Hakk BÜTÜN ruhlara sordu: “Elestu birabbikum” Yani, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da “Bela.” yani “Evet, Rabbimizsin.” diye cevap verdiler.

Bu yüzden ezelden beri Müslüman olmayan ruhlar vardı demek YANLIŞTIR.
Bir de bazıları şöyle derler: “Biz ne yaparsak yapalım, Allah dilediğine hidayeti, dilediğine dalaleti halk eder.” Bu da YANLIŞTIR.
Bu husustaki ayeti kerimeyi Üstad hazretleri şöyle izah eder: “Allah hidayeti isteyip hidayeti dileyenlere hidayeti, dalaleti isteyip dalaleti dilenlere de dalaleti halk eder.”

Yani ezelde Ahmet cennetlik Mehmet cehennemlik diye zat ve şahıs üzerine yorum asla yoktur. Ancak elbiseler biçilmiştir. İman elbisesini, nur elbisesini giyen cennetliktir denilmiştir. Küfür, isyan ve zulmet elbiseleri biçilmiştir. Bunları giyen de cehennemliktir denilmiştir. Kul da bu elbiseyi seçmekte serbest bırakılmıştır. 🚫

✨ Bir misal verelim, küçükken belki hepimizin başına gelmiştir. Tam yatağa gideceğim, annem benden bir bardak su ister. Giderdim mutfağa, orada işte çikolata bisküvi bir şey gözüme ilişirdi. Neyse önce bardağa su doldururdum sonra tam işte yerdim o çikolatayı veya yemek üzere olurdum. Annem seslenirdi kızım o çikolatayı yiyeceksen dişlerini tekrar fırçalamadan yatma. Tabii ben vaayy nasıl bildi falan diye düşünürdüm o sıra kendi kendime. İşte bu da böyle bir şeydir. Yüce Rabbim bizlere seçenekler sunar. Her seçeneğin sonucu bellidir. Kulun ne seçebileceğini bilir aslında ama onu serbest bırakır istediğini seçmekte.

Çünkü O bizi bizden iyi tanıyandır. ✨

Ayrıca biz bazen şunu unutuyoruz: Zamanı yaratan elbette ona tabi olmaz olamaz. Hiçbir şeyin sahibi kendi eserine itaat eder mi? Elbette hayır, tam tersi eseri ona itaat eder tabi olur. Zamanı halk eden Zat’ın, ona tabi olması oldukça saçma bir şey değil mi? Tamamen mantık kurallarına aykırı bir olay.

Bu yüzden Allah kesinlikle zamandan münezzehtir. Allah geçmişi, şimdiki hâli ve geleceği, hepsini aynı anda görebiliyor işitebiliyor vs.

Şöyle hayal edelim bu durumu:
Bir mekan hayal et şimdi. 4 duvar arasındasın. Adeta bir oda ama çatısı yokmuş gibi düşün.
Farz edelim ki düz bir sıra hâlinde bu odalardan 3 tane var.

Sen 1,70 boyundasın, duvarlar ama 4 metre yüksekliğinde. Normal kapıdan girip baktığında sadece o anki olduğun odayı görebiliyorsun değil mi? Duvarların ardında neler var göremiyorsun.

Şöyle düşün, odalar birbirine bitişik, arada mesafe yok. Başarıp iki odanın bitişik olduğu duvara çıksan ne olur? 1ci ve 2ci odaya bakabilirsin değilmi? Ama o diğer 3cü odanın içini hala göremezsin.

Biraz daha yukarı çıkma imkânın olsa mesela uçak ve helikopter gibi bir şey ile? Ya da şöyle bi 7-8 metrelik bir merdivenle, ne olur? O zaman her üç odayı aynı anda görebilirsin değil mi? O zaman senin bakma alanın o 4 duvarın sana izin verdiği miktarda değil, sen ne kadar istersen o kadar bir miktar oluyor.

İşte işin özü de bu. Bu bir misaldi ama misaller dürbün gibidir. Bir odayı geçmiş, bir odayı şimdiki hâl, bir odayı da gelecek olarak düşünsek. Biz insanlar 4 duvar arasında kalmaya mahkumuz. Biz sadece birer mahlukuz ve bu neden ile zaman ve mekana tabiyiz.

Fakat nakkaşı ezeli olan Allah, ne zamana ne de mekana tabi olmadığı için, geçmişi de şimdiyi de geleceği de görebiliyor.

Demek ki gerçekten de bir tercih hakkı varmış. Demek ki gerçekten bir imtihan sırrı ve kulluk vazifesi varmış. Demek ki âdemoğlu cidden seçimlerinde serbestmiş.

🌷 Kul hayatını, yaptığı seçimler ile belirler. Rabbim’in karşısına çıkardığı durumlarda seçim yaparak cenneti veya cehennemi kazanır.
Söylemeden de geçmek istemiyorum, Üstad’ımın şu aziz sözünü hatırlatmak istiyorum:

“Zaman gösteriyor ki cennet ucuz değildir, cehennem dahi lüzumsuz değildir.”

Kısa ama öz bir yazı oldu bence dostlar. Rabbim her birimizi davamızda muvaffak eylesin, selam ve dua ile…🌷

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap