MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

1
Paylaş

Farkında mısınız bilmiyorum ama dünyaya gittikçe daha çok bağlanıyoruz. Bir Allah var evet, inanıyoruz lâkin onun verdiği emirler üzerine yaşa(ya)mıyoruz.
Bir arkadaşım ailesine gereken zamanı ayıramadığını söyledi daha sonra sıraladı: Eşime mi zaman ayırayım, anneme babama mı zaman ayırayım, arkadaşlarıma mı zaman ayırayım yoksa kendime mi zaman ayırayım? Bu sıkıntılı durumu annesinin bizi hiç arayıp sormuyorsun demesi üzerine başladı. Peki burada Allah’a olan vakit nerede? Bu vurdumduymazlığa rağmen nefes almana hâlâ izin veren Rabbine vermek gereken değerin zaman aralığı nerede?
Şimdi şu sahih olan hadis-i şerife olması gerektiğinden daha fazla dikkatinizi vermenizi istiyorum. Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: “Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. O beni anarken ben onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa ben de onu kendim anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa ben onu hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (M6805 Müslim, Zikir, 2)
SubhanALLAH! Hadisi iki bölümde ele almak istiyorum. İlk olarak, “Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim.” nasıl düşünüyoruz? Nerede, ne şekilde düşünüyoruz? Aslında daha önce ne kadar tanıyoruz diye soru sormalıyız kendimize. Şu an hâlâ benim alamadığım ama halk otobüs şoföründe bile olan bir telefon var: Iphone 7 Plus. Bende olmamasına rağmen ilgi duyuyorum; özelliklerini, gb’nı, hangi renklerinin olduğunu biliyorum. Bu da uzaktan da olsa kendisine fazlaca ilgi ve alakamın olduğunu gösteriyor. Babam sorsa tek tek her özelliğini anlatabilirim, alması için işletim sistemine kadar anlatırım lakin SORMUYOR. 👀 Neyse bu da benim bir anımdı, bu anım üzerinden konumuza devam edelim. 😂
Şimdi bir beşer icadı olan Iphone markalı telefona (Bu benim için Iphone olur, senin için araba markası olur, başkası için herhangi bir eşya nesne olabilir hatta TV, sanatçı, oyuncu bile olabilir.) haddinden fazla değer verirken; seni yaratan, sana rızkını veren, senin nefes almana hâlâ izin veren vb… Allah’ın 99 isminin sadece bir ikisini hadi 3-4 ismini bilip anlamıyla beraber yaşamak (hatta bazıları sadece taklidi şekilde hocadan, komşudan, mevlütlerdeki dualardan duyma yani anlamını bilmeden kalpten hissetmeyecek şekilde yaşamak) ne kadar akla uygun düşüyor?
Tanımıyoruz bilmiyoruz. 7’den 70’e Allah hakkında sağlıklı bilgi edinmek son derece önemlidir. Çünkü Allah’ı anlamak, hayatımızı en güzel bir biçimde aydınlatacak, hem dünya hem de ahirette mutluluğa ulaşmamızı sağlayacaktır. Yanlış anlamak ya da yanlış bilgiler ise bizi yalnızlığa ve umutsuzluğa sürükler. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi karartır.
İnsan iyiyi ve güzeli tanıdıkça daha çok sever. Yücelerin en yücesi ve güzellerin en güzeli olan yüce Allah’ı da tanıdıkça daha çok sever, sevdikçe daha iyi tanımak ister.
Onu tanımanın en güzel yollarından biri ise “Esma-i Hüsna”yı yani onun güzel isimlerini öğrenmektir. Her isim O’nun ayrı bir özelliğini belirtmektedir. Bu nedenle anlamını güzelce öğrendiğimiz her isim; O’nu daha iyi tanımamızı, sevmemizi ve O’na daha çok hayran olmamızı sağlar.

Hadisin 2. bölümünde dediği gibi Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem): “O, beni anarken ben onunla beraberim. O, beni kendi başına anarsa ben de onu kendim anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa ben onu hayırlı bir topluluk içinde anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O, bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O, bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” Biz onu seversek, O bizi severse dünyamız ve ahiretimiz huzurlu ve güzel olur. O’nu sevmek ve O’nun tarafından sevilmek mutlulukların en büyüğüdür.
İnsan O’nun zâtını göremez ama her bir isim farklı bir yolla, farklı bir şekilde kendini insana hissettirir. Her sözünde, her işinde, her adımında O’nu arayan ve gönül gözüyle bakmasını bilen insan, her yerde ve her şeyde Rabbinin izlerini görür ve hisseder.
Allah’ın güzel isimlerini öğrenip saymanın bir adım ötesinde, o isimlerin tecellilerini ummak vardır. Kişi bu isimleri sayarken mesela: “Ey ruhumun bedenimin gıdasını yaratıp veren Rezzak (rızıkları ve rızık verdiği varlıkları yaratan, yaşamları için muhtaç oldukları gıdaları onlara ulaştıran ve bu rızıklardan faydalanmalarını sağlayan)” dediği zaman bilir ve inanır ki Allah onun rızkına kefildir. Bu rızık, vakti gelince kişiyi bulur, bunun kendisine ulaşmasını hiçbir kuvvet engelleyemez.
Yazının ana fikrine gelecek olursak artık bir hedef belirleyip; Rabbimizin bütün isimlerini öğrenip, bilip, tanıyıp, ezberleyip saymalıyız. Hayatımıza somut değişimler katmalı. Rabbimizin isimleri üzerinde düşünüp her birini anlayarak ilahi ahlaktan nasibimizi almak ve bunu kişisel, toplumsal ve sosyal yaşamımıza aktarmalıyız.
Hiç ummadığımız, aklımızdan geçirmediğimiz yerde ve zamanda O bizimledir. Gerçekten görmek için bakarsak her güzelin, her doğrunun, her olgunluğun yanı başında O’nun izlerini bulmamız; dosta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark etmemiz mümkündür. Bize karşı gösterdiği bu ilgi ve sevgiyi karşılıksız bırakmak, insanın tek ve gerçek dostu olan Rabbimize karşı büyük bir hak bilmezlik ve nankörlük olmaz mı?

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap

Bunları da okumalısın