Nefsine Nasihat Etmek İster misin?

3
Paylaş

Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuh. 😇❤
Bu yazı yüksek dozda nefse neşter içerdiğinden nefsini temize çıkaracak olanların okumamasını tavsiye ederim.. Başlıktan da anlaşılacağı üzere Rabbimiz’e yazdığımız bir mektup olarak düşünebilirsiniz. Okurken arkaya bir fon müziği tavsiye ediyorum şiddetle.
Linki buraya bırakıyorum, size zahmet olacak ama bir tık uzağınızda: 😇❤
https://www.youtube.com/shared?ci=CRDUA0IsvXs
Hadi bakalım İkra!
👇🏻👇🏻👇🏻
🔷🔷🔷
Belki de vazgeçmenin zamanı gelmiştir hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir rüya kadar güzel hayallerimizden.
Belki de tam şu anda,
burada, yatağımın kenarına oturup penceremin perdesini çekmişken gün ışığına, hayallerimi de o camın ardında bırakmalıydım tüm ışıltısıyla.
Odamın toz tutmuş lambasını söndürmeliydim belki de pas tutmuş kalbimin rüzgarlarıyla.
Yine ümitsizlik hâli…
Ve yine karamsarlığın vermiş olduğu mutsuz, huzursuz eski bir plakçıdan çıkma, yıllanmış melodiler gibi yaşamak…
Öyle bir anlamsızlaştı ki gözlerimi açmak.
Bazen niçin, kim için nefes aldığımı unutabiliyorum.
Nefesi veren içinse her kelimem yaşamak da ölmek de O’na olmalı.
Bedenimi ve ruhumu kudret elinde bulunduran Zât içinde tüm sıkıntılar baş göz üstüne deyip, alnından öpüp rafa kaldırmalı insan dertlerini.
Şimdi rafa kaldırdım vazgeçmişliklerimi.
Ve şimdi ayağa kaldırdım gönlümün uyuşmuş hücrelerini.
İkindi ezanı okunalı yarım saat oldu belki de.
Bak yine geç kaldık Sevgili’ye..
Her zamanki gibi batarken keşkelere, iyi kileri yaratanı ne de çabuk unuttuk yine.
Masamın üzerine şöyle bir baktım.
İç dünyam geldi aklıma.
Masamda karışık içim gibi.
Darmadağın olmuş kitaplığımın bölmeleri.
Şarjı bitmek üzere telefonumun.
Şu anda yazdığım sayfaya elimin gölgesi vurmakta.
Keşke diyorum, gönlümün gölgesi de yansısaymış şu ıhlamur kokulu sayfalara.
Her satırda biraz ben varım biraz da benden içeri olan ben!
Kendimi içimde unutuyorum bazen.
Anahtarı da içerde kalmış zaten.
Ve içeriden kilitlemiş benliğim tüm kapılarını bana.
Gönlüme çilingir arasam bulur muyum bilinmez.
Bu ruh hâlinden yakın bir zamanda kurtulur muyum o da bilinmez.
Ama günün birinde hepsi geçecek bunu biliyorum.
Çocukluğum geçti, gençliğim geçiyor.
Herkes benden uzaklaşıyor, kaçıyor.
Belki de ben kaçıyorum herkesten.
Ama en çok da kendimden.
Her neyse ben de benden geçiyorum bazen.
Ama bir tek o geçmiyor.
Vazgeçmiyor benden, senden, bizden…
Sen unutsan da O şah damarından daha yakın sana.
O’nu her zaman arka plana atsan da, bazen adını dahi anmasan da her an nazar ediyor sana O’nun melekleri.
O tüm kudretiyle perdelemiş kötülükleri.
Ve senin önüne sunmuş her şeyi.
Sebepleri perde kılmış hayatına ve perdenin arkasında O’nun izzet ve azameti.
Perdeler kalktığında aradan,
zahir olur Yaradan.
Sen yeter ki bakmayı bil!
Her zerrede O’nun güzelliğinin lem’aları,
Her hücrende O’nun şefkatinin şuaları..
Her söz O’nu hatırlatsın sana.
Her şiirde O’nun rahmetinin şuleleri.
Ve her satırda kaybettiğini sandığın o mâsiva.
Ve satırların sonundaki mahlasın.
Her şey O’nu hatırlatsın sana.
Sen bir elma yiyebilesin diye kâinatı seferber edeni hatırla!
Bir çiçeği yaratamayanın bir baharı yaratamayacağını tefekkür et.
Ustasız bir iğne, nakkaşsız bir nakış olmadı bu zamana kadar.
O hâlde şu hadsiz güzellikte intizam ve mizan içindeki kâinatın sahibini, Sâni-i’ni gör artık kör gözlerinle.
Sahi nefsin gözü miyop,
Senin gözün körse ne yapsın âlem?
Sen bakmasını bilmiyorsan suç kimde?
Bakmasını bilene her yer O’nun esmaları.
Karpuzun içinde ya da bir bulutta adının yazmasına gerek yok ki.
Zaten o karpuzu yaratan esmalarını da dercetmiştir içinde.
O’nun kudret eliyle gizlenmiş yeşil sert kabuğun içine o kıpkırmızı meyve.
Kokusu burnuna göre, sesi kulağına göre, tadı damağına göre, yetmemiş bir de sanatlı yaratmış gözüne göre!
İçindeki çekirdekler yeniden ekebil diye.
Her şeyi senin ayağına sermiş ama sen ayağına serilen nimetlere kapatmışsan gözlerini ne yapsın
18 bin âlem!
Sen görebil diye tonlarca ağırlığı taşıyan bulutları direksiz tutuyorsa havada ve bulutlardan süzülen damlalar sel olup düşmüyorsa göklerden, bedenini okşayarak ahenkle düşürüyorsa yağmuru bile,
sen gör diye!
Her kar tanesinin şeklini farklı yaratıyorsa ve birbirine değmesin diye her biri için ayrı bir meleği görevlendiriyorsa ve başına çığ olarak düşmüyorsa karlar o sonsuz rahmeti görebil diye!
Dünyadan daha büyük olan Güneş’i direksiz tutuyorsa gökyüzünde, yandırıyorsa gaz yağları, odun yığınlarına gerek olmadan
ve hiç tükenmeden…
Senin görmek için neye ihtiyacın var?
Yoksa sen gözünü kapatıp kendine gece edenlerden misin nefsim?
Böyle mükemmel bir kâinat senin için yaratılmış seni eşref-i mahlukat olarak yeryüzünün halifesi tayin etmiş ama sen gaflet perdesini yırtıp göremiyorsan o rahmeti ve merhameti her şey müstahak sana!
Şimdi söyle bana nefsim:
“SENİ YARATAN YOLUNU DA GÖSTERMEZ Mİ?”
Bırakır mı seni kimsesiz,
bu dağdağalı dünya zindanında?
Seni yanına almak istiyor işte!
Onun için kurmuş bu sahneyi.
Hâl ve hareketlerine göre seni deniyor.
Seni sevip de yaratmış.
Seni yokluk karanlıklarından varlığın aydınlıklarına çıkarmış ve seni yalnız bırakmamış, terk etmemiş, sana küsmemiş.
Bitecekmiş ve hepsi geçecekmiş ama biraz daha varmış nefsim sadece biraz daha…
Ayağına değen küçük bir taştan rahatsızlık duyan nefsim!
Dikenleri var diye bu yoldan kaçmak isteyen nefsim:
Ayağını seviyorsan bu yolda
işin ne?
Ve son bir dua kalıyor gönlümün dipsiz kuyularında,
Yusuf misali sesleniyor Mısır’a:
Ey Rabbim ayağımıza değen dikenlerden değil gönlümüze değenlerden koru bizleri.
Yolumuza çıkan çakıllardan değil çakallardan koru bizleri.
Evet kuyularda her zaman Yusuflar olmaz.
Bazen o kuyudan yılan da çıkar çıyan da.
Sen bizi yılanların ve yılan fıtratlı insanların şerrinden muhafaza
eyle Ya Rab!
Bizi bu davada büyüt, yürüt ve çürüt!
Ama bizi bu davadan alma.
(Aminlerle inlesin gök kubbe☝🏻❤)
Selametle..

Paylaş

3 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Nuriye 21 Mart, 2017 at 23:22 Reply

    Allah razı olsun Kardeşim
    Ne güzel su serptin yüreklerimize… Hatırlattın yine masivayı ahh ettirdin ama ne güzel söyledinn Selametle

Yorum Yap