Ruhsuz mu Kalp? 🙊

1
Paylaş

Sen O’nu her zaman unutsan da dünyayı asıl maksat yapsan da nefsine zulmedenlerden olsan da “O” hep var.

Ve “Kimin için Allah var, ona her şey var; ve kimin için yoksa, her şey ona yoktur, hiçtir.”
Bu düsturu bil ona göre sev kalbim.
Sonlu sevdalarda boğulamazsın, sonsuz aşkın derinliklerine inip boy vermek dururken.
Sen bu kadar kolay değilsin ruhum.
Sen sevmeyi en iyi bilensin. Peki ruh mu sever kalp mi?
Bir maddeye etki etmemiz için o maddeye kuvvet uygulamamız lazım. Peki kalbimize kuvveti uygulayan ne?

Kimine göre sevmek içindir kalp kimine göre kan pompalamak.
Şimdi sebepler dairesinden bakalım olaya.
Az önce de söylediğim gibi bir maddeye etki etmemiz için o maddeye kuvvet uygulamamız lazım. O hâlde şöyle bir şey söyleyebiliriz bence:
Ruhsuz kalp sadece kan pompalayan bir makinedir. Ancak ruhun kalbe uyguladığı kuvvet kalbin yönünü değiştirir ve gösterdiği tepkimenin adına da “Aşk” denir.
Peki ruh kuvvet uyguluyorsa ruha bu kuvveti uygulatan kimdir?
Kalbe etki edip “Aşk Tepkimesi”ni ortaya çıkaran ve kalbimize sonsuz aşkı derceden zat kimdir?
Böyle bir sistem böyle bir mekanizma olacak ama biz sorgulamadan o kalbi kullanmaya devam edeceğiz öyle mi?

İşte sorun da burada. Sıkıntılarımızın temeli burada atılmış bulunmakta.
O kalbi sana böyle olağanüstü niteliklerle kuşatarak verenin neden verdiğini sordun mu hiç? Sormadın değil mi?
Eğer sordum diyorsan okumaya devam et yine de. Çünkü bazı şeylerin pekişmeye ihtiyacı vardır.
Hem ne diyor Üstad: “Tekrarat sabit kılar.”
Sormadım diyorsan benimle kal!

4 boşluktan oluşan, bir sürü penceresi bulunan ve her bireyin elinin yumruğu boyutunda olan, insanların o durunca öldüklerini sandıkları kalbimiz…
Sağ kısımda kirli kanı sol kısımda temiz kanı taşıyan ve devir daimde
bulunan ama bunları yaparken hiç sorgulamadığımız kalbimiz.
Ve bu faaliyetler yaratılıp bırakılmadı. Yani kalp kendi kendini idâme ettiremiyor. An ve an bu faaliyetleri yaratan bir zat var senin merak edip de sormadığın…
Haydi kalbimizden soralım!

“Dakikada 70, saatte 4200, günde 100.800 kez atıyormuşsun duyduğuma göre ki bu sadece sensin. Peki milyonlar milyarlar yok mu senin gibi? Pis kanla kirli kanı hiç karıştırmıyormuşsun birbirine.

Küçük küçük odaların, odalarının da kapıları varmış içinde. Kapakçık deniliyormuş onlara. En büyük atardamar da sende.
Peki her dakika nasıl oluyor da bu kadar hızlısın ve sen nasıl bu kadar akıllısın?
Sanmıyorum…
Kusura bakma kalbim sen değilsin bunları yapan. Bunları yapan zat beni önce sevdi sonra da yarattı. Kimse yokken O vardı. Ve herkes gidince de hep O kalacak. Çünkü “El Baki Hüve’l Baki” “Baki Olan Sadece O’dur.”
Peki sen kalbi verene kalbinde yer ayırdın mı hiç?
Sonsuz sevme kabiliyeti dediğimiz bu niteliği boş, malayani, afâki, fani met’alarda mı dağıttın yoksa?

Peki kalpleri atomlarına kadar işiten Rabbinin yüzüne nasıl bakacaksın?
Kalbini, bedenini ruhuna bir hulle gibi giydiren O zata karşı yüzün kızarmadı mı hiç?
“KALPLERİNİZİN HAŞYET DUYACAĞI AN GELMEDİ Mİ?”
(Hâdid Sûresi-16. Ayet)

Düşün sebepler dairesinde dünyaya senin getirdiğin evladının, hastalandığı geceler başında beklediğin, geceyi sabah ettiğin biriciğinin senden başkasını sevdiğini düşün. Seni de sevsin ama sana hak ettiğin sevgiyi vermesin. Annen var mı dediklerinde “Evet, var” dediğini ama eve hiç gelmediğini düşün. Aynen öyle de seni yoktan var eden, seni sevip yaratan, sana sonsuz sevme kabiliyetini veren ve sevebileceğin insanları da yaratan Rabbin var.
İnsanlar Allah’a inanıyor musun dediğinde “Elbette inanıyorum.” dediğin ama huzuruna beş vakit değil tek vakit bile çıkmadığın Rabbin var.

Ve seni senden çok sevenin, senden kendisini sonsuz sevmeni beklerken evinden, annesinden kaçan bir çocuk gibi Rabbinden kaçışların var…
Sevmiyoruz kardeşim…
Sonsuz sevmiyoruz…
Sevemiyoruz demiyorum çünkü bu kabiliyet bize verilmiş. Doğru yerde kullanmak bizim elimizde. Bu yazıyı okuduktan sonra 5 dakika izin veriyorum sana hayatını şöyle bir sorgula. Bana verilen “Sonsuz Aşk”ı nerede kullanıyorum diye sor kendine.
Gözlerini kapa kabre gireceğini bil öyle yaşa!
Sonra kalk ayağa, al abdestini. Abdest alırken günahların dökülsün üzerinden. Sonra her şeyi elinin tersiyle it.

Lisan-ı hâlinle de ki:
“Fâniyim, fâni olanı istemem.
Acizim, aciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim gayr istemem.
İsterim, fakat bir Yâr-ı Bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
Hiç-ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim…”

Bu münacaatını karşılayacak olan tek zata yönel ve secdeye kapan, Rabbinle baş başa kal…
Ben daha fazla uzatmayacağım kardeşim senin Rabbinle konuşacakların vardır.
Haydi bekletme Rabbini!!!

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap