SEN SABRET BAK NELER OLACAK?

0
Paylaş
sen sabret bak neler olacak

Talha Rumeysa’yı çok beğeniyor ve onunla evlenmek istiyordu. Araya birilerini koyarak onu razı etmek istedi, ancak bunda başarılı olamadı.

Bir gün Rumeysa’nın karşısına çıkıp:
– Ya Rumeysa, dedi benimle evlenir misin?
Rumeysa ona şöyle bir baktı ve açık yüreklilikle konuştu:
– Doğrusu sen beğenilmeyecek bir adam değilsin ama yine de ben seninle evlenemem. Çünkü sen müşrik bir adamsın. Oysa ben Müslüman bir kadınım, puta tapan bir adamla evlenemem.
Talha çok zengin bir insandı. Rumeysa’nın gönlünü yapmak için ona istediği kadar altın ve gümüş takabilirdi. Arzu ettiği her şeyi almaya razıydı. Gülümseyerek:
– Altın ve gümüşten ne haber ya Rumeysa, dedi. Sana ne istersen alırım.
– Ben altın ve gümüş istemiyorum. Sen öyle bir adamsın ki görmeyen, işitmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeylere tapıyorsun. Falanların kölesinin dağdan sürekleyip geldiği bir odun parçasına tapmak sana yakışıyor mu?

Talha bu sözlere karşılık bir şey söylemeyince Rumeysa konuşmasına devam etti.

– Eğer sen Müslüman olursan, işte bu benim mehrim olsun. Başka hiçbir şey istemem, seninle evlenirim.

Talha bu sözlerin üzerine:

-Her şeyi yaratan ve yaşatan, her şeye gücü yeten Yüce Allah dururken hiçbir şeye gücü yetmeyen putlara tapmam doğru mu, diye düşündü, içinden bir ses elbette yanlış, diyordu.
Gülümseyerek:

– Nasıl Müslüman olabilirim Ya Rumeysa, diye sordu.

Bu cevap Rumeysa’yı son derece sevindirmişti. Yüzü mutluluktan ışıl ışıl olarak:

-Peygamberimize git, dedi. O sana öğretir.

Talha hemen Peygamberimizin yanına gitti. Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi ve sellem) onu uzaktan görünce:

– Talha; İslam’ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor, buyurdu.

Böylece Talha Müslüman oldu. Sonra Rumeysa ile aralarında geçen konuşmayı Peygamberimize anlattı. Sevgili Peygamberimiz (sallahu aleyhi ve sellem) onların nikahlarını kıydı ve sonra bu değerli kadın hakkında şöyle buyurdu:

– Gördüm ki Cennet’e girmişim, arkamda bir ayak sesi … Bir de baktım ki Rumeysa!
(Ebu Nuaym, Hilye, Ibn Hacer)

Ebu Talha ile Rumeysa böylece evlendiler. Mutlu ve huzurlu bir hayatları vardı. Bir süre sonra da tatlı mı tatlı bir bebekleri oldu.

Bir sabah kalktıklarında bebeğin çok hasta olduğunu, ateşler içinde yandığını gördüler. Tedavisi için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Ama günler geçtiği hâlde bebekte bir iyileşme görülmüyordu. Talha’nın önemli bir iş için başka bir şehre gitmesi gerekiyordu. Rumeysa ona:

– Sen git, dedi. Senin gitmenin bir sakıncası yok. Bebeğimiz için elimizden gelen her şeyi yaptık. Ben sürekli yanındayım, merak etme!

Talha gittikten bir gün sonra bebek öldü. Rumeysa’nın içi yanıyordu. Yine de veren de alan da Allah diye düşünüp bu olayı sabırla karşıladı. Evdeki herkese:

– Sakın yavrumun öldüğünü beyime siz söylemeyin , ben kendim söyleyeceğim dedi.

Birkaç gün sonra beyi gelince onu güler yüzle karşıladı. Talha kapıdan girerken:

– Çocuk nasıl, diye sordu
– Hiçbir zaman bu kadar dinlenmemişti, cevabını alınca rahatladı.

Rumeysa bu sözlerle yalan söylemiyor, günlerdir ateşler içinde yanan çocuğun ölümle bu acılardan kurtulduğunu haber veriyordu. Ama insanlar sevdiklerine kötü bir şeyi yakıştırmazlar hiç. Bu yüzden de Talha bu sözleri, çocuk hastalıktan kurtulup, iyileşti gibi anladı. Rumeysa da onun bu düşüncesinin yanlış olduğunu söylemedi.

Ertesi gün uyanınca Rumeysa beyine:

– Sana bir şey sormak istiyorum.
– Sor bakalım.
– Bir kimse komşusuna emanet olarak bir tencere verse, bir süre sonra da geri istese…
– Evet.
– Karşıdaki insanların niye tencereyi geri istiyorsunuz diye kızmaya, ağlamaya, bağırmaya hakları olur mu? Ne dersin?
– Tabii ki olmaz canım, elbette emanet verilen bir şey geri alınacaktır.
– O hâlde beni iyi dinle ey Talha, Allah da bize emanet olarak verdiği bebeği geri aldı. Buna karşılık sabret ve Allah’tan sevap bekle.

Talha bu sözleri duyunca neye uğradığını şaşırdı.

– Çocuk ne zaman öldü, diye sordu.
– Sen gittikten sonra.
– Peki neden bana gelir gelmez söylemedin de sabahı bekledin?
– Yorgundun, üzüntülüydün, bu durumda sabretmen daha zordu. Yatsın, uyusun, dinlensin, kendine gelsin de öyle söyleyeyim diye düşündüm.

Talha sinirlenmişti.

– Ben Peygamber Efendimiz’in yanına gidiyorum, diyerek çıkıp gitti.

Sevgili Peygamberimiz’in yanına gidince ona durumu anlattı. Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi ve sellem) Rumeysa’nn davranışını onaylayarak onlara hayır dua etti.         ( İmam nevevi)

Bundan sonra Talha ile Rumeysa’nın dokuz çocuğu oldu. Hepsi de seçkin ve değerli insanlardı.
Bu olayda Hz. Rumeysa’nın gösterdiği sabır gerçekten takdire layıktır. Onun gibi sabredebilecek pek az insan çıkar.

Sabır; insanın geçici sıkıntı ve musibetlere gözünü kapayarak ebedi nimetlere gözünü açması, ahiret yurdunu düşünerek dünyadan vazgeçmesi demektir.

Allah der ki:
Onlar ki kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.( Bakara suresi-156)

Yani biz sahibimize döndürüleceğiz. Allah benim sahibim. Ben şüphesiz Allah’a aitim. Herhangi bir şey hakkında nasıl söz sahibi olabilirim? Çünkü hiçbir şeyin sahibi değilim.
Şu an ne sıkıntın varsa ne derdin varsa; iş olur, ailevi olur, duygusal olur, fiziksel olur hiç biri kalıcı değil. Çünkü ne bu dünya kalıcı ne sen ne ben ne de bu dertler. Üzülerek kendimizi etrafımızdakileri de etkileyerek heba etmeye değer mi?

إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ (innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn). Şüphesiz O’na döneceğiz.

Tek yapmamız gereken, sabretmek. Mesela bir ev yanıyor ve içindeki adam da kaçıp kurtulmak yerine içeride durmuş düşünüyor, duvarları maviye mi boyasak yoksa kahverengiye mi? Be adam öleceksin kendini kurtarsana şimdi sırası mı bu?

Buradan çıkaracağımız sonuç önceliklerimizin olması. Olayı tam manasıyla anladığında daha büyük bir sorun vardır. Bizim büyük sorunumuz ise henüz Allah’a ait olduğumuzu kabul etmiş olmayışımız. Zorluklardan geçiyoruz ki bu sayede Allah‘a ait olduğumuzu, O’nun yardımı olmadan hiçbir şey yapmayacağımızı anlayabilmemiz için.

Kabuğu sağlam, içi kurtlanmış dünyaya sabretmemiz lazım.

 

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?