Bir Sevdadır Polislik

Paylaş

Bu mektup yüreği vatan aşkı ile kavrulan,
Polis Özel Harekat’tan olan şehit polisin oğluna son bir mektubudur.

Evladım,
Bir gün bu mektubu okuduğunda ben olmayacağım demektir yanında.
Elhamdülillah,
Kavuşmuşum demek oğul…

Kavuşmuşum şehadete. Bilirsin, ölümü dahi yok eden tek şey şehadettir.
Biz tevhid sancakları ile çıkmıştık bu yola.
Vatanımız için, milletimiz için, ümmet için koşa koşa şehadete…

Üzülme yavrum, “La tahzen!” diyor Rabbim. O üzülmeni istemiyor.
“Ve lirabbike fasbir”, Rabbin için sabretmeni emrediyor Kuran’ı Kerim’de.
Ayrıca, zaten buyuruyor ya o Zat-ı Zülcelâl,
Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz diye? Elhamdülillah, ölmedim şehit oldum yavrum.
Sevgiliye en güzel hâlde teslim olmayı hep isterdim.
En büyük duamdı, bilirdin zaten. “Bir ölü” olmayı asla istememiştim. Eğer ki bu mektup sana geldiyse bil ki bu vaktine esir olan nasip sonunda geldi.

Sana polis eğitimimi tamamlamadığım zamanlardan bir hatıramı anlatayım: Bir gün halanla geziyorduk. Küçük bir kasabadaydık. Küçük bir çocuk koşa koşa yanıma gelmişti.
Ben de tevafuk, polis yazan bir ceket giymiştim. Çocuk da polis sanmıştı.
“Polis abi! Polis abi!” diye seslenmişti. Bakmıştım ufaklığa. Birden bire sarılıvermişti çocuk bana.

Şaşkınlıkla bakıyordum çocuğa. Konuşmaya başladı. “İyi ki varsınız siz polis amcalar, abiler, ablalar! İyi ki varsınız! Dün çocuklar ben Kürt’üm diye beni dövüyorlardı. ‘Benim vatanım Türkiye.’ diye bağırıyordum. Ama dinlememişlerdi. Sonra bir polis amca geldi beni kurtardı. Bize, ‘Müslümanlar ancak kardeştirler.’ dedi. ‘Dövüşmek yakışmaz.’ demişti. Bize bir sürü çocukları, teyzeleri, amcaları, yaşlı ihtiyarları nasıl kurtardığını anlattı. Ben de onun ve senin gibi büyüyünce polis olmak istiyorum! Ya da asker de olabilir. Dua edebilir misin bana da? İyi ki varsınız! Hepiniz kahramansınız. Sizleri çok seviyoruz, ülkemizin size çok ihtiyacı var. Bizlerden hiç vazgeçmeyin olur mu?”

O çocuğun heyecanlı sözlerini, ışıl ışıl gözlerini bir daha asla unutamadım.
Polislik bir aşktı, yanıp tutuşuyordu. Vatan aşkı sönmeyen bir yangındı çünkü o imandandı.

Çok sürmemişti zaten, 1 sene sonrasında bitmişti eğitimim.
Artık polistim. Polis Özel Harekat…

Asla unutamıyorum mezuniyet gününü. Evet, artık polis olmuştuk. Bu şanlı formaları biz de giymeye hak kazanmıştık, Elhamdülillah.
Heyecan doruktaydı, hayatım tamamen değişecekti bundan böyle.

Bambaşka bir sevgiye tutulmuştuk biz oğlum. Vatan sevgisi, her yerimizi kaplamıştı. Koşa koşa şehadete gidenlerden olmak için çırpınıyorduk her birimiz.

Hatırlıyor musun oğlum?
Birkaç günlüğüne görevden eve gelmiştim. Sen küçüktün, 5-6 yaşlarındaydın. Şimşekler çakıyordu.
Korkuyordun ağlıyordun her çaktığında.
Benden yanına yatmamı istemiştin. Beraber yatarken sormuştun bana:
“Babacım, sen niye ağlamıyorsun? Korkmuyor musun?”
“Yok evladım, korkmuyorum.” dediğimde, “Ama çok ses var, çok ışık var. Yoksa babalar ve polisler korkmaz mı?” demiştin.

Ben de sana Hazreti Ömer’i anlatmıştım. O Müslüman olduktan sonra Müminlerin artık nasıl gizliliklerinden vazgeçtiklerinden bahsetmiştim. Sonra ise sana Hazreti Hamza’nın heybetini anlatmıştım. Savaşlarda o öne çıkınca herkesin nasıl da kaçtığını anlatmıştım. O mübarek zatın “Ben gözümün gördüğünden asla korkmam!” diyişini anlatmıştım.

Ne de severdin hikâye anlatmamı. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u nasıl fethettiğini bana belki de bin defa anlattırmıştın. Her seferinde aynı şeyleri anlatmama rağmen bıkmadan usanmadan dinlerdin.

Hatırlıyor musun evladım?
Küçükken benden bahsettiğinde hep “O benim kahramanım.” derdin. Beni hayallerinde en çok sen bulundururdun. En çok sen güzelleştirirdin.
Dualarını hiçbir zaman eksik etmezdin. Sana hep derdim, iki ölümün olmadığına göre o tek bir ölümün yiğitçe olsun. Unutmadın değil mi?

Peki hatırlıyor musun?
Bir gece göreve çıktığımda annen çok üzülmüştü gene. “Gitmesen olmaz mı bu sefer?” diye sormuştu.
Ben bir şey demeden ilk sen müdahale etmiştin. “Olmaz anneciğim! Babam gitmese kim kurtaracak vatanımızı? Karanlıkta dik duramayan aydınlıkta da dik duramaz. Onlar bizim yanardağ ruhlu kahramanlarımız. Böyle yaparsan üzülür babam.” demiştin.
Nasıl da gurur duymuştum seninle. Oğlum, büyümüştü de babasını memnuniyet ile şehadete uğurluyordu.
Elhamdülillah… Yiğidim…

Hatırlıyor musun yavrucuğum?
İlk defa Suriye sınırında görevim çıkmıştı. Bu sefer ben de korkmuştum. Korkuyordum, hâlâ az da olsa korkuyorum.
İçimizdeki bu “sevda”yı barındırdığımız süre ölüm dahi vız gelir bize,
bozmayız hiç duruşumuzu.
Ama insanoğluyuz evladım. Bazen duygularımız kontrol altında olmayabilir.

Ölümden ziyade sizden yaşarken hasret kalacağım süre korkutuyordu beni.
Ne de olsa vedamız, son olmayacaktı.
Baki olan Yâr’e kavuşunca ecelimizle,
ebedi diyar bizi bekliyor olacak.
Ama o zaman gelmeden öncesinde sizden uzakta olmak beni korkutuyordu. Titrek sesimle annene anlatmıştım, sonra ise sana.
Çıkacağım gün beni hep beraber uğurlamıştınız. Bir ağızdan bağırıyordunuz:
“Barışın güvercini, savaşın kartalı!
Hamza’nın mirascısı, Ali’nin zülfikarı!
Canımıza can evlat,
İşte onlar Özel Harekat!” diye diye vedalaşmıştık.
Elhamdülillah.
Asla unutmayacağım. Son nefesime kadar bu hatıralar ile tekrar tekrar direneceğim.

Dualarınızı hep hissediyorum evladım.

Şimdi ise geldik buralara. Sizlerden uzaktayım. Buradaki görevler; şehirdeki görevler, dağlardaki görevler gibi değil oğlum.
Buradaki hava bile bambaşka.

İnsanlar, yaşamayı unutmuşlar.
Bir görsen evladım.
Küçücük yaştaki çocuklar, bu acımasız hainlerden dolayı olgunlaşmışlar.
İnsanları değil, insanlığı vuruyor zalimler!
Acılar öyle bir kaplamış ki her yerlerini, gülmeyi unutmuşlar.
Burası cinayet ve kanla yazılmış bir sözlük hâlini almış olsa da
cayır cayırlar hepsi, Elhamdülillah!
İçlerindeki iman onların yüreklerini yakıp kavuruyor.

“Bu inşirah, nasıl bir kuvvet, nasıl bir tevekkül ya Rabb?” diyorum bazen buradaki o masum insanları gördükçe..
İşte yavrucuğum, bizleri ayakta tutan şey sana da her daim anlattığım, imanımızdır. Dualarımızdır. Yoksa bir baba daha sandıktan çıkmamış evladını nasıl toprağa vermeye dayanabilirdi?
Buradaki insanlara kahvaltıda mermi yemek belki de nasiplerinin parçasıdır ama biliyoruz evladım.
Şimdilik gökyüzünde yıldızlar sönük olsa  da
Gün gelecek ve öyle ışıldayacak ki şaşırtacak körleri bile!
Neden mi? Çünkü biz, kefensiz yatanların torunlarıyız!
Taşında gözü olunanın yurdunda mezar kazacağız!
Hainin, soysuzun alnına VATAN yazacağız!
Ümmet-i Muhammed’e zarar verenin sarayını başına yıkacağız! Bu hac ve hilalin, Hakk ve küfrün savaşıdır. Kimselere boyun eğmeyiz, asla teslim olmayız.
Çünkü polisler ve askerler olarak hepimiz şehadete koşan adamlarız!

Oğlum, asla üzülme benim için olur mu?
Dua et sadece.
Artık buraya da alıştım, hem havalar da baştaki gibi soğuk değil. Titrek ellerle silah tutmamıza gerek kalmadı. 3 hafta öncesinde bir kardeşi elinden vurdu düşman. Ona da dua et oğlum. Bir daha silah tutamama korkusu yüreğini yaktı maalesef.. .Bu acıyı herkes bilmez, herkese tatmak nasip olmaz. En iyi biz biliriz, biz anlarız.
Tutamasa ellerimiz silah, KİM mazlumları saldırılardan korumak için çırpınacak? Tecavüze maruz kalmakta olan bacılarımızı KİM kurtaracak? Âlem-i İslamı ayırmak uğruna çabalayanların alınlarının ortasına kim kurşun sıkacak?
Bu vatanı korumak uğruna, KİM gerektiğinde dağları bile delecek?
Evet yavrum, biz sizler için varız. Rıza-yı İlahiyi, devletimizi, milletimizi, Mümin kardeşlerimizi kurtararak korkusuz bir şekilde kazanmak namına buradayız!
Birliğimizden, beraberliğimizden Allah’ın izni ile güç doğacak, buna inanıyoruz..

Yanınıza geri dönmek nasip olur mu bilemem. Belki de bir daha asla yüzünüzü göremeyeceğim.
O yüzden bu son bir veda mektubunu sana yazdım yavrum. Çünkü ecelin sanki her dakikanın akıp gitmesi ile daha da yakınlaştığını hissediyorum. Olur da burada şehadet şerbetini içmek nasip olacaksa bana, en azından son anlarımda da sizleri düşünmekte olduğumu bilmiş olursun evladım.
Gözüm arkada kalmayacak çünkü ben sizleri öyle herhangi birisine emanet bırakıp gitmedim. Allah’a emanet ettim. Allah’tan güzel bir koruyucu olamaz ki.

Son olarak da yavrum, mektubumu bitirmeden senden son dileğim… Senden son bir isteğim olacak. Ne olursa olsun ve ne olursan ol… Asla, asla zulme karşı susma. Çünkü zulme rıza zulümdür. Sen ille ben gibi polis olacaksın ya da ille asker olacaksın demiyorum. Ama yaşadığın hayatı Rabb’in için yaşa. Vatanına karşı görevlerini asla aksatma. Hakk’a vav gibi eğil, zulme karşı ise dimdik ayakta dur!
Çünkü sen en büyük önder, âlemlere rahmet olarak gelen Peygamber’in ve onun ashabının izinden giden genç bir delikanlısın. İmkânsızın sınırlarını Konstantiniyye’yi fethederek çizen Fatih’in torunusun. Seninle gurur duyacağımdan eminim.

En güzele emanetsiniz.
Sonsuz sevgilerle,
Baban.

Ey bu topraklar için, bu İslam sancağı için toprağa düşmüş şanlı polis ve asker!
Ecdat gelse ve senin o pak alnından öpse değer.
Senin terin, senin kanın kurtarıyor tevhidi! Bedir’in arslanları misali…
Yanardağ ruhlu, çelik iradeli kahramanlarımız!
Gecenin soğuğunda, şu an soğukta herhangi bir yerde tetikte olan yiğitler. Korkmayın! Önce Allah sonra ise 81 milyon duaları ile yanınızda.
Çiğnetmeyin bu vatanı, vurun. Allah aşkına vurun!
Bırakmayın vicdansız zalimleri yollarında. Ölüm ancak onların korkusu çünkü bizde kadere iman zaten sorgusuz.
Kahramanlık her yiğidin harcı değildir.
Çünkü o ne yalnız bir yükseliş demektir
Ne de ışık gibi parlayıp sönmektir.
Bu kudsi davaya baş koymuş, formalarının haklarını veren yiğitler,
Selam olsun size!
Dua olsun size!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okuduk, senin destanını yazacağız!

Türk polisimizin polis haftası kutlu olsun. ❤☝🏽

Paylaş

1 yorum

  1. Veyis 11 Nisan, 2017 at 02:34 Reply

    Cok istedim polis olmayi nasip olmadi ama vatan ugruna hak ugruna herseyinden vacgecen insanlar yasatmak icin can veren insanlar ALLAH onlardan razi olsun

Yorum Yap