Şirk Koşma Yorulursun

0
Paylaş

Kendinizle hesaplaşmak istemiyorsanız, bu yazıyı okumayın. Başlayalım mı ?

Bir sorum var: “Ebu Cehil Allah’a inanıyor muydu?” Çoğunuz bu sorunun cavabını hayır olarak biliyordur muhttemelen. Ebu Cehil’de Allah’a inanıyordu inanmasına  ama “Bana rızkımı bu put, sağlığı bu put, balı bu put, yağmuru bu put verdi diyerek Allah’a şirk yani ortak koşuyordu. Biraz düşündüğümüzde Ebu Cehil’den pek de farkımız kalmamış gibi, ne dersiniz? Bana rızkımı patron, sağlığı ilaç veriyor, yağmuru bulut veriyor, balı arı veriyor demiyor muyuz? Diyoruz o zaman şunu söyleyebilir miyiz? Putlaştırma şekil değiştirmiş, Ebu Cehil zamanında putlaştırma maddi olarak vardı, bu zamanda ise manevi anlamda bir putlaştırma söz konusu.

Yani bilmeden de olsa içimizde bir Ebu Cehil bulunduruyor olabiliriz. Bu yazımızda bu konuyu ele alacağız.

Şimdi iki kavram öğreneceğiz. Sebeb ve müsebbbeb. Sebep (çoğulu esbab), neticeye vesile ve aracı olan şeye denir. Mesela elma neticedir, ağaç ise elmaya bir sebep ve vesiledir. Müsebbeb, sebebleri ve vesileleri mevcut olan şeye deniliyor. Yani sebep ile meydana getirilmiş olan netice ve sonuç demektir. Mesela elma, ağacın bir müsebbebi yani neticesi ve sonucudur. Kâinatta, esbab ve müsebbebat görünen eşyaya bakıyoruz ve görüyoruz ki, en âlâ bir sebep, en âdi bir müsebbebe kuvveti yetmiyor. Demek esbab bir perdedir; müsebbepleri yapan başkadır. (1)

Bunu bir örnekte açıklayalım. Hiç düşündük mü yağmuru? Neyini mi? Aslında birçok yönden düşünebiliriz. Biz şimdi sadece yağmurun yağışına bakalım;

Yağmur damlaları 6 mm. çapındadır. Bundan daha fazla büyümezler.

Yağarken asla birbirlerine değmezler.

Yukarıdan aşağıya doğru bırakılan bir cisim, yerçekimi tesiri altında hızı artarak yere düşer, minicik damlamız ise adeta yerçekimine meydan okuyarak, sabit bir hızla yere doğru düşer. Bu olayın hayati bir hikmeti vardır. Çünkü yer çekimi kanununa uygun olarak, bir kaç bin metre yukarıdan düşecek damla, yere kurşun hı­zıyla ulaşması gerekir. Hızlı ve tahripkâr… Yağmurun oluşumundaki yüzlerce hikmetli faaliyeti bir kenara bırakarak soruyoruz?

1- Bu yağmur damlalarının boyunu kim ayarlıyor ve daha fazla büyümesini kim önlüyor?
2- Milyonlarca damla aynı anda yere doğru inerken, rüz­garların da etkisine rağmen birbirlerine değmiyorlar. Bu damlaları birbirine değdirmeyen kudret sahibi kim?
3- Yağmur damlaları yerçekimi kanuna rağmen sabit bir hızla yere düşerler. Yağmur damlalarının kurşun gibi inmesine müsaade etmeyen merhamet sahibi kim? Elbette bunların bilimsel sebebleri olabilir fakat bu sebebler merhamet veya kudret sahibi degiller.

Evet belki şimdiye kadaryağmuru buluttan biliyor ve Ebu Cehil’in düştüğü hataya düşüyorduk.Bulutu bilmeyerek putlaştırıyorduk. Putlaştırdığımız bulutlara bakıyoruz; bulutta akıl yok, irade yok, şefkat yok, fakat bize vücudumuzun ve dünyanın 3/4’ü olan suyu veren bulutta bu sıfatların olmaması perde arkasında bu sıfatlara sahip bir zatı bizlere apaçık göstermiyor mu?

“Dalâletten gelen hadsiz bir cehalet ve zındıkadan neş’et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle, bilmiyorlar ki, esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihazatını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve destgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir; “İşte bu ağaç bundan çıkmış” diye, Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mucizâtı inkâr eder misillü, bazı zahirî sebepleri irâe eder. Hâlıkın ihtiyar ve hikmetle işlenen pek büyük bir fiil-i rububiyetini hiçe indirir. Bazan gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikate fennî bir nam takar. Güya o nam ile mahiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı!”(2)

Manidar bir olayım var bununla ilgili. Bir gün köyünden okumak için ayrılan genç okulu bittikten sonra köye gelir bakar ki köy ahalisi yağmur duası yapıyor. Genç bağırır Ey ahali toplanın ben okulumda öğrendim aslında size yağmuru Allah vermiyormuş bunun bilimsel açıklaması var. Size açıklayacağım der. Köylüler toplanır. Genç alır eline bir tencere ve bir kapak içinde su ısıtmaya başlar kaynayan su buharlaşmaya başlıyınca üstünde kabı tuttuğundan sbuharlaşan su yukarıda kaba gider orda damla damla tekrar yere düşer.  “Bakın işte yağmurda böyle yağıyor. Yeryüzündeki su buharlaşıyor, bulutta yağmur olarak yeniden düşüyor.” der. Kalabalığın arasında yaşlı amca bir tokat gibi yapıştırır cevabı: “Hani bunun şimşeği nerede ?”

Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil’ler esfel-i sâfilîne girsinler. (2)

Evet imtihan sırrı gereği bazı olaylar sebebler penceresiyle gözümüze gösteriliyor. Sende bu sebeblere takılma, sebebler yanlız birer perdedir unutma ve dikkat et azizim, Ebu Cehil değil Ebu Bekir olamaya bak! Kainattaki sebebler etrafında gelişen olayları bir de bu gözle seyret.


(1) Risale-i Nur | Sözler | 33. Söz | Yirmiyedinci Pencere
(2) Risale-i Nur | Sözler | 14. Söz | Ondördüncü Sözün Zeyli
(3) Risale-i Nur | Sözler | 14. Söz | Ondördüncü Sözün Zeyli

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?