SÖYLESENE BU SENDEKİ DERT Mİ YOKSA DERMAN MI?

Paylaş

Dertten hâlî değildir mümin bu dünyada hiçbir zaman.
Çünkü dertsizlik diyarı burası değil, orası Cennet.
Hâl böyleyken bize düşen de dertlerden kurtulmaya çalışmak değildir; zaten dertsiz kalmak bu dünyada mümkün olmayacaktır.
Bize düşen, dertlerimizle kul olmaya bakmak… Tabiri caizse, dertlerimize sımsıkı sarılmak…
Çünkü dert, yaratılış gayemiz olan kulluğa sevk eder bizi…
Dert bizi duaya koşturur, dünyaya küstürür.
Dert bizi Rabbimizle dertleştirir, Rabbimizi bize sırdaş eder.
Eğer hakikatini bilirsen, derdin ganimettir sana.
Hatta dermanındır.
Derdini seversen Allah’a yakın kıldığı için seni,
o bir misafir olarak görevini yaptıktan sonra kalkıp gider ve geride sadece Allah’la baş başa geçen zamanının lezzetini bırakır.
Biraz daha derinlere inelim, ne dersin?
Ey içim, ben sana dökeyim, sense yazıya. Belki hem bana şifa olur hem kağıda, hem de kağıt beyazındaki mümin sadırlara…

Öyle anlar olur ki adına “çıkmaz” dersin. Hiçbir çıkış yolu göremez gözbebeklerin. Nereye kafanı çevirsen dağlar gibi duvarlar vardır, derin ve dar bir su kuyusunun içinde görürsün kendini. O hâlin içinde hapsedilmişsindir. Belki de o hapishanede yiyecek rızkın, içecek suyun vardır; sen bilmezsin. Elindeki tek sermayeye yani sabra sarılır ve kurtarılmayı beklersin. Çünkü bildiğin bir şey varsa o da şudur ki sen kaderin mahkumusundur, kader ise hiç şüphesiz âdildir. Âdil olan kaderin hükmüne ikna etmek için kalbini, imanına yapışırsın. Çare namına bir tırnaklık kadar yer açıklık göremez o karanlıkta gözlerin. Ama “çaresizim” demeye de varmaz dilin. Çünkü adını anmak bile şifa olan bir Allah vardır…
O’nun rahmeti sadece bu zindana has değildir ki! Bunu düşündüğünde fark edersin: aslında seni bu zindana atanın da o rahmet olduğunu.
Bu hep böyle gelmiştir, böyle gidecektir. İman etmekle imtihan edilmekten kurtulacağız sandığımız her an yanılacağızdır. Hayır, iman eden imtihan edilir. Ne kadar büyükse imanın o kadar çıkmazlara koyulursun.
Öyle ya, gül padişahının yanında silahına davranmış dikenler vardır.
Çünkü o padişah korunmaya ve kollanmaya değen kişidir.
Yani iman nasip işi olduğu gibi imanın muhafızı imtihan dahi nasip işidir…
İmtihan nimettir…
Ayetler bir kulağından girip diğerinden çıkmasın ey içim! Ayetlerin sesini yüreğine götür ve her an devridaim eden kanınla tekrar tekrar kalbinde yankılansın!
“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Sûresi 5-6)
Ve imtihan ne kadar güçse Cenab-ı Hakk da beraberinde o kadar kolaylık verir sana.
Ama bu hemen olmaz. Senin samimiyetin bu süreci belirler. İman varsa dert yoktur diye bir şey olur mu, imanın ne kadar çoksa derdin de o kadar işin içinden çıkılmaz olur. Öyle çıkmazda olursun ki her ne tarafa baksan kapısı penceresi olmayan kurşundan bloklarla etrafın sarılıdır, içinden röntgen ışınları bile çıkamaz… Gözlerin kendine döner ve kendini ise apaciz bulursun. Ama yine de asla “çaresizim” demeye dilin varmaz. Çünkü imanın kadar bilirsin ki “Allah var! Allah çare olarak yeter…”
Bu hep böyledir. Kul işin içinden çıkamaz. Artık öyle bir hâlde olursun ki şunu söylersin “Beni bu hâlden Âlemlerin Rabbinden başkası kurtaramaz. O’ndan başka kimsenin buna gücü yetmez.”
İşte o an anlarsın ki; meğer gerçekten Allah’tan başka ilah yokmuş, meğer gerçekten de O’ndan başka hak mabud yokmuş.

Biliyor musun, Cenab-ı Hakk’ın seni bütün bu çıkmazlara sokuşu da işte tam bu yüzdendir. Bu hakikati anla diye… Yunus Aleyhisselama zifrin en karanlık tonunda olan bir gecede, uçsuz, karanlık, soğuk suların içinde bir balığın karnında yapayalnızken; geceyi, denizi, balığı hizmetkâr kılan bunu anlamasıydı. “Subhansın ya Rab, Senden başka ilah yok.” deyip aczini itiraf edişiydi…
Yani Allah’ın kim olduğunu hakkalyakin tanıyıp kendinin de KUL olduğunu anlamasıydı.

Kulluk için yaratılan bir kulun hayatını çıkmazlara sokan Allah, elbette kuluna zulmetmek için yapmaz bunu. Dedim ya, seni bu zindana atan da o rahmetin ta kendisidir. O’ndan başka ilah muamelesi yaptığın hangi aciz mahluk varsa etrafında, onlarla çevrili o hapishaneden kurtarmak için kulunu çıkmaza sokar Allah. O zaman anlar ki kul; bu çıkmaz sokaktan çıkış, ancak secde secde miraç ile olur…
Cahiller için son çare Allah’tır, ârifler içinse “tek çare”…
İnsan bu çıkmazdan ancak çaresiz olmayıp Allah’ın tek çare olduğunu anlamakla kurtulur.
Bu hep böyledir.
Hazreti İbrâhîm, ateşe atılmak üzere mancınığa koyulduğu zaman çıkmazdaydı.
Ama ateşe atılmadan önceki son sözü “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir.” idi.
Hazreti Yakub, ciğerparesine tuzak kurulup “Onu kurt yedi.” dediklerinde çıkmazdaydı.
Ama sözü “Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah’tır.” olmuştu.
Yûsuf Peygamber ıssız bir yerde bir kuyuya atıldığında çıkmazdaydı.
İftiraya uğradığı zaman, çıkmazdaydı.
Yıllarca bir zindanda kalırken, çıkmazdaydı.
Ama dünya yüzüne gülüp her şey yoluna girdiğinde sözü “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve salihlere kat.” oldu…
Rasûlullah (ASM), canından çok sevdiklerine 3 yıl boykot uygulandığı zaman çıkmazdaydı; sevdiklerini, canından çok sevdiklerini, insan haklarından mahrum ettiklerinde, onlarla alışverişi bile yasakladıklarında ve her gece çadırına açlıktan ağlayan çocuk sesleri gelirken; çıkmazdaydı…
Peygamber Efendimiz (ASM) hicret gecesi onu öldürmek için evini saran insanların arasından geçmek zorunda kaldığında, çıkmazdaydı.
Başlarını azıcık eğseler görecekleri küçük bir mağarada Ebubekirle beraber çıkmazdaydı.
Ama “Allah bizimle beraberdir.” demek O’na korkmamak için yetmişti…

Burası Haticetül Kübra’sı vefat edince Resulullah’ın yüreğini lime lime eden dünya!
Burası Resulullah’ın kucağında tuttuğu yeni doğmuş yavrusu İbrahim’in, hasta bedeninin üstüne gözyaşı düştüğü anda yavrusunun can verdiği dünya…
Ama o zaman O’nun sözü “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimizin razı olacağı sözleri söyleriz…” olmuştu.

Çünkü inanan bilir ki: Rabbi onu anne karnında bir hücre hâlinden şu yaşına kadar hiç bırakmayandır.
İnanan, Rabbinin sonsuz rahmetine ve her işteki hikmetine itimad eden adamdır.
İnananın güveni, kar yağan dağlara değildir.
Bu güven, El-Emin olan Resûlullah’ın bir an bile güvenmekten pişman olmadığı Allah’adır!
Başında kılıçla “şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” diye bekleyen müşriğe “Allah!” diye haykırtan ancak bu sarsılmaz imanıdır…
O’nun güveni, resulü olduğu Allah’adır.

Yani içim, sen Rabbinin hadsiz rahmetinden ve hikmetinden asla şüpheye düşme. Kul olduğunuve Rabbinin kim olduğunu ise asla unutma.
Yaşarken bunu unutma ki bu dünya çıkmazından kabir kapısıyla çıktığın zaman sana “Rabbin kim?” diye sorduklarında “ALLAH!” diyebil…

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Macihangikanalda.com 4 Ekim, 2017 at 05:46 Reply

    Vaybe ne kadar güzel bir yazı. Sizin edebi gücünüz çok yüksek. Zevkle okudum Teşekkürler

  2. Hilal 2 Ekim, 2017 at 22:10 Reply

    SübhaneAllah ne güzel bir yazı, nasıl güzel bir tevafuk öldü bir bilsen kardeşim Allah senden razı olsun inşallah..

  3. Hilal 2 Ekim, 2017 at 21:30 Reply

    SübhanaLlah bun ne güzel bir yazı, nasıl güzel bir tevafuk öldü bir bilsen kardeşim Allah sende razı olsun…

Yorum Yap