Susuz Yaşarım Ön Yargısız Yaşayamam

Paylaş

“İnsanlardaki ön yargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordur.” derken Einstein, hiç abartmamış gerçekten.

Aslında bu yazıyı yazmamın en büyük nedeni, birkaç gündür Hasan Aslan kardeşimin ”Artık Allah’a dua etmeyeceğim!” başlıklı güzelim yazısının altında cahilce, ön yargılı, okumadan yapılmış yorumlardır. Siteyi takip eden arkadaşlar görmüşlerdir. Bu kadar olmaz dedirten yorumlar. Öyle ki; beddua eden, söven, küfreden neler neler gördük. Nedir bu ön yargının sebebi?

Be kardeşim, ne güzel takip ediyorsun siteyi, demek ki içinde bir şeyler var. Yaptığın yorumda ”BÖYLE SÖZ MÜ EDİLİR? BU NE DEMEK? DİN ELDEN GİDİYOR! ALLAH’A LAF SÖYLETTİRMEM!” gibi, hatta çok daha ağır ve dindar(!) yorumlar yaptığına göre Allah’ı da seviyorsun. Allah’ı sevdiğine göre onun sevmediği, istemediği şeyleri de yapmasana kardeşim. Onca kişi içinde tanımadığın ve aslında tamamen Allah rızası için yazılmış yazıya küfür edip, hem de okumadan iftira atarcasına laflar söylerken hiç mi aklına gelmiyor: ”Ya bu site dini içerikli paylaşımlar yapıyor, gerçekten böyle savunan bir yazar olsa onun yazısını paylaşmazlar, böyle bir yazı paylaştılarsa bunun mutlaka bir açıklaması vardır, bir gireyim de okuyayım.” Şu da var, sana o yorumu yaptıran ENANİYET ’in olmasın. O yorumu yapıncaya kadar, yazıyı okusan belki bir şey öğrenirsin. Hayır zaten sen girip okumadığın bir yazı hakkında nasıl yorum yapabiliyorsun? Bu haddi nereden buluyorsun kendinde?

Ön  yargı artık öyle bir şey olmuş ki insanlarımızda, ön yargı olmadan hiçbir yaklaşım yapamıyoruz… İlk önce ön yargıda bulunacağız ardından gerçeği öğreneceğiz.. İnsan nasıl susuz yaşamaz ise bazı insanlarımız da ön yargısız yaşayamaz hâle gelmiş: “Susuz yaşarım ama ön yargısız yaşamam!”

Ön yargıyla ilgili çok sevdiğim yaşanmış bir hikâye var onu da sizinle paylaşmak isterim.

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur:

“Hasta ne konuşuyor ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.
Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre hâlinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.”

Bu olayı okuduktan sonra, Dr. Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.

Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.

Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır.

Belki de hayatta yaşadığımız birçok şey bize ön yargılarımız ve bakış açılarımız tarafından dayanılmaz ve zor gözükebilir…

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?

Bunları da okumalısın