Üslup

Paylaş

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu güzel kardeşlerim.
Bu yazımda çok çok mühim bir konuya değinmek istiyorum. Bu aralar çok çok rastladığım, ve sanırım mümin olarak çok yaptığımız ama belki farkında bile olmadığımız bir hata.

→Uslub Hatası

Konu din oldu mu, iman oldu mu bazılarımız oluyor ki kendilerini kaybediyor. Niyet iyi olsa bile; çok sert, katı, kaba sözler ile İslam dini anlatılmaya çalışılıyor. Hatta bu sert kaba ve sözlerin arasına küfür bile karışıyor. -ki bu çok çok büyük bir hata.-😮

وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَميمٌ

“İyilikle kötülük eşit değildir. O hâlde sen kötlüğü, en güzel olan iyi hareketle önle. O vakit ki seninle aralarında bir düşmanlık bulunan yakın bir dost gibi olmuştur.”
(Fussilet, 34)

Bir müminin ağzından kötü kelam çıkmamalı.
“Mümin dil uzatıcı değildir, lanet okuyucu değildir, kötü iş yapan, kötü söz söyleyen değildir.”
(Tirmizi, kadir, 1978)

Yanlış anlamayın. Evet dinimizin hakikatleri sertlik ve katılık ve kabalıkla anlatılmaz. Fakat nefsimize göre taviz de veremeyiz. Ayrıca belki de en önemlisi de Allah’ın emirleri başkalarının gözünde hoş görülsün diye farklı yansıtılmasına da muhtaç değildir. Bunun da bilincinde olmalıyız.
Yanlış anlama demişken şu hatamızı da ele almak istiyorum.

→ Kusur Bulma Merakı

Neden biz birinin dediklerini yanlış yorumlamaya, kötü niyet bulmaya bu kadar meraklıyız? Bu da çok büyük hatadır. Hani uhuvvet? Nasihat etmek ayrı, sayıp sövmek tamamen apayrı.

Hadi o zaman. Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek, önce kendi nefsime, sonra hizmetteki kardeşlerime sonra ise bütün mümin kardeşlerime sesleniyorum.

»Bir senaryo çizelim, bundan yol alarak anlatalım. Facebook, Twitter, Instagram vs. gibi sosyal medyada takılıyorsun. Sonra bir mümin kardeşimiz bir şey paylaşmış. Doğru bulmadın paylaştığını. Yorum yapmak istiyorsun, nasihat etmek istiyorsun.

•Ne yapıyorsun?
Genellikle yorum bırakıyorsun değil mi? Aslında ilk adım bile doğru değil, nasihat ulu orta edilmez. Fakat farz edelim ki bu nasihati hani okuyup herkes faydalansın diye paylaşıyoruz ulu orta. Tabii olabilir, niyet böyle ise eğer yanlış değildir.
!! Ama o zaman da genel bir nasihat edilmeli, o kişi kötülenip rencide edilmemeli. !!
“Allah , zulme uğrayanlar dışında kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir.”
(Nisa Suresi 148)
Tamam farz edelim ki gayet mütevazı bir şekilde, güzellikle anlattın. söyleyeceklerini söyledin. Fakat ne oldu? Paylaşan şahsiyet kızdı ve size sert ve yanlış tepki verdi.

•Ne yapacaksın?
Genellikle şöyle bir kare oluşuyor bu durumda: Başta o kadar mütevazı olan biz, o kişinin sertliğine sertlikle, kabalığına kabalık ile, küfrüne küfürle cevap veriyoruz. Böylelikle münakaşalar geliyor meydana. Paylaşım altında iki parti oluşuyor, çünkü özelden olmadığı için herkes karışıyor. Bi’ senden yana olan, bir de ondan yana olanlar ayrılıyor. İşte pis çirkin laflar, kabalık sertlik tartışmaya hâkim oluyor. Herkes birbirini kırıyor, hem de kendi kırılıyor. Ve en sonunda iş engelleme ve şikayet etmek ile bitiyor.

(Şu an sosyal medya senaryosu çizdim ama gerçekte de böyle oluyor genellikle.)
» Şöyle bi’ düşünelim. Niyet belki güzellikti, tebliğdi. Fakat netice? Karmaşa, kırılma ve küslük. Oldu mu bu? Bence hayır. Ne yapmalıyız peki? İlk etapta kabalığa ve sertliğe baş vurmamamız lazım. Mütevazılık, sevgi ve saygı. Bunlar çok önemli değerler, bunları göz önünde bulundurmalıyız. Unutma, karşındaki de sen gibi bir insan. O da kırılır o da darılır o da hata yapar.

“İyilikle muamele, en katı taşları dahi eritir. Eğer bu bir Müslüman’ın özellikleri olursa, karşısında yumuşamayacağı katı yürekli kimse kalmaz.”

Ayrıca belki de sen haksızsın? Bunu da unutma, her daima haklı olacaksın diye bir kaide yok ki? Belki de sen yanlış bir fikre sahipsin? Demek ki her hâlükârda tavrımız üslubumuz çok önemli. Hissiyatlarımızı elbette belirtebiliriz fakat edep ve saygı çerçevesinde. O ne kadar küfür ederse sen o kadar mütevazı olacaksın. O ne kadar sert olursa sen o kadar yumuşak ve şefkatli olacaksın. O ne kadar laf sokarsa soksun, sen aldırış etmeyeceksin, ve yürekten gelen sözlerinle gönülleri fethetmeye çalışacaksın.

“O zaman, Allah’tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah’a güvenenleri) sever.

 

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

(Al-i İmran, 159)

Asla ahlak-ı nebiyi, Efendimiz’in müthiş özelliklerini unutmayalım. Şefkat yayıyordu onun kokusu. Güven veriyordu sesi. O Muhammed’ül EMİN’di. O gönülleri ihlas ile, merhamet ile, doğruluk ile, güzellik ile fethediyordu. Küfürle, kabalıkla, sertlikle, münakaşa ile değil.

Bu arada yumuşaklık, şefkat ve merhametten bahis ettim ama, elbette zulme karşı susmayacağız. İlk etapta her daim güzel bir şekilde ikaz edeceğiz. Fakat her şeyin bir adabı bir usulü vardır. Bazı durumlarda elbette gerektiği şekilde tepkimizi koymamız gerekir kafirin zulmüne karşı.

Amma velakin bir kardeşimiz mesela tesettüre laf etti, işte bir ayeti yanlış yorumladı, Kur’an’a aykırı bir laf etti diye ona kafir gözü ile bakıp saldırmayacağız. Belki de o öyle görmüş öyle biliyor. Belki gayrısını bilmiyor, hakikaten de öyle sanıyordur? Hepimiz şahidiz okuldaki eğitimde İslamiyet’in ters gösterilip demokrasi ve putların, Batı kültürünün yüceltilmesine.

•Araştırmayan, görmeyen İslamiyet’in güzelliğini anlayamaz ki zaten? Ben mesela şahsen Hollanda’da yaşıyorum ve burada bile tarih derslerinde İslamiyet, Osmanlı tarihi küçümseniyor, kötü gösteriliyor. Efendimiz’i pis biri olarak gösteriyor anlatıyorlar, Müslümanları koyu, yobaz olarak çizip kenara atıyorlar. Şu an Türkiye’de mevcut olan putları, kendilerinden gelme sistemleri yüceltiyorlar. Bu nedenle bu gözle bakarak güzellikle anlatmaya, belki de ikna etmeye çalışmalıyız. Ne de olsa hidayet Allah’tan.

Bir misal vereyim, aşağı yukarı her gün böyle durumlarla karşılaşıyorum. Instagram’da biri tesettür ile ilgili güzel bir paylaşım yaptı. Altta yorumları okurken, bi’ baktım birisi orada ters ve hakaret amaçlı yorum yapmış. 7 tane bacımız, 4 tane de erkek kardeşimiz kişiye kötü söz ve küfür ile saldırmış resmen. İş inada binmiş ve birbirlerine çok kötü, çok hakaretli sözler yazmışlar. Her iki taraf da bu tarz yorumlar ile birbirlerine kırıcı üzücü sözler söyledi.

“Bunun üzerine ben şu şekilde bir yorum yazdım: Bu şekilde (peçe ile) örtünmek için bir tarikate bağlı olmaya gerek yok ki güzel kardeşim. Sen hakaret dersin, ben gurur duyarım. Bir fetva boyutu vardır bir de takva boyutu vardır. Eğer mümin hanımlar gereken şekilde örtünüyorsa sıkıntı yoktur. Daha fazlası takvadan ötürüdür. Bu sadece özgürlüğü tam anlamı ile yaşamaktır bence. Ne çarşaflı/peçeli hanımların açık hanımları hor görmeye hakkı vardır ne de bir açık bayanın çarşaflı/peçeli bayanı hor görmeye hakkı vardır. Ayrıca evet haklısın insanı mümin yapan peçe ya da sakal değildir. Her peçeli her sakallı ihlaslı ve sadakatlidir diye bir şey yok. Ya da açık bayanlar, dinden uzak görünenler Müslüman değil veya onlardan daha az Müslüman diye bir şey de yoktur. Belki de o peçeli bayan nefsine yenik düşerek namaz bile kılamazken açık bayanın tek kusuru tesettürü olabilir? Ama beni gece gömün ki namahrem görmesin diyen Fatıma annemiz varken ninja diyip dalga geçmek de olmaz ki. Birbirimizi kırmaya üzmeye gerek yok bence. Sertlik katılık sadece uhuvveti yok eder birliğimizi, ümmeti Muhammedi parçalar. Biz birbirimizi yargılamayalım, kırmamaya gayret edelim. Kalpleri bilen Allah’tır. Selam ve dua ile.”

Gördüğünüz gibi onca çirkin laflara rağmen cevabımda ne kabalık ne de küfür var. Kabalık, sertlik ve küfre aynı kötülüklerle cevap vermedim, tam tersine açıklayarak mütevazı bir şekilde tavrımı koydum. Peki ya neticesi? Kişi özür diledi, bana cevaben yazdığı yorum şöyle bir şeydi:
“Bunca zamanki hakaretlerim ve yargılarımdan dolayı çok özür dilerim. Bu şekilde yaklaştığın için sana çok çok teşekkür ederim. Yazdıklarını okuyunca hâlim ve tavrım için o kadar çok utandım ki. Çok teşekkür ederim.”
Sonrasında bir de bana muhabbet amaçlı mesaj atmış. İşte örnek olmak böyle bir şeydir. Yanlış anlamayalım, kendimi övmek gibi amacım yok. Güzelliğin güzellikle neticelenebildiğini canlı bir kanıt ile göstermek istedim sadece. Sizce ben katı ve sert tepki verseydim, münakaşa ile bu güzel kardeşimizin gönlü İslamiyet’e ısınabilir miydi? Tam tersine soğumaz mıydı? O zaman bu hâl en güzel hâl olmamış mı sizce? O kadar tartışmış münakaşalar sürmüş, tek bir mütevazı, saygı ve sevgi ile yazılmış cevap özür dilemesini sağladı, fikirlerini değiştirdi. Başka türlü bu hadise nasıl açıklanabilir sizce?

İşte her şerde hayır görmek böyle bir şeydir. Bizim için kutsal olan değerlere hakaret bile edilse ardında kötü niyet aramayalım.

→İslamiyet’i bilmeyen tanımayan, anlayamaz!

Bunu aklımızda bulunduralım. Kötü yorum yapmaya çalışmayalım. Tam tersine. Böyle durumlarda iki cihan güneşi olan Efendimiz’i örnek alarak kötülüğe güzellikle karşılık verelim. Kötü sözden kaçınalım. Kötü niyetlerimizi iyi niyete çevirelim ve iyi niyetleri güzellikle ifade edelim.

“Allah bir toplumun diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmektedir.”
(Hucurat, 11-12)

İhlas ve sadakat ile insanlara yaklaşalım, Hidayetin Allah’tan olduğunu unutmayalım. Yargılamayalım ama böyle durumlara karşı sessiz de kalmayalım. Kusur aramayalım, kusur örtelim.
“Her kim bir müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.”
Ümmeti Muhammedin derdi ile dertlenelim, insanları Hakk’a davet etmeye çalışalım. Ve elbette güle ulaşmak için, onun dikenlerine katlanalım.

Bu seferlik bu kadar, diğer yazılarımda buluşmak dileğiyle.
Okuyalım, istifade edelim, paylaşalım, vesile olalım. Selam, sevgi, saygı ve dua ile. 😄

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?