3 Yeni Mesajınız Var

Efsanelerden kulağıma gelen,
hayal dünyasından hareketle,
yaşadığımız ana adapte ettiğim bir görüş var herkes katılmasa da…
Bu görüşte önemli olan gerçeklik değil önemli olan hayatımıza yön verecek olması…
Deniz kızlarının hikayelerini hepimiz duymuşuzdur küçükken…
Küçük bir hayal dünyamız varken o kadar da saçma gelmiyordur eminim..
Burada anlatmaya çalıştığım:
“Hadi gelin deniz kızlarını tanıyalım, hayal kurmayı öğrenelim, kendi ütopyamızda yaşayalım”dan farklı bir olay elbette…
Efsaneye göre deniz kızları birbirleriyle konuşurken dillerini kullanmazlarmış mesela. Akıllarından geçen en küçük bir fısıltıyla haberleşebilirlermiş.
Ağladıkları zaman gözyaşları yerini incilere bırakırmış. Fazlasıyla değerli ve kocaman bembeyaz inciler…
Ve denizin dışına çıktıkları an hayatlarının sona ermesi demekmiş.
Evet buraya kadar her şey fazlasıyla ütopik…
Ancak kendi hayatımıza adapte ettiğimiz zaman hakikat kısmını idrak edebileceğimizi düşünüyorum…
Kendi hayatımızı ele alacak olursak teşbihte hata olmaz düsturundan hareketle:
Bazen kendimizi fazlasıyla yalnız hissederiz ve aynı dilleri konuşsak da anlaşamadığımız zamanlar olur en değer verdiklerimizle…
Ve bazen değer verdiklerimizin aslında o değere hiç de layık olmadığını fark ederiz.
Çünkü “dost” dediğimiz kavram aynı dille konuşup anlaşmak değildir.
Aklından geçeni bile hissetmek demektir. Gönlünden geçenleri gönül gözlüğünle görmek demektir.
Yani “yabancı” olmamak demektir.
Birbirinde fani olmak demektir.
Dost bildiğini kendine tercih etmek demektir…
Ve mesafeler sadece tek dünyası olanlar için duvarlar örer araya.
Çünkü tek dünyalılar iki dünyalıları hiçbir zaman anlayamazlar ki…
Allah için sevmek dediğimiz şey gözle görmenin çokça dışındadır.
Gönülle görmek, ruhla sevmek ve sonsuzun hayalini birlikte kurmak…
Uhuvvet dediğimiz kavram bunu güzel bir şekilde karşılıyor bence.
Tefani dediğimiz olay bu durumu üst seviyelere çıkaracak nitelikte…
Mesafe dediğimiz olay dünyevi cihette bakarsak elbette önemli ancak bu dünyanın sadece bir tiyatro sahnesi olduğunu düşünürsek ve bu oyun bittiğinde bambaşka bir sahnede oyunun gösterime gireceğini ve bu gösterimden herkesin sorumlu olacağını ve daha sonra da herkesin yaptığı hataların bedelini ödeyip yaptığı güzelliklerin karşılığını alacağı güzel bir âleme gideceğini düşünürsek bu dünya sadece üzerinden geçilmek zorunda olan bir han gibi de diyebiliriz…
Ve böyle baktığımız zaman hangi dünyanın daha değerli olduğu bence açık ve net.
Yani bazı şeyler için göz kâfi gelmiyor.
Birini severken o sevgiyi gözle göremiyoruz ve aklımızı kullanırken ne kadar kullandığımız da somut bir kavram değil..
O yüzden bir insanı severken neden sevdiğimiz kırmızı çizgimiz olmalı…
Eğer dünya için menfaat için seviliyorsa o insan aklından geçen fısıltıları duymak şöyle dursun aynı dili bile konuşamayız…
Bu sahne kaldırıldığında yüzünü bile görmek istemeyiz..
Ama uhrevi cihette olan bir sevgiyse bu,
yani ~El hubbu fillah~ diye tabir ettiğimiz Allah için sevmekse dil aradan kalkar gönül girer devreye,
sözler bazen susar zihnindeki fısıltıları bile duyar olur insan kardeşinin.
Bu olayı yaşayan bir insan olarak söylüyorum bunları..
Menfaat dediğimiz şey aradan kalktığı anda, hiçbir karşılık beklemeden, sevmeyi sevdiğin için seviyorsun o insanı…
Bediüzzaman hazretleri uhuvvette mesafenin önemli bir etken olmadığını şöyle veciz bir şekilde açıklamıştır:
“Birimiz dünyada birimiz âhirette, birimiz şarkta birimiz garbda, birimiz şimalde, birimiz cenubda olsak; biz yine birbirimizle beraberiz.”  
Açık ve net olduğunu düşünüyorum..
Dünya ve ahiret mesafesi bile beraber olmak için mesafe sayılmıyormuş bunu da Üstad’dan öğrendik…
Evet birinci nokta uhuvvete bakan yönüydü hikayemizin.
Şimdi ikinci kısma dönecek olursak gözyaşlarının incilere inkılap etmesinin bizimle ne alakası var diyebiliriz.
Şöyle bir yakınlık olduğunu düşünüyorum.
Bence insanın en değerli varlıklarından birisi de “Allah için döktüğü gözyaşlarıdır.”
Durum böyle olunca yani gözyaşları tövbe kapısından geçip affa mazhar olmak niyetiyle dökülüyorsa Allah aşkıyla yanan gönlün yaşları gözlerden süzülüyorsa o gözyaşları incilerden daha değerlidir.
Yani kardeşim deniz kızlarının gözyaşları senin gözyaşlarının yanından imitasyon kalıyor da diyebiliriz.☺️
Evet üçüncü bölüme değinecek olursak deniz kızları sudan çıktıkları anda ölürler çünkü kapsama alanı dışına çıkarlar demiştik değil mi?
Aynen öyle de bir insan hayatının amacını unutursa, Rabbinin razı olacağı doğrultuda bir ömür sürmezse kapsama alanı dışına çıkmış olur ve o insanın kalbi o alanı terk ettiğinden öldüğünü söylesek çok da yanlış bir şey söylemiş olmayız herhâlde.
Bugün 3 tane mesaj aldığını düşünebilirsin:


1)👉🏻 Kalbine sırf bu dünya için odun yığınları koyup ahireti hiçe sayıp Allah’ın rızasını kenara atıp O’nu unutturacak neyi alsan hayatına kapsama alanı dışına çıktığın için sudan çıkan deniz kızı gibi kalbinin ölüm fermanını eline almış bulunuyorsun kardeşim..


2)👉🏻Gözyaşlarını ne için döktüğüne dikkat et. Boş ve gelip geçici şeyler içinse o yaşlar hiçbir değeri yok. Ancak seni Allah’a yaklaştırmak için gönülden ettiğin tövbelerin turası hükmündeyse o yaşlar ve Allah için süzülüyorsa yanaklarından deniz kızlarının incilerinden daha değerli bir hazineye sahipsin. Unutma!!!


3)👉🏻 Bir dil olmadan gönlünden geçenleri gönül süzgeciyle, aklındaki fısıltıları akıl potasından geçirerek algılayabiliyorsan ve aradaki mesafe ne olursa olsun amacın Allah için sevmek olmuşsa ve ağız dolusu “kardeşim” diyebiliyorsan ona tebrikler yeni bir dil buldun demektir. Biz ona “gönül dili” diyoruz.

 


Evet Allah için sevmek, Allah’ın rızası doğrultusunda yaşamak ve sadece Allah’a yaklaşmak ve visale namzet olmak için gözyaşı dökmek en büyük nimetlerdendir.
Bu nimetler sende mevcutsa şükrünü eda etmeyi öğren kardeşim.
Çünkü nimet şükrünü görmezse kayıp gider ellerinden…


Eğer biri bile mevcut değilse kendini tekrar sorgula:
“Ben kimim?
Nereden geliyorum?
Ve nereye gideceğim?”
diye sor kendine!


Nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi unutmadan, kendi denizimizde boğulmadığımız, gözyaşlarımızın incilerden daha değerli olduğunu bildiğimiz, fısıltılarımızı bile işitebilen dostlarla geçireceğimiz bir ömür sürmemiz duasıyla…
Selametle…

Paylaş

1 yorum

  1. feyyaz 20 Ocak, 2017 at 15:26 Reply

    Kurban, kişiyi Allah’ın yolundan alıkoyan, kulun kalbini O’ndan başkasıyla dolduran şeylerden yüz çevirmek veya o şeyleri O’na feda etmektir.. O’nun yoluna uymayan tüm boş şeyleri O’na kurban etme duasıyla… Vesselam…

Yorum Yap