AİLEM İLE ANLAŞAMIYORUM YARDIM EDİN!

0

Birçoğumuz hayatımızın belli dönemlerinde “ailem beni anlamıyor” gibi cümleler kurmuşuzdur. Veya tam da böyle bir dönemdeyizdir. Biz ne yaparsak yapalım karşı taraf bizi anlamıyordur, bizim hayata baktığımız pencerelerden bakamıyordur, bizleri çok fazla sıkıyor  hayatımızı istediğimiz gibi yaşamamıza izin vermiyordur. Çoğu zaman kendilerinden utandığımız hatta ayrı eve çıkmak gibi isteklerimiz de olmuştur. Peki bu sorunu halletmek için neler yapabiliriz, ailemiz ile iletişimimizi nasıl daha sağlıklı hâle getirebiliriz, dinimiz bu konu hakkında ne diyor gelin beraber bakalım.

Aile ile çatışma durumu her yaşta olsa da  daha çok ergenlik dönemi olarak da adlandırılan 11-20 yaş aralığında görülür. Bu yaşlarda kişi benliğini edinmeye yeni yeni başladığı için üzerinde oluşan en ufak bir baskı dahi kendisini rahatsız eder. Bunların yanında ergenliğin getirmiş olduğu agresiflik, öfke problemleri, kimsenin kendisini anlamadığını zannetmesi çevresiyle, özellikle ailesiyle olan iletişimini zayıflatır. Ve ilerleyen zamanlarda aile içi çatışmayı doğurur. Genel verilere bakıldığında bu çatışmanın sebebi ailenin fazla otoriter olması, çocuğuna dair yüksek beklentiler içerisinde olması ve onu çevreyle kıyaslaması, çocuk ile iletişiminin zayıf olması şeklinde ilerliyor. Uzmanların bu tarz çatışmaları önlemek için çocuğun da ebeveynin de sorumluluklarını iyi bilmesi, sağlıklı iletişim kurulması, çocuğun ne ihmal edilmesi ne de aşırı baskıya maruz kalması şeklinde. Ayrıca buna rağmen sorunlar düzelmiyorsa  psikolojik destek alımı da tavsiye ediliyor. Peki hayatımızın her safhasında bizlere rehber olan dinimiz bu konu hakkında ne söylüyor ?  

Malumdur ki diğer canlılara kıyasla hayata en aciz ve fakir biçimde gelen canlı insandır. Hayvanlar doğdukları birkaç saat veya gün içerisinde hayatlarını devam ettirecek hemen her şeyi öğreniyorlar. Fakat biz insanların yürüme konuşma gibi en temel fiilleri öğrenmesi bile yılları alıyor değil mi? Peki bu süre zarfında nasıl yaşayabiliyoruz? Birilerinin yardımıyla. Lütfen bu yardım olayını hafife almayalım. Yardımdan kastım kendi yemeğinden kesip bize yediren, gece üstümüzü örtmek için kendi uykusunu bölen, bizimle dertlenen bizimle gülen, altımızı temizleyen bir şefkat kahramanının inanılmaz merhameti. Ya da bizleri daha iyi biçimde yaşatmak için gece gündüz çalışan, bizi koruyup kollayan babamızın elleri öpülesi fedakârlığı. Bunca fedakârlığa rağmen herhangi bir sebepten dolayı ailemiz ile çatışmamızı, onlara karşı asi davranma hakkını dinimiz bize vermiyor. Çünkü varlığımızı kendilerinin varlığına borçlu olduğumuz kişilere yaptığımız bu haksız davranış en büyük vefasızlık örneklerinden birini teşkil ediyor.

 İşte bu yüzden Rabbimiz kendi hukukundan sonra anne babanın hukukunu gözetmiştir. İslamiyette anne baba hakkına riayet etme hususu bir emir olarak telakki edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Ana- babaya itaat Allah’a itaattir, onlara asi olmak, Allah’a asi olmaktır.” buyurmuştur.

Buradan rahatlıkla anlıyoruz ki anne babamıza karşı yaptığımız en ufak bir hürmetsizliği Rabbimize de yapmış oluruz. Ve anne babamızı memnun edersek inşâallah Rabbimizi de memnun ederiz.

Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de anne baba hakkıyla ilgili çok sayıda ayet bulunur ilgili ayetlerden birkaçı:

“Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. Önce Bana, sonra da anne babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.” (Lokman Sûresi, 14. Ayet) 

“Rabbin sadece Kendisine ibadet etmenize ve anne-babanız, Allah’ın sizi görmekte olduğu bilinci içinde mümkün olan en iyi şekilde davranmanıza hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi yaşlanmış olarak yanınızda bulunuyorsa sakın varlıklarından veya onlara hizmetten bıkkınlıkla kendilerine ‘öf!’ diyecek ölçüde bile kötü söz söyleme! Onları azarlama ve daima onlara karşı tatlı  dilli ve gönül alıcı ol!” (İsra Sûresi, 23. Ayet)

Hâl böyleyken sebebi ne olursa olsun türlü sıkıntılarla bizi besleyip büyüten, kendi canından çok seven bu insanlara karşı Rabbimiz “öf!” demeyi bile yasaklar. Burada Kur’an’ın belagatına dikkat çekmek istiyorum. Rabbimiz öf demeyi bile yasaklıyorsa onlara karşı söyleyeceğimiz hiçbir şey yok demektir. Ayrıca aynı âyette Rabbimiz anne babamıza karşı 5  mertebede onlara nasıl davranmamız gerektiğini de açıklıyor:

1- Onlara “öf!” bile deme! 

2- Onlara güzel söz söyle. 

3- Onları azarlama. 

4- Onlara karşı merhamet ve tevazu kanadını ger.

5- Onlara dua et. 

Kur’an-ı Kerimin tefsiri olan Risale-i Nur’da da:

“Evet en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en ali hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar hayatlarını kemal-i lezzetle evlatlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş her bir veled; o muhterem, sadık, fedakar dostlara halisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmelidir.” şeklinde açıklanıyor. Risale-i Nurların müellifi Said Nursi yumurta kabuklarını çöpe atmayıp toprağa gömecek kadar ince düşünceli biri. Böyle bir zât bile anne babasına itaat etmeyenlere canavar diyorsa gerçekten de bir oturup düşünmeliyiz acaba anne babamızın gönlünü incitirken, onlara karşı sesimizi yükseltirken, edepsizlik ederken bir canavardan farkımız kalıyor mu?

Hem unutmamalıyız ki Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem): “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belalar üzerinize sel gibi dökülecekti.” buyurmuştur. Anne babalarımız hem bizleri belalardan koruyup hem de rızkımızın bereketlenmesine vesile oluyorlar. Üstadımız da:

“Ey derdi maişetle müptela olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dafiası  hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme, maişetim dardır idare edemiyorum çünkü onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin geçim darlığın daha ziyade olacaktı.” demiştir. 

Buraya kadar ailemize karşı nasıl davranmamız gerektiğini az çok anladık varsayıyorum. Onlara her koşulda itaat etmek ve gönüllerini kazanmaya çalışmak zorundayız. Peki anne babamız İlahi kuralları hiçe sayıyorsa ne yapacağız? gibi bir soru sorulabilir. O konuya da Rabbimiz ayet-i kerimesinde çok güzel açıklık getirmiş:

“Biz insana ana-babasına iyi davranmayı emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi Bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak Bana olacaktır ve Ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (Ankebut Sûresi, 8. Ayet)

Burada Rabbimiz bu tarz durumlarda anne babamıza itaat etmememize izin veriyor fakat yine onlara isyan etme hakkını vermıyor. Yani bizler namaz kılmak istediğimizde, tesettüre girmek istediğimizde veyahut haramlardan uzak durmak istediğimizde ailemiz karşı çıkıyorsa, engel oluyorsa onların isteklerini yerine getirmemekle beraber saygımızı devam ettirmek zorundayız. Peygamberimiz (aleyhisselatü vesselam) zamanında Esma adında bir sahabe hanım Müslüman olduktan sonra, müşrik annesine karşı nasıl davranacağını soruyor. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de “Ona gereken hürmeti göster.” buyuruyor. Yani anne babamız kâfir de olsa onlara gereken saygıyı göstermek zorundayız. Hâl böyleyken ne kadar günahkâr olurlarsa olsunlar Müslüman anne babamıza çıt çıkarmaya hakkımız yok. 

Sözü daha fazla uzatmadan sizlere Üstad’ın anne babamız hakkında bize yazdığı nasihatleri bırakıyorum. Bu cümleleri okuduktan sonra insaflı hiç bir çocuğun değil anne babasına karşı gelmek, kalplerini kırmak, onlara hakaret etmek, asık suratla bile karşılamayacağını düşünüyorum. 

“Ey hanesinde ihtiyar bir valide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden bir iş yapamaz veya aciz, alil bir  şahıs bulunan gafil! Şu ayet-i kerimeye dikkat et, bak: nasıl ki bir ayette, beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar valideyne şefkati  celb ediyor!

Evet en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en ali hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar hayatlarını kemal-i lezzetle evlatlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş her bir veled; o muhterem, sadık, fedakar dostlara halisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmektir. 

İşte o mübarek ihtiyarların vücutlarını istiskal edip-çirkin görmek,onların varlığından rahatsız olmak-ölümlerini arzu etmek  ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır!

Evet hayatını senin hayatına feda edenin hayatının son bulmasını arzu etmek ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla.

İşte ey insan aklını başına al! Sen ölmezsen ihtiyar olacaksın.

Her amel kendi cinsiyle karşılık görür. Sen valideynine hürmet etmezsen, senin evladın dahi sana hizmet etmeyecektir.

Eğer ahiretini seversen, işte sana mühim bir define: onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahat ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek ölümlerini temenni etmek ve onların nazik seritteesür kalplerini rencide etmek dünyanı da ahiretini de kaybettirir sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman’ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.”

Evet kardeşim haklı veya haksız ailen ile çatışmalar yaşıyor olabilirsin, onların seni anlamadığını düşünebilirsin. Ama şunu unutma bugün sen olduğun kişiysen annen ile babanın vesilesiyle olduğun kişisin. Senin beğenmediğin, sürekli rencide ettiğin insanlar, her gece anne baba hayali kurarak uyuyan yetim çocukların en büyük duası belki de. Düşünsene yarından itibaren hayatında annen de baban da yok ve senden razı olmadan göçmüşler bu dünyadan…Gerçekten mutlu olabilir misin? Hayatın boyunca bu yükle yaşayabilir misin? Eğer kötü bir ilişkin varsa sonun buna benzer olacak Allah korusun. Ne gerek var kardeşim? Değer mi nefsimizin istekleri için Rabbimizin bu kadar değer verdiği, bizleri kendilerinden çok düşünen insanların kalbini kırmaya? Eğer böyle bir sorunun varsa bugünden tezi yok annenin de babanın da elini öp ve helallik al, hayır dualarını al. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in “Babanın evladına duası peygamberin ümmetine duası gibidir.” hadis-i şerifini unutma.  Merak etme onlar zaten bizi affetmeye çoktan razı. Önce Rabbimizden sonra da anne babamızdan af dileyelim inşâallah Rabbimiz bu pişmanlığımız vesilesiyle önceki günahlarımızı da affeder. 

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?