ALLAH’A GİDEN YOL

وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ayetin meali şöyledir: “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (1)

Kur’an ayetlerindeki tek bir kelime, bir başka kitaptaki satırlar dolusu cümlenin anlatamadıklarını anlatır insana. Rabbimiz bizlere sadece öğüt vermez, aynı zamanda O’nun verdiği öğütlere niçin uymamız gerektiğini de söyler. Oysaki O zaten El-Alim olandır. Bir kişi Allah’a kul ise eğer, şartsız şeksiz uymalıdır O’nun nasihatlerine. .. Bir sebep beklemek de neymiş… Fakat mucizeye bakın ki, Kur’an’a göre yapılması veya yapılmaması gereken her şey ya bir sebebe bağlıdır ya da bir cezalandırma-mükafatlandırma döngüsünün içinde yer alır.

Yukarıdaki ayet de bunun bir göstergesidir. Ayette Rabbimiz, “…Başka yollara uymayın. YOKSA o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır.” diyor ve bu ayetin içerisine tamı tamına iki mucize yerleştiriyor. Yerleştiriyor ki bilelim Kur’an-ı Kerim, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir ve İslam’ın neferleri kör bir inanç üzere değildir; iki eliyle hem sebeplere hem de sonuçlara sımsıkı tutunmuş hâldedir.

İlk mucize, ayette yol kelimesinin karşılığı olarak hem صِرَاط hem de  سَبِيل kelimelerinin kullanılmasıdır. İlk cümlede “İşte bu benim dosdoğru yolumdur” derken ve sonraki cümlelerde “Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır” derken kullanılan “yol” kelimeleri birbirinden farklıdır. Oysa ki taşı toprağı varsa eğer, ha bir de üzerinde iki adım atabiliyorsak her yol aynıdır bize göre… Kısa ya da uzun diye nitelendiririz biz sadece yolları… Bazılarına da geniş ya da dar deriz. Fakat insan eliyle yazılması mümkün olmayan bu kitapta, her kelimenin bizlerin bildiğinden çok daha derin anlamları var. Belli ki bu kitapta yapılan “ayrımlar”, tüm mahlukata her yönüyle hâkim olan Allah’ın elinden çıkmış.

Peki Rabbimiz neden yapmış bu ayrımları? Örneğin yukarıdaki ayette neden gerek duymuş buna? Çünkü kendisine giden yol ile kendisine giden yola çıkan diğer yolları birbirinden ayırmak istemiş. Burada amaç: Allah’a giden ana yola çıkmak için çabalayan kulların, bu ana yola çıkan ferî yollarda kaybolup yolunu şaşırmasını engellemektir. Nitekim Allame Amoli; sıratı otobana, sebili de otobana çıkan ferî yollara benzetir. Ayrıca Lisânül-Arap’ta sebil kelimesi, hem hidayete hem dalalete giden yol olarak tanımlanır. Hâlbuki Belaği Necefi tefsirlerinde belirtmiştir ki “Sırat, içinde viraj ve zikzak olmayan ve en kestirmeden maksada ulaştıran yol demektir.” (2) Rabbimizin önerdiği dosdoğru yolun nihai amaç olduğunu vurgulamak ve o yol ile o yola çıkan diğer tüm yolların arasını kesin bir çizgiyle ayırmak; olağanüstü bir anlatımın ürünüdür. Rabbimizin Er-Rahim isminin tecellisidir. Müthiş bir uyum ve kati bir çelişmezliktir.

İkinci mucize ise, السُّبُل kelimesinin faili olduğu تَفَرَّقَ fiilinin ayette gramere aykırı bir şekilde müzekker yani eril olarak gelmesidir. Arapça gramerine göre eril kelimelerin fiili eril olarak, dişil kelimelerin fiili de dişil olarak gelir. السُّبُل kelimesi “yollar” demektir ve dişil bir kelimedir. Fiilin erilliği ile uyuşabilmesi için, “yol” anlamına gelen ve bu kelimenin hem tekil hem de eril formu olan سَبِيل kelimesi kullanılabilirdi hâlbuki. Peki Allah neden çoğul olan bir kelimeye (السُّبُل), tekil muamelesi (سَبِيل) yapmıştır? Çünkü Allah der ki: Bana gelen dosdoğru yola çıkmayan tüm yollar birbirinin aynıdır, yani “birdir”. Öyle ki zina yapan da benim yoluma ulaşamaz, hırsızlık yapan da… İftira atan da “sırat”a çıkamaz, kumar oynayan da… Büyük ya da küçük olsun işlenen tüm hatalar, siz kullarımın bana gelmesine engeldir; çünkü her birinin yolu aynıdır.

Kesinlikle çok ama çok müthiş bir anlatım… Düşünmeye sevk eden harikulade bir cümle… Ve tek bir kelime… Bu kadar mühim bir konuyu bizlere nasihat etmek için uzun cümlelerle dolu paragraflar değil, sadece tek bir kelime kullanılmış… Oysa ki bizler, Rabbimizin tek bir kelimesini anlamak ya da anlatmak için dahi sıralıyoruz ardı ardına cümleleri, paragrafları… İşte Yaradanın yaratılanlardan farkı.

Son olarak dikkat edelim ki,

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ

Meali “Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir.” (3) olan bu ayette kullanılan سُبُلَنَا (yollarımız) kelimesi ile Rabbimiz, herhangi bir aykırılık olmadan, sırat-ı mustakime çıkan “doğru” yolların çeşit çeşit olabileceğini belirtmiştir. Yani güzel söz söyleyen farklı bir yoldan ulaşır sırat-ı mustakime, sadaka veren daha farklı bir yoldan…

 

Kaynakça

  1. En’am Suresi, 153.Ayet
  2. Zeki Savaş, Sırat ve Sebil
  3. Ankebut Suresi, 69.Ayet

 

 

 

Paylaş

3 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Fazilet 31 Ekim, 2018 at 22:05 Reply

    Kesinlikle Arapça öğrenmeliyiz aksi takdirde bu güzel ve ince manaları kaciriyoruz.Cok güzel bir paylaşım olmuş

  2. Avatar
    Miyase 31 Ekim, 2018 at 20:53 Reply

    Doğruydu Rabbim her şeyi hakkıyla en iyi şekilde bilendir . Sonsuz ilim sahibidir . Rabbim yolundan ayırmasın. Başka yollara saptırmasın.

Yorum Yap