ALLAH’IM, BENİ SEVDİĞİNİ BİLİYORUM

1

Değer verdiğiniz, sevdiğiniz insanlar tarafından sevildiğinizi hissetmek sizce nasıl bir duygu? Peki bir insana sevildiğini hissettirmek çok çaba ister mi?

Siz soruların cevabını düşünürken ben, bu gece sahurdan önce yaşadığım ve beni tefekküre sevkeden küçük bir olaydan bahsetmek istiyorum…

Oğlum Selim Muaz acıkıp uykusundan uyanınca, onu alıp karşıma yatırdım. “Seni çok seviyorum oğlum…” deyip yanağına bir öpücük kondurdum. Bir anda yüzünde gülücükler belirdi. Subhanallah! Daha yeni kırkı çıkmış bir bebek sevildiğini hissedip bunu adeta lisan-ı hâliyle dile getirdi “Beni sevdiğini biliyorum anne.” dedi. Sadece iki kelime ve şefkatli bir dokunuş yetti…

Biz yetişkinlerde de böyle değil midir? Küçücük şeyler yetiyor sevmeye, sevilmeye ve sevildiğimizi hissetmeye… Eşimiz sebebsiz yere elinde gül ile eve geldiğinde dünyalar bizim olmuyor mu siz söyleyin. 🙂

Peki ya Allah tarafından sevildiğimizi hiç hissediyor muyuz? O Allah ki bize sevgisini küçük şeylerle değil, kâinat kadar büyük şeylerle gösteriyor. Başta insaniyeti, sonra İslamiyet’i ve sayısız nimetini vermekle hissettiriyor. Koca kâinatta küçücük birer mahlukken, koca kâinatı bizim hizmetimize sunuyor.

Biz bunun ne kadar farkındayız? “Allah’ım, beni sevdiğini biliyorum.” diyebiliyor muyuz? Nimetlerine karşı şükrümüzü yerine getiriyor muyuz? Dilimizle ve hâlimizle “Allah’ım ben de seni çok seviyorum.” diye karşılık verebiliyor muyuz?

Olması gerekeni Bediüzzaman, Risale-i Nur’da çok güzel bir şekilde ifade etmiş:

“Sonra görür ki: Bir Rabb-i Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da (yani insan) ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle (yalnız Allah’a ibadet etmekle) kendini ona sevdirir.

Sonra görüyor ki: Bir Mün’im-i Kerim, maddî ve manevî nimetlerin lezizleriyle onu perverde ediyor (besliyor). O da ona mukabil; fiiliyle, haliyle, kâliyle (diliyle), hattâ elinden gelse bütün hâsseleri ile, cihazatı ile şükür ve hamd ü sena eder.

Sonra görüyor ki: Bir Celil-i Cemil, şu mevcudatın âyinelerinde kibriya ve kemalini ve celal ve cemalini izhar edip nazar-ı dikkati celbediyor. O da ona mukabil: “Allahu Ekber, Sübhanallah” deyip, mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde eder…” (devamı: 23. Söz, 2. Mebhas, 5. Nükte)

İşte tüm mesele bu: Cenab-ı Hak tarafından sevildiğini bilmek, hissetmek, ve ona layık bir şekilde karşılık vermek. Hayretle, muhabbetle, tefekkürle, ibadetle…

Ve “Allah beni sevmiyor; bana dert, keder sıkıntı veriyor.” diyen güzel kardeşim, Allah seni de seviyor. Şimdi hissetmesen bile, zaman geçip dertlerinin hikmetleri birer birer ortaya çıktığında, anlayacaksın… “Gecelerimiz çok karardı ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.” (Tarihçe-i Hayat) cümlesini aklından çıkarma. Güneş hep doğuyor elhamdülillah… 🙂

Allah’ım, biz Seni çok seviyoruz Sen de bizi çok sev. Bizi bize bırakma, bizi Sensiz bırakma…

ÂMİN…

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap