Asıl Muhacir

2

Asıl Muhacir

Üç yüzlü bir dünya… Bir yüzü Rabbimizin kendini tanıttırmak ve sevdirmek için gönderdiği bir mektup misalidir, çok güzeldir bu yüz. Bir yüzü âhiretimizin tarlasıdır ekmemiz gereken, bu yüzü de severiz. Üçüncü bir yüzü daha vardır ki dünyanın, üçyüzbeşyüzüçyüzbeşyüz misali sefahetle, günahlarla dolu bize hasretle âhireti isteten bir yüzdür. Biraz üçüncü yüzden bahsedelim mi?

Bir bataklık ki asılmış ayaklarımızdan dibe çekiyor. Gökyüzü bile boğuyor. Yoruyor kalbimizi, hem de çok yoruyor. Nefis körkütük aşık bu bataklığa. Çekmedik kimseden ah şu nefsimizden çektiğimiz kadar…

“(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.”

~Hadis-i Şerif (1)

Hicret etsek ya Allah’a, bizi O’ndan uzaklaştıran her şeyden. Ne mal ne mülk ne iş ne ev ne yurt hiç düşünmeden hicret gibi hicret etsek. Vazgeçsek bir bir ve üzülmesek hiç bıraktıklarımıza. Başımıza ne gelir diye hiç korkmadan, Allah’a teslim olmuş olarak.

Hazreti Ebubekir gibi…

Arkasında kalmıştı malı, mülkü, evi, yurdu, eşi, kızları, annesi, babası… Hicret gibi hicret… Sadece Allah için, Allah’a, Allah’tan başka her şeyden vazgeçerek… Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunda ve yoldaşlığında. İşte böyle hicret etsek bizi Rabbimiz’den uzaklaştıran her şeyden. Hiç korkmadan, geride neyi nasıl bıraktık endişe etmeden, Rabbimiz’e doğru, O’nunla baş başa kalacak şekilde…

Ne zaman yalpalasak, ne zaman yorulsak bu hicret yolunda, ne zaman yaksa kumlar ayaklarımızı, ne zaman nefis bize geriye baktırıp acaba dedirtse, ne zaman güçsüz hissetsek ve ne zaman ki yalnızlık çökse bağrımıza o zaman yankılansa kulaklarımızda Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem’in hicret yolunda Hazreti Ebubekir’e söylediği: “Lâ tahzen! İnnallahe meana.”

Korkma!

Hüzünlenme!

Allah bizimle beraberdir.

“Ezcümle: Gar mes’elesinde, Ebu Bekir-is Sıddık ile beraber halâs ve kurtuluş ümidi tamamıyla kesildiği bir anda,

لَا تَخَفْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا

‘Korkma, Allah bizimle beraberdir.’ diye Ebu Bekir-is Sıddık’a verdiği teselli ve tavk-ı beşerin fevkinde bir ciddiyetle, bir metanetle, bir şecaatle, havfsız, tereddüdsüz gösterdiği vaziyet; elbette sıdkına ve nokta-i istinadı olan Hâlıkına itimad ettiğine güneş gibi bir bürhandır.” (2)

Zor! Hiç kolay olmadı ki…

Ama işte “İnnallahe meana!” Allah bizimle beraber, yetmez mi? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den öğrendiğimiz şu ki, Hâlık’ımıza, Rabbimiz’e güvenip; O’na dayanıp, O’na sığınacağız. Ve şunları hiç unutmayacağız:

“…Allah sabredenleri sever.” ( l-i İmrân Sûresi 146)

“…Allah tevekkül edenleri sever.” ( l-i İmrân Sûresi 159)

“… Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” ( l-i İmrân Sûresi 165)

Allah seninle beraberse hicret yolunda, bu hicretin dönüşü fetihtir… Belki de senin haram diye terk ettiğin kalbi helal bir fetihle verecek sana.

Belki de bu hicret yolunun dönüşü Cennet’e olur Musab bin Umeyr gibi…

Bir Musab bin Umeyr’e sorabilseydik: “Nasıl yaptın?” diye.

Nasıl yaptın ey Musab?

Bu hicreti nasıl yaptın?

Haramlardan Allah’a nasıl böyle güzel hicret edebildin anlat bizlere!

Ve ayakkabın koca Mekke’de sadece birkaç kişide olan bir ayakkabı iken, annen kokunu Yemen‘den özel olarak getirir iken yani senin gibi kokan koca Mekke’de başka kimse yokken hepsini elinin tersiyle nasıl ittiğini anlat. Sen yoldan geçerken kızlar ardından camlara koşarmış. Allah’tan ve Resulullah’tan (sav) vazgeçemediğin için, annenin sana yaptıklarını ve en sonunda seni nasıl evden kovduğunu anlat. En sonunda yurdundan vazgeçmek zorunda kalsan bile, hem de iki Habeşistan iki Medine olmak üzere Allah’tan ve Resulullah’tan (sav) vazgeçmeyip tam dört kez nasıl hicret ettiğini anlat. Uhud’da sancağı düşürmemek için iki kolundan nasıl vazgeçtiğini, şehit düşerken, Resulullah’ı düşmanın karşısında daha fazla koruyamadın diye Allah’tan utanıp yüzünü kumlara nasıl gömdüğünü anlat. Sahabeler sana vücudunu tam örtecek kıyafet bulamadığından otlarla örtmüşler ya hani, bir zamanlar en zenginin sen olduğunu hatırlat.

Ey Musab… Allah ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem için vazgeçilmez hiçbir şeyin olmadığını hatırlat bizlere.


(1) Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26; Müslim, Îmân 64-65. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11

(2) Risale-i Nur | İşârât-ül İ’caz

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap