Baş Belası

Uzaklara gitmek dersin ama biliyor musun, içinden yakın sana gitmek istediğin yer…

Kalbini yerinden çıkarsam rahatlayacak gibisin ama rahat yaşayabileceğine emin misin?

Kalbinde gibi sorun… Uzaklara giderken kime bırakacaksın peki onu?

Hayır hayır, kalsın yerinde bırak. Senin derdin onunla değil.

Aslına bakacak olursan onun seninle başı belada.

Hapsolmuş içine, doldurmuşsun ve ne kadar çöp varsa içinin de içine.

Kan ağlamak ondan başkasına yakışır mı? Damar damar kan ağlamak…

Sen onu sevdiğinden ayırmışsın daha ne yapacaksın? O nefes almak istemiş, sen hapsetmişsin. O acıkmış, sen duymamışsın gurultularını. O sevmek istemiş, sen vefasızların elinde heder etmişsin. O sonsuzluk istemiş, sen ise zevale mahkûm her şeyi ona musallat etmişsin.

Oysa onu Yaratan sana emretmişti ki namazla nefes aldır. Sana emretmişti ki zikirle doyur. Sana sevme ölümlü dünyayı demişti, ötesini göstermişti; gözlerini kapadın… Ayna etmişti kalbini Esmasına, sen aynayı katrana boyadın günahlarla.

Sonsuzluk var demişti ama sen, arkanı döndün. Arkanı dönmekle kalsaydın üzülmeyecekti belki yine kalbin, ama yürüdüğünü nasıl unutuyorsun anlamıyor. Ondan bu teklemeler…

Geri geri yürümek bu. Sonrasında sırt üstü düşeceksin kabir denen sonsuzluk kapısına.

Geriye dön, önüne bak, yolculuk bu. Mola verdiğin yerden ev almaya çalışıyorsun. Evin yolun sonunda, nasıl unutuyorsun?

Sen kalbini Sevdiğinden ayırmış, ağlamalarına kulak tıkamışsın. Günde beş defa güzel sesli bir adam tüm maharetiyle O’ndan davet getirmiş, sen gitmemişsin. Daveti mi beğenmedin, Davetçi’yi mi diye sorulsa ne dersin?

Oysaki bir adam sana üç beş kuruş, belki sadece otuz gününü kurtarmaya yetecek bir ücret karşılığında; hatta belki onu da vermeden sırf seni korkutarak, günün akşamına dek seni çalıştırır.

Tâ ana rahmine düştüğünden beri, an be an senin rızkını sana yetiştirip, yine senin için, sırf senin için, seni huzuruna kabul eden Rabbinin Cennet gibi sonsuz bir ücreti, senin için yetmez mi; veya Cehennem gibi sonsuz bir cezası seni davetine icabete teşvik etmiyor mu?

Bir düşünelim, gerçek bu kadar barizken bu halinin nedeni nedir? Yoksa kalbini yavaş yavaş öldürüyor musun?…

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad Suresi 28)

Rabbinin vaadine güvenmiyor musun?

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi 56)

Vazifeni unutmuşsun ve yıl yıl vazifeyi verene doğru gidiyorsun.

Namazın yoksa kardeşim, başka dert arama. Şu kâinatta imandan sonra en büyük hakikat namazken ve namazsızlık son nefeste imansız gitmeye sebepken, senin başında daha büyük bir musibet olabilir mi?

Kalbinin baş belası halini anlatmaya devam edelim.

“Güzel değil batmakla kaybolan bir mahbup. Çünkü zevâle mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.” (1)

Ayine-i Samed olan ve sonsuz bir aşk için yaratılan şu kalbini, onun sevgisine hiç değmeyeceklere verişini ve sonunda çektiğin sancıları konuşalım.

“Tâdât ettiğin sevdiklerini sevme demiyoruz. Belki onları Cenâb-ı Hakkın hesabına ve Onun muhabbeti namına sev deriz.

Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et.” (2)

Seni herkesten daha çok seven ve sana herkesten daha çok merhamet eden Rabbin; elbette dertli anında başını yaslamak istediğin omuzdan, yüzüne baktığında huzur doldursun istediğin bir sevdadan, kalbinin sağındaki boşluğu doldurmak istediğin başka bir kalbe hasretinden haberdar.

O’ndan hayırlısını isteyip iffetli kalmak varken haram sevdalar peşinde koşuyorsun. Peki Rabbinin rızasının olmadığı bir beraberlikten hangi hayrı bekliyorsun?

Derine inmek zorundayız.

Çok mu seviyorsun? Ne kadar sevdiğini anlatmaya kelimelerin yetmiyor mu? Yalan söylüyorsun kardeşim.

“Sen kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;

Halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.” demiş Mevlâna.

Yalan söylüyorsun; onu değil, sen sadece kendi nefsini seviyorsun. Bu o kadar açık ve net bir gerçek ki! Nasıl mı?

Eğer gerçekten sevseydin, ona ateş değsin istemezdin.

Gerçek bir sevgi olsaydı, onun için ondan vazgeçmek bu kadar zor olmazdı. Onun Cehennem’de yanmasına razı olan bir kalple onu sevdiğini iddia etme. Ve bir gerçek daha var. Ağır olacak ama.

Acaba nefsini Rabbinden daha mı çok sever oldun ki, nefsinin hatırı için O’nun hatırını dinlemiyorsun?

Bu halde çocuk bile kandırılmaz, vazgeçmek zorundasın.

 Vazgeçmek kaybetmek değildir. Allah için vazgeçtiğin her haram inşâAllah seni helaline daha da yakınlaştıracak.

İster birbirinize deli gibi aşık olun, ister beş seneye evlenecek olun, ister onu bıraktığın zaman kahrolacak olun, ister anne ve babanız bu haram ilişkiye anlayışlı olup size destek olsun, ne halde olursanız olun. Helal değilse haramdır. Adı ne olursa olsun. Nişanlı bile olsanız Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde görüşmüyorsanız, helal değilse haramdır. İster yedi göbek sülalesi hacı olsun, ister seni sabah namazına uyandırsın sonuç aynı, helal değilse haramdır.

Allah’ın razı olmadığı bir ilişkiden ne bu dünyada ne de ahirette hiçbir hayır bekleme. Kandırma kendini.

Niye yapıyorsun bunu hem sana hem seviyorum dediğine.

Eş demek örtü demekti Rabbimizin bize öğrettiğiyle. Soğuktan koruyan, sıcağa perde olan, değerli olan neyin varsa sakladığın örtü olmalıydı o sana.

Eşin sadece bu dünyada eş kalmayacak ki sana. İnşâAllah Cennet’te de eş olacaksınız. Bu sonsuz bir beraberlik olacakken niye Cennet’ten vazgeçiyorsunuz? Şimdi sizin duruma bakalım.

Seni nasıl sevmişti acaba? Güzelsin diye mi? Ama sen buruş buruş olacaksın zamanı gelince. Çirkinleşecek, acizleşecek, belki bakılmaya muhtaç bir hale düşeceksin. Senin güzelliğine aşık birisi senin bu halini niye çeksin? Genelde sadece güzelliğe meftun olmadığı iddia edilir. Peki, emin misin kardeşim?

Güzel olan başka kalpler de sevilir, bugün seni seven yarın başkasını da sever. Yalan mı? Sanki onun ilki misin ki sonu olacaksın? Senden öncesine de aynı şeyleri söyledi, sonrasına da sana söylediklerini söyleyecek. Bir klişedir mesela “İlk defa senin gibi…”yle başlayan cümleler.

Yoksa ilk misin? Son olman için hiçbir sebep yok ki. İnanmıyorsan etrafına bak, çok fazla örnek bulursun. Nerde bulduysanız birbirinizi, orada kaybedersin onu. Ve sen buna engel olamazsın.

İhanet hiçbir zaman diliminde, hiçbir çağda bu kadar kolay oldu mu bilmem… Sen de biliyorsun.

Niyetin ciddi değil de sadece gönül eğlendirmek hoşuna gidiyorsa iş daha da vahim.

Allah mutlak adildir. Sen nasılsan en sonunda sana öylesi gelir. Kırdığın kadar kırılır, yaktığın kadar yanarsın. Yalnız kalır, yalnız ölürsün. Veya bir vefasız başına musallat olur öylece pişman olursun.

Sen ne kadar temizsen o kadarını bekle, daha iyisini bekleme.

Flört etmeden nasıl evleneceğiz diye soruyorsan bu konuda Sözler Köşkü’nün ve diğer kardeş grupların hayli videosu var.

Önünde senin seçeceğin bir yol var. İffetini muhafaza edip helalini beklersen, bu beraberlikten Allah razı olursa, inşâAllah hem bu dünyada hem ahirette huzur, mutluluk sizindir.

Demiyor mu Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: “Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında, Cenab-ı Hak da onlara rahmetle bakar. Şayet erkek, hanımının ellerini ellerine alırsa, her ikisinin de, günahları parmaklarının arasından dökülür gider.” (Camiüssağir)

Helalini bekle kardeşim. Seninle güzelliğini, tipini sevip onun için beraber olanı değil; seninle sonsuza kadar yaşamak isteyip seni ateşe atmaya razı gelmeyecek ve senin önce kalbini sevecek olanı bekle. Yaşlansan da elden avuçtan düşsen de seni Allah için sevdiğinden seni bir an bile bırakmayacak olanı, seninle daha tanışmadığı halde sadakatsizlik olmasın diye Allah korkusuyla ayak uçlarına bakarak yürüyeni, gözleri bir ihanet edecek olsa hemen dünyası başına yıkılmış gibi olup can yakan sadaka vereni, dua ederken Rabbine “Allah’ım eşime de…” diye yalvaranı bekle.

Helal olsun o zaman size ve Allah razı olsun sizden. İşte asıl mutluluk budur. Karşılık görmeme elemi, ayrılık acısı, ihanet korkusu olmadan…

Bunlar içinse iffetini muhafaza etmek zorundasın.

İffet… Rabbimizin ”en güzel kıssa” diye anlattığı Yusuf Peygamberi iffetiyle tanıdık. Cennetin dört büyük kadınını; Hazreti Meryem’i, Hazreti Asiye’yi, Hazreti Hatice Annemizi, Hazreti Fatıma Annemizi iffetiyle tanıdık. Hazreti Fatıma ki, öldüğü zaman gece gömülmek istemiş eşinden… Bu o kadar üstünde düşünülmesi gereken bir hal ki… İffeti O’ndan öğrenmeliyiz işte.

İffet içinse en önemli şart: Tesettür.

Tesettür dedim dikkat, başı örtmek demedim. Sadece baş örtmekle setredilmiş olunmuyor. Tesettürü -Allah’ın emrettiği tesettürü- öğrenmeden kendimizi Allah’ın emrini yerine getiriyor sanmak, saçmasapanlık olur.

Şu zamanlarda podyuma dönen sokaklarda, baktığında gözünü alamayıp tekrar baktığın bir tesettür(!)den bahsetmiyoruz yani. Tesettür demek “Bakma!” demek iken; tak tak topuklar, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in tarif ettiği gibi baktığında “hörgüç” dedirten bir topuz, ben patlıyorum dayanamıyorum bahanesiyle açık bırakılan boğaz, sınır bilekken bileğin üzerine doğru (zaman zaman dirseğe kadar) kıvrılan kollar, –bu kısmı söylemekten gerçekten utanıyorum- bonesiz baş örtüsü modası, makyaj, parfüm, rengârenklik ve üste yapışan, şeklini belli eden bir şeylerle Allah’ın ayetini taşıdığını iddia eden birini görürseniz şayet, ona bildiğiniz bütün duaları okuyun. Çünkü bunun sonuçlarını bilseydi asla yapmazdı. Asla.

Tesettür demek, güzelliğini gizlemek demektir. Çirkin olmak demek değildir ama güzel de olmamak demektir. Tesettür nötr olmaktır. Dişiliği evde bırakıp kişilikle dışarı çıkmaktır ve İslâm’ın Sancağını başında taşımak demektir.

Fıtratımızdır tesettür. Tesettür Rabbimiz’in bize sevgisidir. Bize verdiği değer ve yarın ahirette ateşe karşı perdemizdir. Sığınak ve güven dolu bir zırhtır.

Yıllar önce annem bana “Onun bir asaleti var.” demişti. Yani ayağını ona göre denk al demekti bu. Nasıl çarptıysa bu lafı beni hala gözümün önünde o hali. Tesettürün asaletinin farkında mıyız hiç bilmiyorum. Hazreti Âişe Annemizin ömründen, Hazreti Fatıma’nın gönlünden süzülmüş; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhundan, dilinden dökülmüş Rabbimizin ezeli kelamı Kur’an’ın ayetinin erişilmez asaleti…

Ne gökte yıldızlara ne de yerde sultanlara nasip olmamış Alemlerin Rabbinin ayetini başının üstünde ve tüm haliyle taşımak.

O örtü ki, iffetindir kardeşim senin. İffetini ruhun bilmelisin, çıkarsa ölürsün.

Tesettür hakkında şu caizdir bu değildir diyecek değilim. Ama şu soruyu sormak zorundayız kendimize: “Tesettürüm Allah rızası için mi?”. Evet değilse cevap, zaten yandık.

 “Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. ﴾Bakara Suresi 41﴿” diye Rabbimiz’in bizi uyardığı Allah’ın ayetlerini dünya menfaati gibi az bir karşılığa değişmek demek olan çok çirkin bir günah olur bu. Allah’ın ayetini kendi nefsinin zevkine alet etmek demek olur bu. Allah herkesi korusun.

Eğer evetse cevap, derine iniyoruz; peki neden “Allah ne der?”den çok insanların ne diyeceğini düşünüyoruz? Eğer Allah rızası içinse gerçekten, gerçekten Alemlerin Rabbi Allah içinse gerçekten O “Yap.” dediği içinse; etek varken ellerimizin pantolona gideceğini, siyah varken kırmızıya gideceğini, konsolun üstünde dışarı çıkarken sıkılmak üzere dizilmiş parfümleri ve makyaj malzemelerini göreceğimizi hiç sanmıyorum. Yoksa nefsimize ağır mı geliyor? Dur dur, tesettür Allah rızası içindi, nefsin rızasını karıştırdığımız an bu iş biter. Sakın kardeşim. Seni sen yokken var eden, kimseler yokken yanında seni yalnız bırakmayan, dünyanı da ahiretini de musmutlu etmeye hakkıyla tek gücü yeten, sonsuzunu cennet edip seni sonsuz nimetlere boğacak olan nefsin değil, sakın.

Düşünsene bir. Bu kokuşmuş dünyada az bir zevk için sonsuzunu feda ettiğini. “Başkaları ne der?” demeyi bırak. Onlar senin başından ölümü savamazlar. Senin elinden tutup cennete çekmezler. Allah’ın karşısında seni savunmazlar. Sen Allah rızası için sakla kendini. Her rengi helaline sakla.

Gerçekten şu anda yapmak zorunda olduğun şey Allah’ın emrettiği tesettürün nasıl olduğunu öğrenmek ve uygulamak. Emin ol reklamını yapıp durdukları gibi değil doğru bir tesettür.

Allah senin güzellik sevdanı elbette biliyor. Yaratan yarattığını hiç bilmez mi? Altınla ipek erkeğe haram ama kadına haram değil ki! Ama sonsuzunu paylaşacak olduğun gelecekteki eşinden başkalarına güzelliğini gösterip onları kendine meylettirmek, sadakatsizliğin sözlük anlamı gibi değil mi?

“Erkekler bakmasın niye ben tesettüre gireyim?” diye sorduğunu duyar gibiyim. Ama unutuyorsun. İlk tesettür emrinin onların gözlerine geldiğini… Fatih Yağcı’nın bir sözü vardı: Cehennemde kontenjan sıkıntısı yok kardeşim. Onlar zaten bakmamakla yükümlü ve sen de baktırmamakla yükümlüsün.

Yaratılanı yaratandan daha iyi kim bilir? Şu kâinatta gördüğün bütün en iyiler hep O’nun işiyken, sen en iyi ne varsa sadece O’nda görmüşken “Daha iyi bir yol yok mu?” diye gelen vesveseleri dinlemek akıllı işi değil. Daha iyisi varken O’nun şanına daha az iyi olanı yapmak yaraşmazdı zaten. Göklerden yerin derinliklerine dek hayran kaldığın ne varsa yine O’nun verdiği hayran kalınacak aklınla hayran kalıyorsun. Ve hayran kalınacakların hepsi O’nun yaratması. Farz-ı muhal daha iyi bir yol olsaydı, o bu yolu emretmişken daha iyisini yaparak kazanacak olduğun hiçbir şey olmazdı. Her şeyin Rabbi O ve her yerde O’nun sözü geçer.

Sen çok güzelsin ama aynı zamanda naifsin. Erkeklere nisbeten kuvvetçe zayıf oluşunu inkâr edenler, testesteron hormonunu kainattan kaldırmayı başarabilirlerse o zaman görüşürüz.

Dışarıda pis, kokuşmuş, bozuk, ahlak yoksunu sırtlanlar var. Utanmasa seni gördüğünde aklından geçenleri yapacak olan Allah’tan korkusuzlar var. Onlar seni bilmez, kalbini bilmez, dinlemez, sen de sevdikleri tek şey güzelliğin olur. Herkes öyle değil elbette ama unutuyorsun, hayale engel olamazsın sen. Ne kadar güvenilir olsa da bir adam şeytandan kurtulmuş değil ya!

Allah seni sevmese saklar mı onlardan?  Değersiz olanı kim saklasın; meyveler saklamaz mı ta içine çekirdeğini, her yediğin meyvenin sebzenin kabuğu yok mu etrafında? Bir çizik at o kabuğa ve yavaş yavaş çürümesini izle. Hiç mi görmedin kararan bir elmayı? Sen ondan daha mı alçaksın ki senin güzelliğinin onlar kadar değeri olmasın, pis gözlerden hem manen hem maddeten rahatsız olmasın?Hazineleri hep bilinmez adalarda, toprağın derinliklerine saklamaz mı korsanlar?

Ve altın kadehte sunulan zehir değil midir?

Allah seni sevmese saklar mı onlardan?

Sen sevdiğini saklamaz mısın?

Sen sevdiğini gözünden dahi sakınmaz mısın?

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab Suresi 59.Ayet)

 Evet şimdi tekrar düşünsene bir. Bu kokuşmuş dünyada az bir zevk için sonsuzunu feda ettiğini. “Başkaları ne der?” demeyi bırak. Onlar senin başından ölümü savamazlar. Senin elinden tutup cennete çekmezler. Allah’ın karşısında seni savunmazlar. Sen Allah rızası için sakla kendini. Her rengi helaline sakla.

Kalp demiştik… Ve sen baş belası… Öldürme kalbini günahlarla.

Kalp ölürse vicdan ölür, insanlık ölür, erdem ölür. Kalpsizler değil mi şu gördüğün bütün cânilikleri yapanlar?

“Bir kul günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul günahı terk edip bağışlanmayı dilerse, bu leke kaybolur. Şayet tövbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, o zaman bu siyah nokta büyüyerek onun bütün kalbini kaplar. İşte Allah Taâlâ’nın, ‘Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır.’ (meâlindeki) âyetinde ifade ettiği kararma ve pas tutma budur.” (Müslim, “İmân”, 231; Tirmizî, “Tefsîr”, 75)

 “Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.” (3)

Kusursuz olan Allah’tır, günahsız olan peygamberlerdir; sen değil elbette. Ama “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir. (İbn Mâce, Zühd, 30)” demiyor mu Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem? Tevbeyle silmediğin her siyahlıkla yavaş yavaş katrana boyanır kalbin. İmanın nuru, o güzel ışığı, söner yavaş yavaş kalbinde. Işıksız kalır kalbin, ölür. Öldürme.

Ama ışıksız da bırakmamak zorundasın. Kur’an Güneşi olmadan ise, kalbin zifiri karanlıkta kalır.

Ölmeden önce oku. Kur’an oku. Âlemlerin tek Rabbin’in, her şeyin alnından tutmuş emrine boyun eğdiren yüce ve merhamette eşsiz Sultan’ın, seni herkesten çok seven Allah’ın kıyamete kadar her derdine deva olacak şekilde, misilsiz ve rakipsiz kelamını oku. Her gün belli bir hedefin olsun. Az da olsa devamlı olan bir hedef de olsa mutlaka olsun, hem “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.” diyor Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem.

Ve, Kur’an güneşinin ışık huzmeleri olan Risale-i Nur’la tanıştır ömrünü.

Kur’an-ı Kerim’in o her derde deva bulunan eşsiz eczanesinden asrın imansızlık hastalığına şifa olan Risale-i Nur ilacıyla buluştur kuşku, kuruntu kurtlarıyla sarılmış yaralarını. Düzenli şekilde kullanan 10 hastadan 10’u da memnun ve şiddetle öneriyor bak.

“Allah’ım! O’nun işaretiyle ay parçalânan, parmaklarından kevser gibi sular akan, gözün asla şaşmadığı Miraç mucizesinin sahibi, Efendimiz Muhammed’e ve bütün al ve ashabına, dünyanın ipdidasından mahşerin ahirene kadar salât et. Allah’ım! Bir işaretiyle ay parçalanan Zâtın hürmetine, benim kalbimi ve Risale-i Nur’un sadık talebelerinin kalplerini, Kur’an güneşine mukabil bir ay hükmüne getir. Amin.” (4)

Öldürme kalbini. Kendinden ziyade,

Kalbine iyi bak.


(1) Sözler|On Yedinci Söz

(2) Sözler| Otuz İkinci Söz

(3) Lem’alar | İkinci Lem’a

(4) Sözler | 31. Söz

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Özlem Zeynep 28 Ocak, 2016 at 07:42 Reply

    Allah razı olsun. MaşaAllah Rabbim öyle bir kuvvet verip yazdırmış ki çok beğendim. Rabbim kaleminizs kuvvet versin, sözünüzde tesiri arttırsın hayırlısıyla ömrünüzüngüzelliklerle donatsın… Allah yolunuzu açık eylesin.

Yorum Yap