BİR DİNLEYENLİ DENKLEM

    Hava soğuk ve herkes uykudayken geceyle beraber yeryüzünü kefen gibi kaplayan karları seyreylemekte gözlerin. Yorgun gecenin ardına saklanan düşünceleri ararken birden aklına eninde sonunda, genç ya da yaşlı gireceğin kabrin gelir. Nefessiz kalıp ruhunun bedenden ayrılacağı, seni de rengini kardan alan bembeyaz bir kefene saracakları, tahta bir binek ile omuzlarında taşıyıp yavaş yavaş toprağa koyacakları, sessiz sedasız en sevdiklerinin yanından ayrılacağı ve en gerçek hakikat ile seni baş başa bırakacakları gelir.

 Sonra birden evlerin fersiz kaldığı çarpar gözlerine, soluksuz kalan yarı ölü hükmünde insanların geceden habersiz kalıp gündüze aç uyanması düşündürür biraz seni. Hani nerede gün ışığının aydınlattığı yüzler, güneşin doğmasıyla sokaklara koşan insanlar nerede? Kimse yok mu aşığın maşuğunu beklediği en güzel saatlerde. Kâinatın Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem): “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”(1) diyor. Asıl uykunun gece vakti gelmediğini, asıl uykunun insanın doğumundan başlayıp ölümüne kadar devam ettiğini söylüyor (anlayabilene). Uykudasın, uyanacağın gün belli değil. Her an Azrail (a.s) ile karşılaşıp ötelere doğru başlayabilir yolculuğun. Peki hazır mısın, öteler denilen çok da uzakta olmayan o yere?

 Korkuyorsun, kararan geceler gibi kalbini siyahlandıran günahlarından, yaptığın hatalardan, sapmaman gereken yolların yokuşlarından. Şimdi daha iyi anlıyorsun gecenin neden bu kadar ağır olduğunu. Yüreğiyle tıpkı kabirdeki gibi yalnız kalıp doğruyu yanlışı hesaba çeken insan için geceler ağır, yarınlar karanlık, sokak lambaları ise hiç doğmayacak bir güneş gibi bir bitişin yolunu aydınlatıyor sanırım.

 Ümidini bağladığın her şey tek tek çözülüp savruluyor, baksana. Dar zamanında kim sana sığınak oldu / oluyor? Aydınlığı kaybeden özüne kim ışık tuttu / tutuyor? Bilirim, konuştuğun yüzlerin duvar kesildiğini, sesini duyurmaya çalıştığında bütün ellerin kulaklara gittiğini. Dinlemiyorlar ya da dinlemiş gibi yapıyorlar çoğu zaman. (21. yy insanının özelliklerinden hayatı -mış gibi yaşamak.) Gidilmiyor maddeden ileri, işte tam da bu yüzden çaldığın bütün kapılar kapanıyor yüzüne, tuttuğun dallar kırılıyor bir bir. Çünkü sen kömürü elmasa tercih ettin. Kapattın defteri. Hatırlatırım sana ve kendime Melce, yalnız mârifet-i Sânidir.” (2) Tek sığınak, tek dayanak, tek dost O’dur.

Şimdi, ölümle beraber süren hayatını, gecenin sessizliğinde kaybolan bakışlarını al, kafanı kaldır bir bak göğe. Yer bu kadar bencil iken gök sana neler anlatıyor, dinle…

  • Yalnız Biri iste, başkaları istenmeye değmiyor.
  • Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
  • Biri talep et, başkaları lâyık değiller.
  • Biri gör, başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
  • Biri bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.
  • Biri söyle, Ona ait olmayan sözler mâlâyâni sayılabilir. (3)

 O Bir ki bütün dertlere derman, kalplerden geçen her şeyi hakkıyla bilen, yargılamadan dinleyen, esmasının nakışlarını üzerine takıp kendini sana tanıttırmak isteyen ve senin tanıdıkça sevdiğin Rabbin…

“Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O’nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır.”(4)

Gecemiz nurlu, gündüzümüz aydın, sonumuz hayrolsun…

Vesselam. 😊

 

Dipnot

  1. Hadis-i Şerif.
  2. Risale-i Nur Külliyatı, Muhakemat, Birinci Maksat.
  3. Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 17. Söz’ün İkinci Makamı.
  4. Kuran-ı Kerim, Hud Suresi, 11/56.
Paylaş

6 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Gülendam 21 Ocak, 2019 at 12:25 Reply

    “Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapanıncaya kadar, yahut ondan da daha yakındır.”
    《Nahl Süresi, 16/77》
    Allah razı olsun sizden çok güzel yazmışsınızz. Allah yolunuzu açık etsin inşâAllahhh

Yorum Yap