Bir Fırsatını Bulup Her Yerde Allah’ı Anlatmak Lazım

0

Bizim bir derdimiz var. Derdini söylemeyen derman bulamaz derler. Hem dert adamı söyletirmiş. O yüzden size içimi dökeyim çünkü derman sizde.

Sıradan bir dert değil bu. Çok dertliler gördüm, sevdalılar, yaralılar, dünyadan tokat yiyenler… Evet, dünya rahatla yatmak yeri olmadığından bir üzüm tanesi yedirir bin tokat vurdurur. Derdi dünya olanlar çok gördüm. Ama bizim derdimiz dünya olmamalı; çünkü derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.

Şu hadis-i şeriften öğrendim derdimi “Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” buyuruyor Nebiler Nebisi (s.a.v). “Eyvah” dedim ve düşünmeye başladım. Müslüman kardeşimin en büyük derdi nedir? En büyük sorunu, en büyük ihtiyacı nedir? Müslüman kardeşim en çok nerede bana ihtiyaç duyar da onun derdiyle dertlenmiş olurum?

İşte bu düşünmeler neticesinde anladım ki: Bizim her yerde bir fırsatını bulup Allah’ı anlatmamız lazım. Çünkü Gazze’nin buna ihtiyacı var. Ocağına ateş düşen Filistinlinin buna ihtiyacı var. Aç kaldığı için, yiyecek hiçbir şey bulamadığı için Cennet’te ekmek var mı? Diye sevinç ve hayretle madem Cennet’te ekmek var madem şehitler Cennet’e gider o zaman ben de şehit olmak istiyorum diyen yetim çocuğun buna ihtiyacı var. Her gün baskı gören, dayak yiyen, öldürülen, öz vatanından sürgün edilen, dininden namusundan men edilen, her gün bir başka sevdiğini toprağa veren Doğu Türkistanlının, Arakanlının, Kerküklünün, Myanmarlının, Suriyelinin, Filistinlinin ve daha nice yerlerde zalimin zulmü altında inleyen mazlum Müslümanların buna yani sizin dirilişinize ihtiyacı var. Âlem-i İslam’ın size ve sizin Kurana sarılmanıza ihtiyacı var!

Dostlarım! Gazze’ye giden yol sizin telefon rehberlerinizden sizin arkadaş listelerinizden geçiyor. İnsanlığın sizin yüreklerinize ihtiyacı var. Sizin anlatmanıza ihtiyacı var. Siz anlatırsanız kışlar bahara döner.

Hiç şüphem yok ki, Siz imanla şahlanan bir neslin, âlem-i İslam’daki zulme dur diyecek bir baharın çiçeklerisiniz! Sizler Bediüzzaman’ın 100 sene öncesinde “Ne yapayım acele ettim kışta geldim. Sizler Cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaktır.” Dediği 2. Asr-ı Saadet’le müjdelenen nesl-i ceditsiniz.

Asr-ı Saadet’e neden bu isim verilmiş hiç düşündünüz mü? Hâlbuki İslam’ın çok daha varlıklı ve zengin dönemleri de oldu. Çünkü o dönemde Resulullah (s.a.v) yaşadı. Çünkü insanlık O’nun yaşadığı dönem kadar insani değerleri, huzur ve itminanı, refah ve saadeti böylesine zirvede bir daha tadamadı. Çünkü lailaheillallah diyerek imanla şahlandı gönüller. Ahlakın en güzelini ders veren Kur’an’ın nuruyla kalp ve akıllar nurlandı. Resulullah (s.a.v) anlattıkça adeta fıtratlar değişti, o anlattıkça hainlik, kötülük, hırs, bencillik silindi gitti. Yerine fedakârlığıyla ahlakıyla destan yazan nurdan bir ordu kuruldu Allah’ın izniyle; cahiliyede kız çocuklarını diri diri gömenler öylesine değişmişti ki ahlaka rehber olmuşlardı. Resulullah’ın anlatmasıyla oldu bu; bir fırsatını buldukça her yerde imanın ebedi saadetin anahtarı olduğunu anlattı. Hakiki saadet yalnız imandadır ve iman ile olabilir.

Peki anlatmanın Gazze’yle ne alakası var derseniz; Eğer sizler sarsılmaz bir imanı Risale-i Nurla elde eder ve bir yolunu bulup her yerde Allah’ı anlatırsanız ancak o zaman sünnet-i seniyye tekrar vücud bulup neşeyle doldurur, huzurla emniyetle doldurur âlemi. Ancak o zaman Asr-ı Saadet 2. Defa gelir. Neden gelmesin?

Asr-ı Saadet Resulullah’ın (asm) anlatmasıyla yaşandı. Öyleyse Onun ümmetine de Onun yolundan ve sünnetinden gitmek, en büyük sünnetlerinden biri olan Lailaheillallah davasını, tebliği, ilay-ı kelimetullahı, yerine getirmek düşer.

Ancak kalplere iman şuuru ve Allah korkusu ve sarsılmaz iman veren Kuran hakikatleri ulaşırsa yaralar kalıcı olarak sarılır. İnsaniyetin ve Âlem-i İslamiyet’in her şeyden önce bir dayanak noktasına, ümide ve Kuranı doğru anlamaya yani hakiki bir imana ihtiyacı var. İşte tüm bunları düşündükçe zihnimde taşlar yerine oturmaya başladı. Şimdi gelin parçaları birleştirelim.

Resulullah’ın hadisini tekrar hatırlamakta fayda var “Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” Kardeşlerim hakiki bir mümin olabilmek için dertli olmak şart. Peki, neyin dertlisi olmalı? Derdiniz sizin kimliğinizdir; sizin kim olduğunuzu belirler. Ufak dertler, fani dertler bir tarafta; baki dertler diğer tarafta.

Bu açıdan bakınca Risale-i Nur’un kıymeti bir kez daha anlaşılıyor. Risale-i Nur dünya çapındaki tahribata karşı zihinde ve kalpte ve toplumda müthiş bir muharebe veriyor ve bir tamirat yapıyor. Risale-i Nur iman kurtararak en büyük yarayı tedavi ediyor. Müslümanın asıl derdi imansızlıktır, ahiretini kaybedecek bir hayat yaşamasıdır. Allah var deyip yok gibi yaşamasıdır. O yüzden İslam’ın güneşi doğmuyor. Müminlerin imdadına koşamadığımız için, kendi hayatlarımızda takılıp dünyevileştiğimiz için, kendi derdimize düşüp birlik olamadığımız için Yahudi bizi kolaylıkla bölüyor ve rahmeti celp edemiyoruz. Semavi tokatları yiyoruz. Bu hadiselerin sorumlusu biziz…

Uyanmak lazım; uyandırmak lazım; anlatmak lazım. Sonuçta benim uyanışım ve dirilişim ve imanla hayatlanışım da birilerinin anlatmasıyla oldu. Peki, kimin anlatmasıyla oldu? İnsanlığın imanına koşan bir İslam kahramanıyla tanıştım; başkalarının günahı için ağlayan bir adam. Uyumuyor, lezzet nedir bilmiyor, adeta kendini unutmuş, sabahlara kadar dua ile yalvarıyor. O bir dert adamı. Bu yolda her şeyini feda eden bir kahraman. Bir tek suçu bulunmamasına rağmen 29 sene süren sürgün ve hapis hayatında ona zulmedenlere beddua dahi etmemiş daima sabra ve ıslaha ve tamire çalışmış. Bizlerin imanı için dişini sıkmış dayanmış. “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa her gün biri kesilse imana ve Kur’an’a feda olan bu başı zındıkaya eğmeyeceğim.” diyen bir fedakâr.

“ben cem’iyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cem’iyetin, imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet’i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” Bu satırların sahibi Aziz Üstad Bediüzzaman Said Nursi.

İfadelerdeki muhteşem fedakârlık hiç mi ruhlarımızı harekete geçirmiyor? Şu satırları dinleyelim ve görelim nasıl bir hissiyatla yanan imanları kurtarmaya koşuyor “Bana ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!”

Bu satırlar bize ne mi anlatıyor? Düşünün en sevmediğiniz insan karşınızda alev alıp yansa içiniz sızlamaz mı? Kimse yok mu bu ateşi söndürün demez misiniz? Şimdi düşünün karşı binada yangın çıkmış alev almış yanıyor. İçinde de sevmediğiniz değil, bir insanın en çok sevebileceği varlık belki evladıdır, evladınız yanıyor. Bu yangını söndürmeye koşmaz mısınız? Tek derdiniz bu olur! Peki, tersten bakalım imkânınız varken, itfaiye teçhizatınız varken söndürmezseniz kurtarabilecekken ne olursunuz? KATİL olursunuz.

Peki, arkadaşlar soruyorum. İnandığımız Kur’an’a göre bazen arkadaşlarımız bazen anne babamız, akrabalarımız, bazen evladımız bu insanlar bu sokaklar inanmayan veya inandığı gibi yaşamayanlar anlatamazsak ulaşamazsak akıbetleri ne olacak? İnandığın kitap emirlere uyulmazsa azabın kesin olduğunu bildiriyor. Bu insanları görünce hiç mi vicdanımız sızlamıyor üstelik yanmaya gideceklerini bile bile? Yanmaya gittiklerini biliyor ve seyrediyorsan soruyorum katil kim?

Dışarıda müthiş bir yangın var. Sözler Köşkü, Çay House, Çınaraltı ve nice yerler bu yangını söndürmeye koşuyor. Fakat yardıma ihtiyaç var. Basit bir hesap yapalım. 1,5 milyar Müslümanın hepsi hakiki Müslüman olsa, onlara ulaşsak, onlar da her biri 3 kişiye vesile olsa dünya nüfusu kadar Müslüman nüfusu olur.

Yangını söndürmek ne kadar mühim; fani değil ebedi bir hayat kurtuluyor. Efendimiz (s.a.v)’in bir hadisi bunun kıymetini bakın nasıl bildiriyor. “Bir kişinin seninle hidayete ermesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden hayırlıdır.” İşte Çınaraltı en hayırlı işi yapıyor. Binlercesine Rabbim şahit etti. Birkaçını aktarayım isterseniz; bir yolunu bulup anlatınca ne olduğunu nelerin değiştiğini görelim.

Mesela Çınaraltı’nın bulunduğu sokak gelenler bilir gece kulübü gibi gayrı meşru yerlerin çokça bulunduğu bir sokak. Yan binamızda da bir gece kulübünün kapısında iri yarı bir abi duruyor. Bizim kardeşlerimiz onunla fırında tanışıyor ve 17-18 yaşındaki gençler Risale-i Nurdan öğrendiklerini anlatıyor. Derken bu abi yavaş yavaş kötü alışkanlıklarını terk etmeye başlıyor. Derken namaza başlıyor. Patronuna bizi anlatıyor. Patronu annesine mevlüd okutmak için geliyor. 17 yaşında bir gencin ona imamlık etmesinden öylesine etkileniyor ve namaza başlıyor. Anlattıkça hayatı değişiyor ve derken şimdi elhamdülillah 5 vakit namaz kılıyor ve o işi de bıraktı.

En uzak bir dünyadan ateist bir mankenin hayatı değişti mesela. Google’dan aratınca bize ulaşmış. Zeki de bir insan. Bazı sorular yöneltti Risale-i Nurdan cevaplar verdik. Bu eserleri kendi bizzat okumak istedi. Bir yandan sormaya devam etti. Dilinden anlatım tarzından çok etkilenmiş. Derken aylar sonra bir mesaj “Size selam vermek için son kez hesabıma girdim. Anlattıklarınızla hayatım değişti. İman ettim, Risaleleri okudukça gözlerim açıldı muhteşem bir eser. Size bir müjde vereyim çarşaf farz mı diye sormuştum siz de tesettür farz nasıl sağlarsanız demiştiniz. Ben çarşafa girdim. Fakat burada rahat yaşamayacağımı düşündüğüm için Belçika’ya taşınıyorum.” dedi.

Düşünün Ateist bir manken iman etmekle kalmayıp çarşafa giriyor ve buna vesile olan sadece Risale-i Nurdan birkaç sayfa. Bunun gibi binlercesi var, belki aranızda birilerine Çınaraltı ulaştı bir fırsatını bulup birileri anlattı ve hayatınız değişti. Fakat burada şunu hatırlamakta fayda var. Dışarıda henüz ulaşamadığımız milyonlar var.

Bir fırsatını bulup her yerde Allah’ı anlatmak lazım dememizin altında yatan dert budur. İşte Çınaraltı bu yüzden açıldı. Bu kadar genç bu kadar fedakârlığı dişinden tırnağından arttırarak bu yüzden yapıyor. İşte bu yüzden yok imkânlarla çabalıyorlar, yetimlerle ilgileniliyor, on binlerce broşür sticker balon o kadar otobüse asılan afişler gayretler daha fazla insana ulaşma çabası altında yatan dert bu. Ciğerimiz sızlıyor ulaşamadıklarımıza her gün yüz binlerce insan imansız ve namazsız ölüyor. Bizim, derman aradığımız derdimiz budur. Var mısınız bizimle bu derdi paylaşmaya?

Bir yolunu bulup her yerde anlatmak lazım. Anlatmak için de okumak lazım. Kendi sürahinizi doldurmadan başkasının susuzluğuna derman olamazsınız değil mi? Sözlerimi Zübeyir Gündüzalp’in bir sözüyle bitirmek istiyorum. “Okumak bir şeydir ama her şey o bir şeyden çıkıyor. Şimdi oku; kabirde okuyamazsın! Şimdi oku, kabirde okuyamazsın!”

Allah’a emanet olun…

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?