BİZİ BU ÇÖLLERDE MAHVETTİRME

2

Issız bir çöl gecesinde kalmışsın gibi… Her taraftan ümit kesilmiş, kalp atışların bedenini delip geçmek ister gibi içinde çırpınıyor. Etrafın gözünün alabildiğince karanlık, tanıdık bir sese aşina olmayı bekliyor kulakların ancak kulağına gelen tek ses gecenin o derin karanlığı…

Dünya da tıpkı bir çöl misali değil mi? Öylesine kavurucu, öylesine zor… Yağmuru bekliyorsun bir umutla ancak burası çöl, yağmurun ne zaman ve ne kadar yağacağı kestirilemez. Tıpkı bir an önce içinden kurtulmak istenilen imtihanlar gibi…

“Dünya işte, imtihan yurdu!” ne çok duyduk, hafızalarımıza kazındı. Belki de bundandı; derdi, sıkıntısı olan birini gördüğümüzde “Üzülme, burası dünya imtihan olacağız elbet…” deyişlerimiz.

Peki dilimizin söylediğine kalbimiz inanıyor mu, başkalarını teselli için söylediğimiz bu sözler kalbimizde yer edinmiş mi?

“Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.” (Saffat Suresi, 106. ayet)

İmtihan içinde imtihan gizli, bir garip şu hâlimiz. Kimi zaman üniversiteyi kazanamayışımız, kimi zaman “Ailem beni hiç anlamıyor.” deyişlerimiz, kimi zaman hayallerimize ulaşamayışımız imtihan olarak “Merhaba!” diyor hayatımıza…

Öyleyse bu imtihanları kazanmanın ilk adımının sırrını verelim mi? Eminim ki bu sırrı kalbimizin ortasında saklayıp bir ömür muhafaza etsek her şey düzelecektir. Sır şu ki: İmtihanın kimden geldiğini bilmek… Hemen itiraz etmesin nefislerimiz, “Tabii ki de imtihanı veren Allah, bundan kimin şüphesi olur ki?” Kimsenin şüphesi olmaz elbette ama bunu kalbimiz biliyor mu, asıl mesele o?

Belki de her şey üst üste geldi, artık bir çıkış kapısı kalmadı. “Bu da nasıl bir imtihan?” deyip imtihanın sahibini bildiğin hâlde kendini isyan çukuruna atıyorsun. Çünkü kalbin imtihan sahibini tam bilememiş…

Sınavdan istediğin notu alamadın, derslerin kötü, hedefindeki üniversite, bölüm olmadı; dilde bu da imtihan sözü geziyor ancak kalp “O kadar çalıştım yine olmadı yine olmadı, bıktım artık…” ritmi ile sıkışıyor.

Ailenle neredeyse ortak hiçbir noktanız yok, her dediğine itiraz ediliyor. Hep küçük görülen, fikirleri önemsemeyen sen oluyorsun. Kime bu konuyu açsan “Bu da senin imtihanın, sabret…” diyor. Dilin “Haklı…” diyor ama kalbin hep bir “Neden ben?” sorusuna cevap arıyor…

İşte tüm bunlardan yola çıkarak tekrar sormak istiyorum: İmtihanın kimden geldiğini kalbimiz biliyor mu?

Derdimiz aslında kısa ve öz: “İmtihandır gelir, geçer.” Dünya hayatına gönderiliş amacımız mutluluğu burada aramak değil, bâki bir mutluluğu kazanmak için burada çalışmak bizlerin amacı…

Hiç olmadık zamanlarda, hiç olmadık imtihanlara gireceksin. Canın yanacak, boğazın düğümlenecek, kalbin yorulacak ama hatırladığın ve kalbinin tüm zerreleri ile hissettiğin şu olacak: “Benim Rabbim hem Rahmandır, hem Rahimdir hem de Hâkim’dir. Beni bu dünya çölünde yalnız bırakmaz. Bu imtihanlar O’na yaklaşmam için birer vasıta…”

Sen yeter ki imtihan geldiğinde pes etme, bir köşeye çekilip de gündüzlerinin kararmasına izin verme. İmanını diri tut, sen bir imtihanla yıkılacak kadar zayıf değilsin! Sen âlemlerin Rabbi’nin cennet vadettiğisin, Resulullah (sav)’ın gözyaşıyla ettiği duada gizli olansın.

“İmtihanım var.” diye bırakma kendini, geçecek hepsi… Bâki bir ahiret hayatı unutturacak sana kalbindeki o yaraları, içine hapsettiğin hıçkırıkları… Seni bu yolun sonunda bekleyen bir Sevgili (sav) var, senin üzülmen O’nu (sav) da üzüyor.

“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe Sûresi, 128. âyet)

Haydi şimdi imtihan gözyaşlarını silip güçlü bir şekilde ahiret yolculuğuna devam etme vakti… Bu yolculukta ister misin şu dua bizlere yoldaş olsun?

“Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, membalarını göster; ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme; bizi huzûruna al, bize merhamet et.” (Risale-i Nur)

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap