Blog ile hayatı değişenler

Hayatı değişen bir gencin hikâyesi o bana yolladı, ben de sizinle paylaşıyorum. ✋️

Selamûn Aleyküm,
Ben Ege’de, ailesi ve çevresi rahat bir genç olarak büyüdüm. Hiç aile baskısı görmeyen ve istediği gibi yaşayan. Tabii bu çerçeveden bakınca “Aa acaba neler yaptı ki?” gibi bir şey gelmesin aklınıza. Sadece çevremde İslam’ı yaşayan kimseler yoktu. Yoksa “Görenler bunu der, yok aman o günah, hayır bu haram.” denilirdi. Ne kadar doğru olduğu tartışılır bir sürü batılın içindeydik. Çevremde namaz kıldığını gördüğüm sadece 2 insan vardı, babamın babası ve annemin annesi. Hatta yakın akrabalarımızdan kapalı bir aile için çok hoş olmayan sözler sarf edilirdi. Annem mesela beni onlara pek göndermek istemezdi, aklımı yıkayacaklarını düşündüğünden. Ama cahildi belli ki yıkanan şey pis olur mu hiç? Bilemedi. Benim de aklım pek ermiyordu. Dedem birkaç kere bizi Kur’an kursuna götürmek istedi, gidip sonra hemen kaçmıştım oradan, beraberimde kardeşlerimi de getirmiştim. Nefes dahi alamamıştım. Sonra anladım ki benim klostrofobim vardı aydınlık olmayan ve kötü kokan bir ortamda duramamıştım. Tabii o zaman karanlık ve kapalı bir ortamdan korkmak nedir bilmiyordum. Bu hâlimi gören annem bir daha göndermemişti bizi zaten. O zaman düşündüğümün aynısını düşünüyorum hâlâ Kur’an okunan, toplu hâlde ders verilen, ilim meclisleri hiçbir şekilde kötü kokamaz ve karanlık olamaz. Duvarlar en aydınlık renge boyanmalı, aydınlanma en iyi şekilde yapılmalı ve her gün bilfiil temizlenmeli. Çocuklar şekerler ile karşılanmalı, en iyi dualar ile uğurlanmalı. Ne öğretiliyorsa severek öğretilmeli.

Allah’tan korkulmanın öğretildiği bir toplumun, yaratıcısını tanımak istemesi, onu sevmesi pek olası değildir. Çünkü insan korktuğu hiçbir şeyi sevmez. Aksine korktuğu her şeyden köşe bucak kaçar. Şimdi 29 yaşımdayım ve oğluma öğrettiğim en doğru şeyin, Allah’ı sevmek olduğunu biliyorum. Ona Allah’ı sevdirirsem korkacağı tek şey Allah’ı incitmek olacaktır.

Rabbim bu yolda yardımcımız olsun inşâAllah.

Hayatımın hiçbir döneminde öfke duygusu yoğun, içinde nefret barındıran, kin güden, beddua eden biri olmadım Elhamdülillah. Okulda arkadaşlarım, “Senin beğenmeme duygun bile yok sen nasıl bir insansın?” derlerdi. Hiçbir arkadaşım ile alay ettiğimi, hiçbirini küçük gördüğümü hatırlamıyorum. Çok şükür annem bunları doğru öğretmişti. Ama yine de hep eksiktim.

Çocukluğumdan beri kendimi bir yere ait hissetmedim. Sanki hep başka yerlerden oraya, evime misafir gelmişim de yine gidecekmişim hissi vardı bende ama tabii bilemiyordum bunun ne olduğunu. Elhamdülillah Allah’ı bulduğumda, nereye ve kime ait olduğumu anladım. Çok şükür şimdi ait olduğum yerdeyim.

Pekâla, bu süreç nasıl gelişti, neler yaşadım da şimdi ait olduğum yere geldim, gelebildim?

Asıl olarak içinde Allah’tan sürekli korkan ama ona hep ihtiyaç duyan, Peygamber’i (sav) hiç tanımayan, hadisleri yok sayan, hatta cahilliğin tavan yaptığı nokta olan Kuran’da geçen şeyler için “Bence öyle değil, o kadar da değil, sonuçta dinimiz sert bir din değil.” demeye kadar işi götürmüş cahilin tekiydim. Namaz nasıl kılınır, abdest nasıl alınır, ikisini neler bozar bilmez, namaz kılan birini görünce gülerdim. Kısaca özetlemek gerekirse nefsim şeytanın elindeydi ve şeytan benimle istediği gibi oynuyordu. Sevgililerim olmuş ve onlar ile doğru olmayan şeyler yaşamıştım. Yaşadığım şeyin zina olması için cinsel bir birliktelik yaşamış olmam gerekmiyordu, el ele geziyor, sarılıyor olmam da yeterince yanlıştı. Güya el ele tutuşmak son derece masumdu. Tabii ki bu benim çevremde o kadar normaldi ki kalkıp birine elimi vermesem çok yadırganırdım. Çevrem o kadar İslam’dan, imandan uzaktı. Kıyafetlerim hiç hoş değildi. Kolsuzlar, ip askılılar şurada dursun, bikiniler ile denize girmişliğim bile vardı. Defalarca söz ile ve bakışlar ile taciz edildim. Ama o anda “Tövbe tövbe manyak mıdır nedir?” deyip yoluma devam ettim. Kaşlarımı düzgün şekilde aldırmak, gözlerimi belirginleştirmek, oje sürmek, dar kıyafetler giymek güzelliğin simgesiydi benim için. Ahh ne büyük kayıp ah…

Sonra eşim ile tanıştım, bir anda nişanlılık döneminde namaz yok, niyaz yok içimden kapanmak geldi. Eşim karşı çıktı “Yok daha neler, daha çok erken.” dedi. O anda şeytan kulağıma fısıldadı “Evet ya çok erken daha çok gencim.” Ama Allah ya bu, bize öyle bir binada ev tutturdu ki herkes namazlı abdestli, dilleri Kur’anlı.

Ben eşimi çok severek evlendim. Sürekli bir kavga içindeydik, eve girdiğimiz ilk gün sabahın 4’üne kadar kavga ettik. Kavga ile girdik eve. Sonra facebook aldık, evde bilgisayar olmadığı için de arada internet kafeye girip bakıyordum. Bir gün karşıma şu söz çıktı: “Allah der ki kimi benden çok seversen onu senden alırım.” Evet ben eşimi Allah’tan da hayatımdaki diğer tüm insanlardan da çok seviyordum. Yanlış buradaydı. O yüzdendi bir türlü huzuru bulamıyorduk. Sonra bir gün komşularımdan biri kapımı çaldı “Biz haftalık sohbet yapıyoruz, sen de gelmek ister misin?” O kadar uzağım ki bu işlerden normal oturma sanıyorum sohbeti, kafam açık normal kıyafetim ile gittim. Baktım herkesin elinde Kur’an’ı, Yasin’i toplanmışlar. Dedim “Ben eşarbımı unuttum alıp geleyim.”  Ama evde giyecek düzgün bir kıyafetim yok, ne giyeceğim, bir tane yemeni aldım indim. Şöyle kollarımı örterce örtündüm. Yasin-i Şerifler, Ammeler, Tebarekeler okundu. Çıktı ortaya bir Peygamberler Tarihi kitabı, Adem peygamberden başlandı okunmaya. İkindi okundu, herkes namaza duracak abdestim dahi yok. “Ben sonra kılarım.” dedim tabii ki. O gün ne kadar utandığımı hâlâ çok net hatırlıyorum. Sonra eve gittim, annem bir tane namaz eteği koymuştu, onu buldum çıkardım. Namazlık bile sandıktaydı, onu çıkardım. Namaz kılmayı öğrenmem gerekiyor, haftaya yine gideceğim çünkü. Yine yok diyemem. Ve evde bir tane bile namaz öğretecek kitap yoktu. Nereden alınır, kaç liradır bilmiyorum. Dini kitap olduğundan çok pahalı sanıyorum. Evde sadece Kur’an-ı Kerim var. Sonra gittim namaz kitabı almaya. Yetmiş beş kuruştu ya, sadece yetmiş beş kuruş. Tek tek bütün rekatları, namazları, sûreleri yazdım bir kağıda, yeri geldi duvara astım, yeri geldi seccadenin yanına koydum, allem ettim gallem ettim öğrendim. Sonra aldım elime Kur’an-ı Kerim’i açtım mealini okuyorum. Şaştıkça şaşıyorum. Ne kadar çok doğru bildiğim yanlış, yanlış bildiğim doğru varmış meğer. Çevrem o kadar batıla bulanmış ki okudukça daha çok anladım.

Böyle böyle sohbetlere gide gele, gide gele biraz bir şeyler öğrenmeye başladım, utanmaya başladım, ben onu bilmiyorum demeyi yedirememeye başladım. Çünkü Müslümandım, nasıl bilmezdim, nasıl kılmazdım namaz? Anne olacağımı öğrendiğim zaman dünyalar benim olmuştu. Evlat denince anaların yüreğinde bir sızı olur, biraz da kötü bir zamandı psikolojik olarak iyi olmayan bir dönemdeydim. Allah beni secdesine daha çok kabul etmeye başladı. O secdelerde nasıl dökülüyor gözlerimden yaşlar inanılır gibi değil. Namazı kılıyorum secdeden kalkamıyorum, Allah orada oturttukça oturtuyor beni, ağlattıkça ağlatıyor.

O zaman dedim ki bu Allah ki bende tövbe yokken, kibirlenmişken, gıybet ediyorken, affetmem dediği zinayı bile yapmışken, şirke bile koşmuşken, aldı getirdi beni, sana en yakınım dediği yere koydu. Orada beni tutabildiği kadar uzun tuttu. Yetmedi geceleri bir uyandırmaya başladı tam ezan vaktinde. Çağırıyordu beni, bıkmadan, usanmadan yanında istiyordu. Ettiğim her duayı anında kabul ediyordu. Öyle çetrefilli zamandı ki huzur bulduğum tek yer seccadeydi. Çevremdeki herkesi kaybetmiştim. O Allah ki dediğini yapmıştı, ondan çok sevdiğim kim varsa benden almıştı. Fizikî değildi bu ayrılık ama manen artık kimin ilk sırada olduğunu bilemez olmuştum. Kalbimi sık sık test ediyordum. Her şeyden çok sevdiğim eşim artık yoktu orada. Canımdan öte kardeşim, titretmiyordu gönlümü. Anam, babam deyince deprem olmuyordu içimde. Ama o zaman tek bildiğim zikir olan Allah dediğimde yer yerinden oynuyordu. O gün ne kadar mutlu olduğumu dünyalık hiçbir şey ile tarif edemem. Çünkü dünyaya sığmaz bu mutluluk. Artık daha çok namaz kılıyordum, daha fazla dua ediyordum. Tevbe ediyordum bundan güzeli var mı?

Hayatımda olan bu sıkıntılar 3 yıl kadar sürdü, bu 3 yılda tek dayanağım evladımdı. O dönem benim için o kadar kötüydü ki onunla tam olarak ilgilenememiş olduğumdan kendimi asla affetmeyeceğim. Bakmayın bu dediğime aslında tüm günüm evladımla birlikte ve onunla oynayarak ona öğreterek geçiyordu. Ana yüreği işte, yine de kendimi dünyalık gaflete bırakıp onu ihmal ettim sanıyorum. J

Sonra yavaş yavaş toparlanmaya başladım. Yeniden kalbimde eşime ve sevdiklerime yer açılmıştı. Yeniden eşimi çok sevmiş, yeniden gözlerimde ışıkla gülebilmeyi başarmıştım. Bir bakıma uyanmıştım. Bu uyanıklık zamanında hastalıklar yaşadım. Halk dili ile bilinen sara nöbeti. 17 yaşında iki kere geçirdikten sonra bir daha hiç belirtisini bile yaşamadığım sara nöbeti tekrar kendini göstermişti. Üstelik saçlarım dökülüyor, aşırı derecede kilo kaybediyordum. MR raporunu inceleyen doktor, beynimde bir şeyler gördüğünü söyledi. Bir doktor tavsiyesi aldık, kalktık, gittik. Olanları doktora anlatırken doktorun yüzü değişti “Dur bakayım korkutma beni.” dedi. Ama raporu inceleyince korkulacak bir şey olmadığını söyledi, ilacımı değiştirdi, bazı şeyler söyledi. Sözünden dışarı çıkmadım. Çok şükür bir daha yaşamadım. Bunu Allah’ın bir hediyesi olarak görüyorum, günahlarıma kefaret olmuştur inşâAllah. Bu hastalıktan kendimi toparlamam biraz zaman aldı, bu esnada başka şeyler ile sınandım. Ve Rabbim’in beni sınadığı her şey beni ona daha çok yaklaştırdı. Tevbe haşa benim ona başım eğildikçe onu sanki gülerken görüyordum. Allah’ım bana sarıl diye dua ederdim, o zamanlar beni daha da çok tutardı secdede. Elhamdülillah. Çok sıkıldığım zamanlarda ne yapacağımı bilemezsem, Rabbim bana rüyamda doğru nedir onu göster derim. Elhamdülillah.

Komşularımın hepsi kapalı, hepsi namazlı abdestli, dili Kur’anlıydı evet ama içlerinde bir tanesi vardı takvası ile yaşayan. Önceleri yadırgadığım sonralarda imrendikçe imrendiğim bir yaşantı. Yaş itibarı ile benden büyük bir ablamızdı ama canı gönülden onun ile samimi olmayı, onun bilgisinden faydalanmayı istiyordum. Daha çok öğrenmek, daha çok uygulamak istiyordum. Bir gün bir rüya gördüm ve eşime dedim “Artık ben kapanacağım, lütfen karşı çıkma.” çünkü artık yolda yürüyemiyorum utancımdan. “ İyi düşündün mü, dönüş yoktur buradan, yok ya kapan, sen düşünmüşsündü.r” dedi. Nasıl bir ferahlama anlatamam. Aldım bir eşarp geldim. Ertesi gün normal kıyafetimin üstüne eşarbı bağladım, bir de hırka giydim çıktım. Dedim “Allah’ım beni affet, böyle olmaz biliyorum ama sen de beni biliyorsun.” Kıyafetlerimi değiştirecek maddi gücüm yok o sıra, bir süre öyle gittim geldim işe. Ama öyle böyle utanmıyorum. Çünkü çok çirkin, her şeye aykırı, açık gez, daha az dikkat çekersin hesabında. Her namazdan sonra “Rabbim kolaylaştır, Rabbim kolaylaştır.” derken derken bir iki, bir iki, şimdi çok daha uygun bir giyim tarzım var Elhamdülillah. Ve artık o komşum ile oldukça samimiyiz, Risale-i Nur ile beni kendisi tanıştırdı, birçok şeyi ondan öğrendim. Başı örtülü olmakla başörtülü olmanın farkını ondan öğrendim. Allah kendisinden bir değil bin kere razı olsun. Şimdilerde çok şükür bir hocadan Kur’an okumayı öğrendim. Artık Arapça’sından okuyabilecek olmak büyük bir mutluluk benim için.

Bu süreç benim için oldukça zordu. Çevremde çok az insan imanına uygun yaşamayı tercih etmişti. Eşimin dinle hiç alakası yoktu. Ama ben başardım. Namaz kılalım mı dediğimde benimle kavga eden bir eşim varken şimdi Elhamdülillah, “Baba sen namazı hızlı kılıyorsun, öyle yanlış yapıyorsun.” diyen bir çocuğum var. Ben çok sıkıntı çektim, çok imtihanlardan geçtim, büyük imtihanlardan geçtim. Hepsi Rabbim’in birer hediyesiydi. Hepsinde bana kendisinin başka bir yönünü gösterdi, hepsinde beni başka türlü uyandırdı, hepsinde imanıma iman kattı Elhamdülillah. Hepsinde ayrı ayrı tek güç sahibinin kim olduğunu, kime ait olduğumu, kimden emir alacağımı, kiminle konuşmam gerektiğini, kimi ilk sıraya koymam gerektiğini öğretti. Düşünsenize Ramazan ayı geliyor gecenin bir yarısına kadar istediğini yiyip içiyorsun sonra bir “Allahu Ekber!” diyor müezzin, neyin varsa bırakıyorsun. Bu bütün gücün kimde olduğunu hatırlatacak sadece bir örnek. Milyonlarca var. Önemli olan istemek. Ha şöyle kardeşlerim de var, “İçimden gelmesi önemli.” diyen. İçinin istemesi için dışının yönelmesi gerekiyor güzel kardeşim. Ezanın okunduğunu dışarıdaki kulağınla duyuyorsun, bir kere kulak verip de kalkıp namaz kılarsan için huzur bulacaktır. İçin bir kere huzur buldu mu onu hep arayacaktır. İnşâAllah kalplerimiz yalnız Allah’ı anmak ile huzur bulur. İsteyin vereceği hiçbir şey Allah’a büyük gelmez; hele ki imansa, ibadetse.

Şimdi takvası ile yaşamaya çalışıyorum İslam’ı ve hâlâ çok cahilim bu konuda, çok tecrübesizim, hâlâ her gün “Allah’ım imanımı arttır.” diye dua ediyorum. Çünkü ihtiyacımız olan tek şey Allah’a tam teslimiyet. Yok öyle ağzınla teslimim demek. Kandıramazsın, kalbinin en küçük hücrelerini bile bizzat kendisi yaptı. İnandırmak için inanmak gerek, inanmak için bu yönde eğilmek gerek. Çünkü eğilerek yükselmenin adıdır namaz. Unutmamak gerekir ki Allah’ın bizim yaptığım hiçbir ibadete ihtiyacı yok, yapacağımız hiçbir zikir, kılacağımız hiçbir namaz, tutacağımız hiçbir oruç Allah’ı daha fazla yüceltmez. Çünkü zaten en yüce olan Allah, ondan daha üstün hiçbir şey olmadığı gibi yanına bile yaklaşabilecek kimse yok. O bunları bizim kurtuluşumuz, bizim yükselmemiz için istiyor. Çünkü Rabbim bizi çok seviyor. Sevgisini bize her gün gösteriyor. Ne bir gün çıplak gezdik, ne bir gün aç yattık. Her gün rızkımızı veriyor. Çok mu kalkıp bu nimetleri verene eğilmek? Yapacağımız hiçbir ibadet ile Allah daha fazla büyümeyecek ama o bizim büyümemiz için her gün önümüze bir dünya fırsat çıkarıyor. Sakın gaflete düşüp de “Benim önüme çıkardığı bir şey yok.” deme. Hiçbir şey olmuyorsa her gün beş vakit ezan okunuyor, o ezanı içinden okumuyor ya hoca. Doğru dua etmek de çok önemli, içimden gelmiyor deyip durursak içimizden gelmez. İstemek gerek.

Benim ettiğim duam, amin diyelim inşâAllah.

Allah’ım beni sana yaklaştır, imanımı arttır, gönlüme en fazla seni sevmesi içim ilham et, Peygamberim’i (sav) çok sevmem için gönlümü daha da genişlet, onun yolundan ayırma, secdenden beni ayıracak ne kadar günahım varsa affet, beni senden uzaklaştıracak her ne varsa onları def eyle. Gönlümü genişlet, kalp gözümü aç ve hissiyatımı güçlendir. Elimi tut ve iki cihanda da bırakma. Beni sensiz bırakma, sen beni bırakırsan helâk olurum ama sen beni bırakmazsan her şey tam içimde. Benim yalnız ve yalnız sana ihtiyacım var ve senden başka kimsem yok. Elimi açtım, sana dayandım, sen beni yolundan ayırma, beni ve soyumu sana hizmet edenlerden eyle. Rızan dışında bir şey yapmaktan beni men eyle ve bana rızan dışında bir iş yaptıracak olan kim varsa onları yanımdan uzaklaştır, ne yanıma yaklaşabilsinler ne evime girebilsinler. Sen muhafazanı üzerimizden eksik etme. Sen yardımcımız olasın. Bu duamı anam, babam, kardeşlerim ve cemi cümle için de kabul edesin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed. Amin.




 

Paylaş

5 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. GÜMÜŞ 8 Mart, 2018 at 11:37 Reply

    ALLAH RAZI OLSUN KARDESIM,SAMIMIYETLE COK GUZEL IFADFE EDMISSIN RABBIMIN HIDAYETINE HAMDU SENALAR OLSUN BENDE AGLADIM SANKI OANI YASAMIS GBI HISSETTIM RABBIM IKI CIHANDA AZIZI KILSIN YOLUNDAN AYIRMASIN AMIN

  2. sarıKız 25 Şubat, 2018 at 10:09 Reply

    Gönül aynamı gözyaşlarımla aydınlatmama sebep olan bu yazı daha kim bilir kimlerin gönlüne girmek için bekliyor 🙂 Allah Razı Olsun…

  3. Maşallah 14 Temmuz, 2017 at 17:50 Reply

    bir solukta okuduğum gözlerimi dolduran yazı. İnşallah daha nicelerine nasip olur bu hakikatlerle tanışmak

Yorum Yap