BU DERT SENDE DE VAR MI?

0

Selamün Aleyküm canlar..
Çok süslü bir giriş yapamayacağım ne yazık ki..
Bunları size dünyadan köşe bucak kaçan sol yanımdan aktarıyorum.
Yazmak için ne mekan vardır ne de zaman.
Öyle olmayacak zamanlarda öyle şeyler olur ki şaşar kalırsınız.
Yine o gecelerden bir gece bu gece.
Dertler derya olsa da
Sahibini hatırlatıyorsa bizlere,
Derman olası gelir kanadı kırık buruk yüreklere…
Yola çıkarken de söylemiştik ya zaten:
“Bir derdimiz var bin dermana değişmeyiz.” diye…
İşte o dert bazen uykularımızı ödünç alır bazen de gülüşlerimizi…
Nasıl anlatılır ki…
“Anlatılmaz yaşanır.” derler ya hah işte öyle…
Geceler uzadıkça uzar,
Güneş doğmaz olur…
Yalnız başına otururken soğuk bir odada
Önünde sana ab-ı hayat olan kitapların, sayfalarına hakikatleri işlemek için baş ucundadır. Kalemlerin ve içindeki iğne sessizliğin…
Sessiz çığlıkların vardır ya hani hep içine hapsettiğin…
Bağırıp çağırıp haykırmak istediğin…
Ama hiçbir zaman yapamadığın ve belki de hiçbir zaman yapamayacağın…
Kırmaktan çok kırılmayı tercih edenlerdensin çünkü sen…
Pes etmek göbek adın olmuştur artık senin…
Arkandan konuşulanları duyarken bile katlanırsın o ötesiz insanlara…
“Samimiyetsiz insanlar” diye tabir ettiğimiz gönül yorgunluklarımız bir kefede,
“Bu davada ben neredeyim, ne işe yarıyorum yoksa hizmet dairesine hâlâ kabul edilmedim mi?” gibi sorular bir diğer kefede.
Terazi dengesini öyle bir şaşırmış ki sağ yanı sol yanından geçmiş,
sol yanı hiç oralı değil..
Birbirlerini umursamaz olmuşlar “insanlar gibi”…
Peki umarsızca takınılan umursamaz tavırlar mı olmalıydı müminin karakteri?
Yoksa her an düşünmeli miydi kırdığı ve kıracağı insanları?
Sahi ne diyordu Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de:
“Müminler ancak kardeştirler..”
-(ilaahir)-
Kardeşsek gözlerimizi kapatıp kulaklarımızı tıkayamazdık ki…
Bu kadar kolay olmamalıydı…
Ayete ters düşmek değil miydi yapılan?
Gönüller bir olunca yeterdi hani samanlık bile?
Şimdiyse o samanlığın yerini 4 yanı duvarlarla çevrili soğuk beton yığınları almış bulunmakta!
Ne yazık ki ümmet olarak bu hâletteyiz.
Toparlanmamız gerekirken, bir olmamız gerekirken hâlâ “O niye şöyle, bu neden böyle?” diyerek ayette geçen “kardeş” kelimesine mazhar olamıyoruz.
Peki tamam o zaman şöyle bir karar alalım mı?
Bir defter hazırlayalım.
Bu deftere her sinirlendiğimizde, her kırıldığımızı hissettiğimizde, insanlarda kusur aradığımızda veya bulduğumuzda, gıybet ettiğimizde bir ayet ve hadis yazalım.
Biliyorum gün içinde en az 5 kez elin gidecek o deftere.
Ama zahiren kötü gibi gördüğümüz şeyler belki de hakikat cihetiyle bizim daha çok ilim öğrenmemize sebep olacak ne dersiniz?
Hem ne diyor Rabb-i Rahimimiz ayeti kerimede:
“….Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”
Belki de Rabbin senin çevrene öyle insanlar yerleştirmiştir ki imtihan olarak sen günde 20 ayet öğrenmiş olacaksın.
Düşünsene bir günde 20 ayet öğrensen bir ayda 600 ayet eder nereden baksan cennetin ortasındayız.
(Bunlar hep şaha lütfen tenkitçileri pistten alalım. )
Hişşşt sen!
Evet evet sana sesleniyorum keçeli! Şu anda acaba hangi defteri alıp hunharca yazsam diye düşünen senden bahsediyoruz burada.
Benimle kal lütfen.
Biliyorum imtihanlar üst üste geliyor bazen dünyaya sığamıyoruz ama bunun çaresi yine Kur’an eczanesinde derttaş!
Bediüzzaman hazretleri bu asra bakan bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur adlı eserlerinde yaralarımıza tiryaklar hükmünde bir şeyler kaleme almış bak hele:
“Ey insan! Fâtır-ı Hakîmin senin mahiyetine koyduğu en garip bir hâlet şudur ki:
Bazen dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi “of, of” deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun..”
Dünyadan daha büyük bir yer istediğimiz hâlde ne diye hâlâ dünya için yapıyoruz bütün planlarımızı?
Neden ahiret hayatımız hep ikinci planda kalmalıydı?
Oysa “Dünyaysa tüm şaşaası ile ahirete nispeten bir zindan hükmünde”ydi..
Duymak sadece kulakla olmaz!
Göz görür, kulak işitir ve tüm bunlar gönülde harmanlanıp ruh potasında eritilirse idrak edebilir insan hayatının mihenk taşlarının nerede gizlendiğini…
Unutmayalım bu dünyadan sadece geçiyoruz.
Aziz Mahmud Hüdai (k.s.) çok veciz özetlemiştir dünya hayatını:
“Yalancı dünyaya aldanma yahu
Bu dernek dağılır, divân eğlenmez.
İki kapılı bir virânedir bu,
Bunda konan göçer, mihmân eğlenmez.”
Yani dost,
“Fani ve muvakkat bir dünya hayatı söz konusuysa kırmamaya bak insanları!
İncinme, incitme,
İncinsen de incitme!
Biliyorum çok zor ama hele bir dene bakalım.
Susmayı dene bazen,
Bazense gördüğün hâlde görmezden gelmeyi hataları.
Kusur görmeyi değil kusur örtmeyi dene!
Bak bakalım güzel baktıkça hayatından aldığın lezzet artacak mı azalacak mı?”
Ne diyor Üstad:
“Güzel bakan, güzel görür. Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”
En azından deneyelim derttaş!
Ve son olarak Şems’in kameri diyebileceğimiz, herkesin hayatında adını en az bir kere duyduğu o zattan, Mevlana’dan bir vecizeyle bitirelim yazımızı inşâAllah…
“Misafirsin bu hanede ey gönül, umduğunla değil bulduğunla gül, hane sahibi ne derse o olur, ne kimseye sitem eyle, ne üzül.”
Selametle derttaşlar…
En güzele emanetsiniz…

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?