ÇOCUKLARDAN SAKLAMAYIN

0

Çocuklarımıza bir şeyler oluyor… Çocuk Psikiyatrisi Poliklinikleri dolup taşıyor. Sıra almakta bile zorlanıyoruz. Aileler ne yapacağını şaşırıyor.. Ne oldu bu çocuklara? Eksik olan ne? Nerede yanlış yapıyoruz? Gelin biraz düşünelim…

Anneler ve babalar iş telaşında, eve geldiklerinde ise uğraşmaları gereken o kadar çok iş var ki çocuklara vakit kalmıyor. Başımız o kadar kalabalık ki.. Hep yoğunuz, hep yetişmesi gereken işler var. Diğer yandan çocukların anne babalarına ihtiyaçları var. Onların eğitimine, yol göstermesine, sevgisine ve bakımına ihtiyaçları var. 

Aşırı serbest bırakılan, neyi niçin yaptığını bilmeyen ona sadece yapması emredilmiş çocuklarımız sorumluluklarından kaçıyorlar çünkü onlar için yaptıklarının bir anlamı yok. O zaman da azarlanıp cezalandırılıyorlar. Çocuğumuz bilmiyor, onunla konuşmak ona verdiğimiz vazifeyi sevdirmek varken, bağırıp çağırıyoruz. Bu davranışımız onu daha da soğutuyor. Anlaşılmadığını düşünen, yalnızlık hissetmeye başlayan evladımız kendine arkadaş aramaya başlıyor. Tanımaya çalıştığı çocukların da çoğu ne yaptığını bilemeyen hatalar yapan çocuklar. Onları örnek almaya başlıyor. Başında yol gösteren ona her şeyi anlayabileceği şekilde açıklayan bir öğretmeni veya ebeveyni yoksa çocuğumuz ne için yaşadığını, ne için çalıştığını bilemiyor. Vazifelerini yapmak istemiyor. 

Ergenlik dönemine yaklaştıkça kendini tanımak istiyor, ben kimim? Hayat felsefem nedir? Neden yaşıyorum? gibi düşünceler başlıyor kafasında, burada yine birilerini örnek almaya ve onlar gibi olmaya çalışıyor. Arkadaşlarına özeniyor, ünlülere özeniyor. Başka insanların nasıl yaşadığını, neler yaptığını merak ediyor. Sahip olduğu tehlikeli arkadaşları onu yanlış ortamlara çekebiliyor veya dışlanma korkusu ile onlar nereye çekerse oraya gidiyor. Bu dönemde aşırı özgüven ve heyecan arayışı içinde olabiliyor ya da kendini hep yalnız hisseden genç depresyona girebiliyor, kendine zarar vermek istiyor, başına gelen şeyler ona bizim zannetiğimizden daha ağır gelebiliyor. 

Kötü arkadaş ortamı, bar, disko, kumarhane gibi ortamlar, hayatından veya kendinden utanma duygusu, yaşantısını beğenmeme, kendini başkalarıyla kıyaslama, değersizlik ve suçluluk duyguları, obsesyonlar, birilerinin dikkatini çekmeye çalışma, hayatın boş ve anlamsız gelmesi, “Hızlı yaşa genç öl!” felsefesi, kafasındaki cevapsız sorular ve bunların verdiği ruhsal sıkıntı… Yüzlerce sebep sayılabilir belki. Bütün bunlar çocuklarımızı uyarıcı ve uyuşturucu madde kullanımına itebiliyor.

Çocuklarımız ölüyor, öldürülüyor. Madde kullanımı 9 yaşlara kadar düştü. Bağımlı oluyorlar bu zehirlere. Beyinlerini çürüten, muhakeme yeteneklerini ellerinden alıp onları her türlü zararlı davranışa ve pis hastalıklara sürükleyen bu iğrenç maddelere bağımlı oluyorlar. Akılları gidince kendilerine ve başkalarına zarar veriyorlar. Hayvanlardan da aşağı duruma düşüyorlar. Maddeleri temin edebilmek için hırsızlığa, kumara, fuhuşa sürükleniyorlar. Kötü insanların istismarına, tecavüzüne uğruyorlar. Vücutları günden güne çürüyor. Tüberküloz, AIDS, pnömoni, kanser gibi hastalıklara yakalanıyorlar. Acı çekiyorlar. Beyinlerinde kalıcı hasarlar ve psikotik hastalıklar gelişiyor. Ömür boyu ilaçlara muhtaç oluyorlar.

Çocuklarımızı koruyamadık, koruyamıyoruz. Neden peki?

Maddeyi alsa zehirlenerek ölüyor, almasa yoksunluk sendromu yüzünden dehşet verici acılar çekiyor. İçimiz onu öyle görmeye dayanmıyor. Nasıl bu hâle geldi yavrumuz? Daha dün kundaklara sarmıştık, kucağımızda sütünü içiyordu. Büyüyecek, saygılı, güzel ahlaklı bir genç olacaktı. Anne babasına hürmet edecekti. Sabırlı, hoşgörülü, çalışkan, güçlü bir insan olacaktı. Sevimli, minicik,, tatlı tatlı bakan bebeğimizdi o bizim. Ne ara bu hâle geldi? Neden oldu bunlar?

Evet gerçekten ortam kötü. Toplumda kötü ahlaklı insanlar, madde ticareti yapanlar gençlerin kolay avlanabilir olduğunu çok iyi biliyor. Temel hedefleri gençler ve çocuklar… 

Diskolar, barlar, kafeler gibi gençlerin ilgisini çeken mekanlarda, önceden madde bağımlısı yaptıkları gençleri de kullanarak daha madde ile hiç tanışmamış gençleri kandırmanın yollarını arıyorlar. Onlar gibi olmak isteyen veya kendine aşırı güvenip de “Bir kere denerim bir şey olmaz.” diyen gençler çok kolay avlanıyorlar. Hele ailede, akrabalarda kullanan da varsa bu genç onları örnek alıp onlara hak vererek veya onları daha iyi anlayabilmek için kendini mutlaka denemek zorunda hissediyor. Ancak iyi eğitimli, doğruyu yanlışı iyi öğrenmiş bir genç bu tehlikelere karşı güçlü bir irade sergileyebilir. 

Üzerimize düşen sorumluluğun farkında olalım. Lütfen çocuklarımızı dinleyelim, onları anlamaya çalışalım, onlara bir erişkin gibi davranmaktan vazgeçelim, onları küçük yaştan itibaren eğitelim, yalnız bırakmayalım. Onlara yol gösterelim. Hele de ergenlik döneminde… Bize en çok ihtiyaçlarının olduğu dönem. Kızmadan, yargılamadan sakince dinleyelim. Sonra ona bildiklerimizi aktaralım, aklındaki sorulara cevap bulabileceği yolları gösterelim. Hayatının anlamını anlatalım. Niye yaşadığını, varoluş gayesini… Yoksa kafasında kocaman soru işaretleri ile dolanan çocuklarımız sorularına cevap bulamayınca kendilerini oyunlarla, içkilerle, televizyon dizileriyle, filmlerle, maddelerle uyuşturmayı seçiyor.

Çocuğumuzu en güzel şekilde eğitip yetiştirmek istiyorsak ona en takvalı ve en değerli insanları örnek gösterelim. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise; topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten sakınanınızdır. Arab’ın Arap olmayana, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” buyurmuştur. Allah da bize Hucurat suresi 13. ayette şöyle buyurur: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” 

Ahlak bakımından en üst mertebede olan insan ise hiç şüphesiz Allah’ın en sevgili kulu olan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)dir. Çocuklarımıza onu örnek göstermeden, O’nu (sallallahu aleyhi vesellem) ve sahabe efendilerimizi (randıyallahu anh) anlatmadan, Yaratıcımızın (celle celeluhu) katında en üst mertebelere ulaşan, cennetle müjdelenen insanları öğretmeden nasıl terbiye edebiliriz? 

Çocuklarımız bir rol modele ihtiyaç duyuyor. Bizi veya kendi dünyasında bizden daha iyi gördüğü birini örnek alıyor. Onun gibi olmaya çalışıyor. Eğer bilse ve anlasa ki en güzel insan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’dir. Başka modellere ihtiyaç duyar mı? Ünlülere, çevresinde sevip hayranlık duyduğu kişiye bağlanır mı? Arkadaşlarının saçma sapan hareketlerini taklit etmeye çalışır mı?
Çocuklarımızı en güzel eğitme şekli onlara güzel örnek olmaktır. Biz kendimiz sünnet-i seniyyeye ittiba edersek, evimizde hep Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) olsa ne yapardı diye düşünür ona göre hareket edersek, hep O’nun (sallallahu aleyhi vesellem) güzel ahlakını ve sözlerini konuşursak o zaman çocuklarımız da bizi ve O’nu (sallallahu aleyhi vesellem) örnek almaya başlayacaktır.

Anne babalar bilinçsiz, öğretmenler bilinçsiz, çocuklar islami eğitimden uzak yetiştiriliyor. Önce ders çalışsın, büyüyünce öğrenir diye çok sakat bir düşünce hâkim kafalarda. Öyle bir dünya yok. Çocuklarımıza neden yaşadıklarını neden yaratıldıklarını her yaşta öğretmeliyiz. Onları dünyanın aldatıcı tuzaklarından korumak, şeytanların şerrinden korumak için onları daha anne karnında iken bile İslam ahlakı üzerine yetiştirmeye çalışmalıyız. 

O çocuk bizim mülkümüz değil. Sadece Allah’ın kulu ve bize emanet. Biz de ona gerçekleri söylemekle mükellefiz. 

Neden saklayalım? Neden önce fen bilimleri, tarih vs. öğrensin ki? Çocuk daha dünyaya niye geldiğini bilmiyor, niye Allah’ı tanımadan, Allah’ın yarattığı kâinatın içindeki Allah’ın belirlediği fizik kanunlarıyla, onun koyduğu nizam ve intizamla uğraşmaya başlasın? Daha eserin sahibini tanımıyor. Kendi vazifelerini bilmiyor.

Yapmayalım artık çocuklarımıza bu işkenceyi. Onlara gerçekleri söyleyelim. Kur’an’ı okuyup anlamaları ve Allah’ı tanımaları için onlara yol gösterelim. Yoksa okumuş, kariyer yapmış ancak kendinden başkasını düşünmeyen, insanları aldatan, zekasını hile yapmak için kullanan, yaşlı anne babasını huzur evine atan, paraya, makama, şehvete köle olmuş, gözü dönmüş canavarlar yetiştiriyoruz. Yavrularımız gözümüzün önünde acılar çekiyor ve başkalarına da çektiriyor.

Ne kadar iyilik yapmayı öğretsek de o çocuk Allah’ı tanımadığı için, yalnız kaldığında ya da kimsenin fark etmeyeceğini düşündüğünde günahlara giriyor. Günahlar onu bunalımlara sokuyor. İstediklerini elde edemeyince depresyona giriyor. Sıkıntıdan artık yaşamak bile istemiyor. Belki intihar ediyor.

Kanunla cezayla suçları önleyemeyiz. Kalbine bir yasaklayıcı bekçi koymazsak onu haramlardan, günahlardan koruyamayız. Faiz yer, harama bakar, zina eder, uyuşturucu kullanır, hırsızlık yapar… Engel olamayız. Her günah kalbini biraz daha karartır ve gittikçe daha zalim bir insan olur. İnsanlar doğuştan cani olmuyor. 

Önce kendimizi, sonra çocuklarımızı İslam ahlakı üzerine eğitelim. Onları ruhsal hastalıklardan ve haramlardan bu şekilde koruyalım. Azıcık vicdanımız varsa bunu yapalım. Başka yol yok, çünkü tek yol İslam’dır.

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?