Çok Merhametsizsiniz!

Konu başlığı itibariyle “Kim? Ben mi?” sorusunu aklınıza getirmiştir. Hepimizin yakından takip ettiği yada kulak misafiri haberler duyduğumuz oluyordur. Bunlar neler mi ?

Siyasi olayların cereyan ettiği, çıkar ilişkisi sonucu yapılan kirli oyunlar. Bizi ne ilgilendirir siyaset diyoruz elbette ama bir o kadar da ilgilendiren konularda oluyor. Müslümanlara yapılan zulümler, Suriye’de, Filistin’de özellikle gündemimizi meşgul etmekte olan devletlerin savaş meşgalesi. Filistin Gazze’de, Suriye Madaya’da hakeza ülkemize sığınmak için kıyıya vuran masumlar ve Türkmenlerin zor durumları.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bunlara sessiz kalması. Masum, çaresiz halk, yaşılar, hastalar ve çocuklar… Evet çocuklar!  Çocuklarına ağaç yaprağı kaynatıp yediren anneler ve açlıktan ölenler. Senin benim rahatlığımı yaşayamayan küçücük eller. Ne günahları var ne suçları var o masumların dediğimizde oluyor. Hepimizin düşüncelerimizi zihnimize kazıyıp birde Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu ile alakalı eserlerinde ne demiş birde ona bakalım isterseniz:

“Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye (semavi müsibetler. ) mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor. O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir.

Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret(karanlık)derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a. s. m. ) bir lâkaytlık(ilgisizlik) perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a. s. ) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek.

Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a. s. ) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebit büyük zâlimlerin cebir(zorlama)ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden(zevk ve eğlencelere düşmek) ve küfranından ve felsefenin dalâletinden(hak yoldan sapkınlık) ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm(acı veren) elem(üzücü) ve şefkatten tesellî buldum. ”

Evet bu muazzam hakikati dikkate aldığımızda ve vicdanımıza sorduğumuzda kesinlikle bizlerde bir teselli kapısı bulmuş olacağız. Ama şunu unutmamak lazım ki büyük suçlar büyük mahkemelere sevk edilir. “Kork o mahkemeden ki, hakim’in kendisi şahittir!” sözünü hatırlamak lazım.

Yukarıdaki kıssanın eksik kısımlarını ve tamamını Risale-i Nur eserlerinden Kastamonu Lahikasında okuyabilir ve istifade etmenizi temenni ederim. Selametle kalın inşallah.

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?