Covid-19 Salgını

0

Bir hastalık, her tarafa yayılmış, binlerce insanın ölümüne vesile olmuş salgın bir hastalık… Birkaç haftadır gündemimizde Yeni Tip Koronavirüs salgını var. Evlerimizdeyiz, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyoruz. Hayatımızda bazı kısıtlamalar yapmamız gerekiyor. İstediğimiz gibi gezip dolaşmamız tehlikeli bir durum. Çünkü virüsün bulaşıcılığı çok yüksek ve hasta olan insanlar ağır bir zatürre geçiriyor. Akciğerler iltihaplanıyor, nefes almak zorlaşıyor. Bağışıklık sistemi güçlü olan insanlar hastalığı atlatabilirken, yaşlı ve kronik hastalığı olanlar için daha ölümcül olabiliyor. O hâlde kendimizi düşünmesek bile bu insanları düşünmek zorundayız.

Salgın hastalıklar hakkında Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız.” (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)

Bu hadis-i şerif ile Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bize yıllar öncesinden karantinanın önemini söylüyor. Hastalığın yayılmaması için bu elzemdir. Hepimizin karantina kurallarına uyması gerekiyor. 

Bir yandan korkuyoruz. Sebebi ne olursa olsun bu Allah tarafından gönderilmiş bir musibettir. Her musibet başımıza gelen her olay karşımıza çıkan her şey Allah teâla tarafından yaratılır. Dolayısıyla hepsi Rabbimizden gelen anlamlı bir mesajdır. Allah hikmetsiz iş yapmaz. Biz bu uyarıları dikkate alıp, her şeyin arkasındaki hikmeti görmeye çalışmalıyız. 

Evet bu hastalık nedeniyle çeşitli zorluklar yaşıyoruz. Hayatın normal akışı bozuldu. Bir korku havası var ortalıkta. Medreseler, camiler bize kapılarını kapattı, Kabe’ye yaklaşamaz olduk, umreler iptal edildi, Cuma namazı kılamıyoruz. Bu önlemler gerekli, hastalığı kontrol altına almak için mutlaka bu kurallara uymalıyız. Yine de bu durum bizi manevi olarak çok üzüyor. 

Ne yaptık ki Allah bizi uzaklaştırdı? Neden oldu bütün bunlar? Biz dünyada yapılan zulme sessiz kaldık kardeşim. Biz görmezden geldik, zulmün karşısında sustuk, dilsiz şeytan olduk. Biz vakit namazlarımızı kılmadık, medreselerimize gereken önemi vermedik, Allah için hakkıyla çalışmadık. Kardeşlerimize el uzatmadık. Çok zalim olduk. Şu anda hâlâ açlıktan ölenlerin sayısı Koronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısından daha fazla. Çünkü Müslümanlar olarak zekatımızı vermedik, ben tok olayım herkes açlıktan ölse bana ne? dedik. Ev, araba için faizli krediler çektik. Haramlara bulaştık. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik. Kardeşlerimizi hıçkırıklarına kulaklarımızı kapattık. 

Bu yaptıklarımız karşısında dünyada denge ve düzen bozuldu. Zengin çok zengin, fakir çok fakir oldu. Dünyaya hırsla saldırdık sanki burada bâkî kalacak gibi. Zulmettik kardeşim, çok zulmettik. Şimdi Allah bizi yaklaştırmıyor Kabe’sine, kardeşlerimizi görmezden geldiğimiz için artık bir arada namaz kılamıyoruz, sarılamıyoruz birbirimize.. Hak ettik biz bunları, gerçekten hak ettik. 

Peki kardeşim şimdi ne olacak? Susmaya, haram yemeye devam mı edeceğiz? Hâlâ Rabbimizi tanımak için ilim talep etmeyecek miyiz? Yaratıcımız bizden ne istiyor öğrenmeyecek miyiz? Hırsla dünyaya saldırmaya devam mı edeceğiz? Biz böyle gaflet içinde devam edersek kendi sonumuzu hazırlamış oluruz kardeşim. Kıyamet alametleri bir bir çıkıyor. Artık itaatsizliğe devam edersek kıyametin başımıza kopması ve sonsuz azaba müstehak olmamız kaçınılmaz. 

Artık tevbe edelim kardeşim. Bütün günahlardan, haramlardan vazgeçelim. Gördük işte Allah çok büyük, minicik bir mikropla bütün insanları korkutuyor ve ölüm her birimize çok yakın, kıyamet de giderek yaklaşıyor. Şimdi bizim için tam bir teslimiyetle Allah’a dönme vakti. 

Evlerimizi ilim meclislerine çevirebiliriz. Bol bol okuyup öğrenebiliriz dinimizi. Haramlardan uzak kalmak şimdi daha kolay. Bu salgın günlerini fırsata çevirelim. İnzivaya çekilmişiz gibi düşünelim. Sımsıkı sarılalım Kur’anımıza, namazlarımıza aşkla gidelim, Rabbimize dua edip yalvaralım bizi affetsin. Bize kapanan kapılar açılsın. Kardeşlerimizle kucaklaşabilelim. Allah’a itaat etmenin önüne hiçbir şeyi koymayalım artık. 

Bak Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ne diyor: 

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95)

Elhamdülillah kardeşim. Bu ne güzel bir müjdedir. Biz de Allah’a tevekkül edip, farzları yerine getirme ve günahlardan kaçınma konusunda sabredersek şehit sevabı alabiliriz. Ümitsizlik, tembellik bize yakışmaz. Biz her musibette sabır ve itaat üzere olmalıyız. Böyle musibetler bir fitnedir, bazı insanlar korkudan itaati bırakırken bazıları da daha çok Allah’a koşar. İşte Rabbimizin imtihanlarından bir imtihan. 

Bu salgına karşı Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi dua edelim:

“Allâhümme innî eûzü bike mine’l-barasi ve’l-cünûni ve’l-cüzâmi ve seyyii’l-eskâm: Allahım! Alaca hastalığından, akıl rahatsızlığından, cüzzâm illetinden ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitir 32. Ayrıca bk. Nesâî, İstiâze 36)

Selametle…

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?