DEVRİLMEYEN DEVRİMİN DEVİNİMİ

Fazlasıyla karışık rüyâların iklimindeydim bu sabah…
ama o ütopik dünyanın çok ötesinde unutamadığım bir ân parçası kaldı yüreciğimde…
İki dost bir şeylerden kaçıyor, birilerinden.. belki de kendilerinden…
saklanarak, hızla kaçıyorlar…
bir eve sığınıyorlar, sonra orada da buluyorlar onları ve kaçarken yakalandıklarını anımsıyorum..
sanki o dostlardan birisi benmişim gibi belki ikisi de…
belki rüyadaki herkes benden bir şeyler taşıyor.. belki de hiçbiri ben değildim..
ikisinin de ellerine bir şeyler yapacaklardı..
anlamadığım bir şekilde..
bir de sesi duymamak için sesi kısmaya ve ona bakmamaya çalışan bir ben.. Ben o muydum diğeri mi hâlâ bilmiyorum..
Ama birisinin ellerine bir şeylerle acı verilirken o acıyı hissettiğimi ve ağladığımı biliyorum.. acı vermekle görevli olan kişi dahi karşı tarafın acısına gözyaşı döküp sesin kısılmasını istediğime şaşırmıştı…
Karşı tarafın acısını onunla beraberce yaşamak..
Belki ikisi de bendim.. belki de hiçbiri..
Sonrası çok karışık.. net değil.. ama yol oldu hissiyâtıma bu karışıklıklar…
Bir kitaptan okuduklarım düştü aklıma..
Aslında kalbime…
Diyordu ki yazarımız:
“Çocuk koğuşunda kalmış olanlar görmüştür. Özelikle yeni doğan koğuşlarında, -ben de Hacettepe Tıp Fakültesi’nde bir aylık intörnlüğümü yeni doğan koğuşunda yapmıştım- bir çocuk ağlamaya başladığında diğerleri o ağlayışa bir ağlayışla cevap verirler.
İnsan bir başkasının ıstırabını hissetmeye ayarlı bir varlıktır. Geçtiğimiz yıllarda, ilginç bir buluş yapıldı. ‘Ayna nöron’ denilen bir kavram, özellikle sinir bilim literatürüne girdi. Çok enterasan bir şey bu. Kişi karşısındaki insanın çektiği ıstırabı yüzünden hissettiği ân’da ıstırabı çekenin beyninde harekete geçen hücrelerin aynısı, kişinin beyninde de harekete geçiyor. Ayna nöronlar, yani insan beyni, karşısındakinin ıstırabını hemen hissediyor ve aynı ânda ona bir cevap veriyor.
Istırabı çekenin beyninde ateşlenen, harekete geçen sinir hücrelerinin aynısı karşısındakinin beyninde de harekete geçiyor. Bu çok büyük bir buluş. Bu buluş bize empati duygusunun, başkasını anlamanın insanın rûhuna zaten kodlu olduğunu, insanın Rahmanî bir varoluş üzerine yaratıldığını söylüyor…”
Kemal Sayarın o ince rûhlar ikliminde yaşayan rûhuna da birer fatiha okursunuz artık.. “ama o daha vefât etmedi ki” demeyiniz lütfen.. Zirâ ne Allah’ın rahmeti sadece vefât edenler için dilenir ne de Fatihalar sadece kabirdekiler içindir..
Neyse..
Rüyamda gördüğüm gibi aslında…
Yüzüne bakmamaya ve sesini duymamaya çalışıyordum ıstırap çekenin..
Ancak yine de acısından pay alıyordum, fazlasıyla..
Belki de sadece bakmak ve duymak ile ilgili değildir empati.. (not: yazı boyunca empati olarak kullanacağım kelimenin kalbimdeki yeri: hemhâl ve hemdem olmaktır.. O kelimeyi her duyduğunuzda bu kelimeleri kalbinizde duyumsamayı unutmayınız…🎈)
Kalp ve rûh bir şekilde hissedebiliyor çünki..
Ama anlatmaya çalıştığım şey: acı çekenleri gördüğümüz zaman yüzümüzü başka yöne çevirmememiz ve kulaklarımızı o acı dolu çığlıklara kapatmamamız gerektiği…
Bakmazsan görmezsin. Görmezsen o ıstırap dolu çehreyi, neyi nasıl hissedeceksin?
Kulaklarını parmak uçlarınla tıkayıp ardına bakmadan yürümeye çalıştığında gerçekten insan olduğunu söyleyebilecek misin?
Bizi yaratan yaratıcımız kalbimize, beynimize, rûhumuza öyle güzellikler gizlemiş ve işlemiş ki.. Bunların farkına varmadan yaşamak, nefes almak, âlemin neresine düşer?
Kalbinde merhameti duy..
Nöronların bile empati kurman için seferber olurken lütfen içerden gelen o sessiz çığlıkları susturmak için derin yaralar açma “vicdan elbisende…”
 “Kalp bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı (duygularının mazharı) vicdan; ma’kes-i efkârı (fikirlerinin aynası) dimağdır (akıl ve şuurdur).”
(İşârâtü’l-İ’câz, s. 130)
Bir cümle ile ciltler dolusu kitap yazmak da zamanın bedîsine yakışırdı elbet…
❄❄❄
Suç ve suçlu psikolojisi son zamanlarda üzerine düşünüp, okumalar yapıp, bir şeyler izlemeye çalıştığım konulardan biri…
Baktığımız zaman empati duygusunun yavaşça ortadan kalkmaya yüz tuttuğunu, karşı tarafın acı çekiyor oluşundan zehirli bir lezzet alınıyor olduğunu görüyoruz..
Bazı katiller kurbanlarının yüzüne bakmaktan lezzet almazken ekserisi onların gözlerinin içine bakmalarını ve bu şekilde yavaşça acı çekerek cân vermelerini isterler..
Çünkü empati duygusundan yoksunluk söz konusudur.
Ayna nöronlar da bir şey yapamazlar böyle bir durumda.. Ruh ve kalp ile ilgili bir sorun olduğunda beyin devreden çıkar çünki..
Kalbi bozulan, vicdanı sönen bir insanın karşı tarafın ıstırabını hissetmek gibi bir durumu olmayacaktır.
Kalbe işlenen güzellikler kırılmış, yerle bir edilmiş, derya deniz olabilecek kadar temiz ve özel iken bataklığa inkılap etmiş olacaktır.
Ve bu paslanmış kalplerin temeline baktığımda hep anlaşılmamayı gördüm..
Onlarla hiç empati kurulmadığını, onların ayna nöronlarının belki de hiç etkileşime geçmediğini ve insanların onları sürekli yargıladığını…
Tek bir açıdan baktığımız zaman sadece yargılarız…
O kişinin kalbinin eğildiği konumlarda diz çöküp kalbinin ellerinden tutmak aklımıza dahi gelmez..
Yani yine empati kurmak, ıstırabını hissetmek, şefkat göstermek ama her şeyin fevkinde sevmek.
“merhamet devrimi” diyor bir güzel..
Böyle bir devrimi devirebilmek mümkün müdür?
Bir seri katilin ortaya çıkmasına zemin hazırlamak da bir suç değil midir?
insanlar öldükten sonra adalet için çabalamak elbette insaniyetin gereğidir.
Ancak kâinatı korumak, tertemizliği evrene hâkim kılmak da insan olmanın getirdiği sorumlulukların içerisinde değil midir?
Çok soru soruyorum bağışlayınız..
Ancak sormak zorunda hissediyorum kendimi..
Bir insana yol göstersek mesela.. hatta yol olsak ona.. dinlesek, anlasak, sevsek..
Bu insanın kalbinin bataklığa saplanabilme ve insanlıktan saklanabilme ihtimali yüzde kaç olurdu?
Biz de sorumluyuz çekilen acılardan..
Çekilen her acıdan..
Acı çektirenlerin çektiği acılar da buna dahildir..
Oradan bakınca sakın zalimi savunuyorum sanmayasınız.
Buradan bakmalısınız bir de..
Yoksa zalimin izzetinin dünyada kalacağına, kabir kapısında zilleti giyeceğine hepimiz iman ediyoruz, diymi?
Anlatmaya çalıştığım şey biraz farklı..
Güzelliği sunmak dururken, çirkinlikle yürümek olmamalı diyorum sadece..
Çirkefe bulanmış bir dünyayı güzellik pınarına batırmadan temizleyemezsiniz..
“Ya pınar kirlenirse?” demeyin..
O öyle bir pınardır ki dünya kadar kir aksa içine zerre yer tutmaz..
Siyah aldığını beyaz verir..
Ne girerse içerisine kötü ve kötülüğe dâir
dışarıya iyilik ve güzellik olarak çıkar.
Empati duygumuzu diri ve duru tutarsak insanlık çok daha güzel günler görecektir..
Dengemizi, dengimiz olmayan şu dünya hayatında bir dikiş gibi tutturursak göğün yüzüne işte o zaman istikamet bizim devrimimiz olacaktır..
Devrilmeyen bir devrim için, kalbimizdeki putları devirebilmek duâsını da kalbimizin sağ cebine iliştirmiş olalım inşâallah…
Hâsılı:
“Sevgili ayna nöronlarımız, beyin hücrelerimiz; lütfen daha çok aktif olunuz..
Zirâ anlaşılmayı bekleyen çoklar var..
Bir bebeğin ağlamasına karşı ağlayan bir başka bebek gibi ağlayın kalplerimiz.
Bir dedenin zayıf düşen bacakları için kol değnekleri olunuz merhametimiz..
Bir kuşun kanadındaki yaraya, bir kedinin kuyruğunu kapıya kıstırışına, bir yaprağın ayaklar altında ezilişine ses veriniz vicdanlarımız..
Savaşın ortasında kalmış yetimlere, annesiz sabahlayan güllere, baba hasretiyle dilsiz kalan dillere, geceleri açlıktan uyuyamayan tertemizlere, ayağına giyecek çorabı olmayan bişr-i hafilere, soğuktan üşüyen elleriyle eldiven hediye eden eldivenci teyzelere, Allah’tan ayrı kalmışlara, kalpleri aşksızlıktan solmuşlara;
yetişin, koşun, nefes olun ey nefeslerimiz..
Ey kalplerimiz.. ey kalplerimizin kalesiz kalmış merhamet dilenen yanı..
Diriliniz.
Diriliniz.
Diriliniz.
Şu çirkefe bulanmakta olan dünyaya,
şu güzelliğe susamış kâinata,
şu tertemizliğin notalarında yıkanmak isteyen, deniyetler yatağından ‘medeniyetlerin cümle kapısına’ ulaşmak dileyen insana merhamet merhamet merhamet…”
💫💫💫
Bir devrim ki deviremez onu zalim ve devrilmez mazlumun elinden…
duâ duâ göklere yükselen..
Semânın kapılarını açan..
“Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!”
güzelliğe çağıran her zerreye selâm(et)…
💎

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Halil kaplan 17 Şubat, 2019 at 11:21 Reply

    Selamünaleyküm Rahmetli annemde hep derdi ne olursa olsun iyilik yap herkese her canlıya iyilikten ayrılma kül bilmezse Allah bilir , empati yapmayı cok severim karşı tarafın penceresinden de bakarım olaylara onun hissettiklerini hissetmeye çalışırım önce ona göre davranmak çok daha iyi sonuç verir bir ülkede çok büyük ağaçları kesemiyorlarmiş o ağaca hergün kötü söz söyleyerek kurutuyorlarmış

  2. Avatar
    Gülümser 17 Şubat, 2019 at 09:22 Reply

    Çok güzel gerçekten çok doğru o kadar körermiş ki gözlerimiz ,kulaklarımız hatta kalplerimiz Rabbim önce bizim öyle olmamızı .
    sonrada;
    merhametli, yardımsever iyilik yapmayı düşünen, kötülüklerden kaçan ve yaklaşmayan evlatlar yetiştirebilmeyi bizlere basip etsin inşallah. Yüreğinize sağlık

  3. Avatar
    Pınar 16 Şubat, 2019 at 16:33 Reply

    Yaa..
    Çokça okunası Ayşe’m.. Bu yüzden böyle yapacağım çünkü her okunduğunda kalbe nakşedebilecek farklı güzellikler var bu yazında.Benim gönlüm gibi biçok gönle de şifa olsun inşaallah. Yazan ellerine sağlık En çok da gönlüne. Rabbim bu gönlü hep tertemiz tutup korusun

Yorum Yap