Doyasıya Sabretmek!

“En büyük felaketler sabırsızlıktan doğar.”

Sabr…

Rabbimiz bu dünyaya bizleri imtihan etmek için, cenneti hak edip etmediğimizi bizlere göstermek için göndermiştir.

“Çünkü dünya sonunda kesinlikle öldüğümüz bir yerdir.”

Efendimiz (as), Allah’ın rahmetine kavuşmadan önce Veda Hutbesi’nde:

“Bu dünya bir cennettir, size cennet bırakıyorum.” demedi.

Dünya, onlarca işkencelere maruz bırakılan Yaradan’ın sevgilisi olan Rasulullah(as)’ın bile sabretmesinin emredildiği bir yerdir…

Sıkıntı; dünyayı cennet zannedenindir, İslam’da sıkıntı yoktur, sabretmek vardır.

İslam’da “ümitsizlik” haramdır, sabır ile ümit etmektir farz olan…

Sabır öyle bir güçtür ki; dağları devirir, öyle bir berekettir ki; ayakların altına cenneti serer, öyle bir psikologdur ki; hastalıkları kökünden tedavi eder.

Sabırla imtihan edilmek her kula nasip olmaz. Çünkü sabretmek, karşılığı hayal dahi edilemeyecek büyüklükte bir ibadettir.

Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin temel ibadetlerindendir sabır…

Pes etmek değildir sabır, ileriyi görmektir; Yaradan’ın önemsediği ve ilgilendiği bir kul olduğunu bilmektir.

Tesettürü korumak sabırdır,

Harama bakmamak sabırdır,

Namaz kılmak sabırdır,

Kur’an-ı Kerim okumak, öğrenmek sabırdır,

Çocuğunun bombaların altında kalan cansız bedeniyle karşılaşan annenin gözyaşları sabırdır,

Tek başına kaldığında bile hakkı söylemekten vazgeçmeden Allah’ın kanununu söylemek sabırdır,

Zalimlerin zulmüne “sadece o müjdelenmiş gün için” göğüs germek sabırdır…

Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim, sabır ayetleriyle donatılmıştır.

Henüz namaz, oruç, tesettür, emredilmeden önce Allah, Peygamberimiz (as)’a ilk sabretmeyi emrederek “kul” olmayı ancak sabrederek hak edeceğimizi, kazanacağımızı bizlere göstermiştir şüphesiz!

Allah’ın kaderinin önünde diz çökmüş sabırlı bir ümmetiz.

Allah’ın işine karışan “aceleci” kullardan değiliz.

Türlü türlü işkencelere rağmen sabrını asla yitirmemiş, dimdik ayakta durarak: “Allah’ın vaadi haktır!” diye korkusuzca haykıran sabrın abidesi Hz.Muhammed (as)’ın ümmetiyiz.

Çünkü Rasulullah’ın sabrı bizlere mirastır. O miras ise diriliştir çünkü ancak ve ancak sabırla dirilebilecek ve mücadele edebilecek bir ümmetiz.

Biz sabırlı olduğumuz müddetçe Rasulullah(as)’ın müjdesi bizimledir, başka türlü değil.

Dünya mü’mine zindan, kafire cennettir. Kafir bu dünyada cenneti bulmak ister ama bir mü’min bu dünyanın cennet olmadığını ve olamayacağını bilir. Tıpkı 1400 sene önce Peygamberimiz’in(as) ferman ettiği gibi.

Hiçbir işin yolunda gitmiyor olabilir, hayatta hiçbir mutluluğun olamayabilir ama Allah’ın sana o “hiçbir şeyden” öğretmek istediği ve karşılığında eşsiz bir şekilde mükafatlandıracağı tek bir şey vardır: Sabır…

“Sabret, Allah iyi davrananların mükafatını asla zayi etmez.” -Hud Suresi 115.Ayet

Onu başardığın an, cefasını çektiğin “her şey” artık senin için bir armağan olur.

Hastalıklarla, evlatlarıyla, malıyla imtihan edilen, bir an bile sabırdan ödün vermeyen Hz.Eyyüb(as); sabır ve tahammülle, tereddüt etmeden kavmine nasihat eden Hz.Nuh (as) ve Hz.Yusuf (as) ve Hz.Yakup (as) ve Hz.İsa (as) ve Hz.Musa (as) daha niceleri tam bir teslimiyetle dayanmakta zorluk çekilecek her çileye sabırla karşılık vererek, bir peygamber olarak sabrın kutsallığını göstermişlerdir.

Çünkü Allah’a yaklaştıkça çilen artacak.

Allah’a yaklaştıkça sevmeyeceksin dünyayı.

Allah’a yakın olarak dayanabilirsin tüm bu acılara…

Hiçbir maddi ve manevi sıkıntı kalıcı değil, er ya da geç her şeyi bırakıp teslim olacağımız bir diyar var:

“Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz.” -Bakara Suresi /156.Ayet

Unutuyoruz…

Bir tren istasyonunda beklerken daha konforlu olması için oraya bina yapmayı düşünür müydük, üstelik tren her an gelebilecekken?

Aynen öyle de bu dünya sonunda ayrılacağımız bir istasyon…

“Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır  ve dâr-ı hizmettir.  Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir.  Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla,  o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, şekvâ değil, şükretmek gerektir.” -Lem’alar

 

“Gönderenin ismi belliyse

gönderilen acıya sabretmek

nasıl bir lezzettir, tattın mı hiç ?” -Hz. Mevlana

 

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Meynsu Meyn 4 Eylül, 2017 at 23:07 Reply

    Eğer sabretse,musibetin mükafatını düşünse,şükretse o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer.Kısacık bir ömrü uzun bir ömür olur.
    -Lem’alar

Yorum Yap