DÜNYALI, BU YAZI SANA…

2

 Nefsime…  

Sevdiğin insanlar daha sen gelmeden heyecanlı bir bekleyiş içerisinde. Annende tatlı bir telaş babanda ince bir tebessüm sen ise ağlayarak açıyorsun gözlerini dünyaya. Daha adını bilmediğin bu gezegenin belki de sana şimdiden bir zindan olacağını anladığın için akıyor gözlerinden damla damla yaşların, ciğerine giden oksijen bu yüzden acıtıyor belki de canını. Kimse bilmez hatırlamaz o anlarını. Senin dünyalı olduğun vakit evet işte o vakit hatırlatıyor Rabbin sana Kalu Belâ’da verdiğin sözünü. O söz ki Allah’ın sana:

  • Ben senin Rabbin değil miyim? (1)  diye sorması ve senin,
  • Evet Sen benim Rabbimsin. (1) diye cevaplandırdığın ve ruhunla kendini tanıdığın söz. Her insan gibi verdiği sözü unutan/unutabilen bir sen.

 Rabbinin senden böyle bir söz alması nedendir hiç düşündün mü? Gel beraber tefekkür edelim kardeşim. Bilirsin ki insanoğlu nankör ve bir o kadar da zalim. (Rabbimiz birçok ayette insanın bu özelliklerinden bahsetmiştir.) En çok da kendine yapar bu nankörlüğü ve zalimliği. Nefsinden kaçarken ya da kaçmaya çalışırken dizdiği bütün bahanelerin altında kalır mesela ya da dünya denilen misafirhaneyi kendine ebedi yurt zannederek binbir umut biriktirir gök kubbenin altında. Sonra ne mi olur? İnsanı binbir umuduyla gömerler toprağa.

 Doğmak ve ölmek iki fiil gibi gözükse de tek nefeslik bir ömür aslında. İçinde sevinci, üzüntüyü, barışı, kırgınlığı, paylaşmayı ve en çok da Allah’a koşmayı barındıran bir nefes. Sözümüze sadıklığımızı ölçen iki kelime, iki hece ve bütün alfabelere denk bir bilmece. Peki sence dünya sadece doğmak ve ölmek için mi kurulmuş insana? Dünya ki:

  • Pas tutmuş sinelerin sesiyle kaybolan demir,
  • Kendini arayıp arayıp bulamadığın lügat,
  • Geçici ve günahlı zevkleri önüne koyup seni seninle oyalayan otağ,
  • Ahireti unutturup tevehhüm-ü ebediyeti isteten sur,
  • Firakın, elemin azabını içten içe çektiren fena,
  • Sözlerin tesiriyle değil gözlerin yokluğuyla kaybolmuş şehir,
  • Karanlığı kendine zindan eden insana münferid,
  • ..
  • .

 Tam da bu benzetmelerin sana seslendiği yerde değil misin? Evet dediğini duyar gibiyim. Çünkü Kalu Belâ’da verdiğin sözü unutarak hareket ettiğin her dakika dünyayı kendine hapis, belki de manevi bir cehennemi yaşatan zindana çevirdin. Üstad Bediüzzaman, “Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”(2) diyerek başka söze hacet bırakmamış.

 Önemli olan nokta Rabbini her an hatırlamakmış, öğrendin. Dünyayı kendi içine boğmak değil, kendine geçici bir bayram yeri yapmakmış. İman vesikasıyla Allah yolunda koşmakmış, hiç kimsenin olmadığı yerde herkes olmakmış, değil mi?

 “Ehli imân ve salahat, dünyada dahi bir manevî Cennet içinde, İslâmiyet ve insaniyet midesiyle ve imanın tecelliyât ve cilveleriyle, manevî bir Cennet lezzetleri tadabilir, belki derece-i imanlarına göre istifade edebilirler.” (3) diyor Üstad. Demek ki iman sahibi olabilmek, imanını kuvvetlendirmek ve yanan imanlara bir damla da olsa ab-ı hayat sunabilmekmiş bütün mesele. Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca olabilmek ve dünyayı benzetmelerle değil hikmetlerle yaşayıp Allah’ın tecellilerini görebilmek işte bütün hikâye.

  Peygamber Efendimiz (sallallahû aleyhi vesellem): “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” (4) dedi dünyaya çağrıldığı vakit. İman buydu. Hak bildiğin davaya, hulfü’l-vaad hakkında muhal olan bir Zât’ın gönderdiğine sımsıkı sarılmaktı.

  Kısaca iman, Kalu Belâ’da verdiğin sözün arkasında duracak yüreğe sahip olmaktır. Sana senden daha yakın olan Rabbini her dem hatırlayıp tertemiz bir iman ile Allah’a teslim olmaktır. Çizilen sınırları zorlamak yerine helal dairenin keyfe kâfi olduğunu idrak edip Allah’ın izni dairesinde yaşamaktır. Ahir zamanda içinde bulunduğun yangını İbrahimvari gül bahçesine çevirmeye çalışmaktır. Nefis ve şeytandan kaçarken düştüğünde bir kuyuya, o kuyuda Yusufvari sabredip Allah’a sığınmaktır. Yani her daim Allah ile yaşamaktır.

 İmanımız var elbet (elhamdülillah) ve sözümüzde sadık kalmaya da çalışırsak, gayret gösterirsek Allah rızası için, dünya bize Yâr’a götüren bir geçit olur. Doğmak ve ölmek anlamını o zaman bulur. Unutmayalım ki: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (5)

Keşke Bilseydim, Keşke Bilseydin, Keşke Bilsek…

Vesselam…

 

DİPNOT

1) Kur’an-ı Kerim, Araf Suresi, 7/172.

2) Risale-i Nur Külliyatı, Asa-yı Musa, Altıncı Mesele.

3) Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, On Beşinci Şua.

4) İbn Hişam,I,265; Belâzuri,Ensabu’l-Eşraf,I, 230.

5) Kur’an-ı Kerim, Ankebut Suresi, 29/64.

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Merwe 6 Aralık, 2018 at 12:10 Reply

    Gerçekten de bu haldeyiz zillet içerisindeyiz ölümü unutmuş haldeyiz sanki ahiret hayattı yokmuş gibi günahlar içerisindeyiz ama Allah sizden razı olsun bu yazı bana çok etki etti yanlış yaptığım şeyleri bırkcm inşallah rabbim aff eder inşallah

Yorum Yap