Dur(B)ak

  Yolların üzerinden geçen, zaman ve insanlardır.  Sessiz ve kayganken yollar, insanın nasıl geçtiğiyle ilgilenmez, geçip gitmesine bakar tıpkı dünya misali. Uçana, kaçana, gelene, gidene, düşene, kalkana hiçbirine aldırış etmeden uzanır boylu boyunca. Uçsuz bucaksız bir âlem gibi serilmişken yeryüzüne toprak, yolculuğa çıkmak insanın kendini araması ve sonunda bulacağı gerçeğin farkında olmasıydı kanaatimce.

 O gerçek ki Bediüzzaman’ın deyimiyle İnsan bir yolcudur. Sabavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.’’(1)

  Bu yüzden olsa gerek ki yolculuklar bana hep dünya hayatını hatırlatır. Dünya hayatı da bir yolculuk değil mi sizce? Kuralları olan, ayrımları bulunan uzun bir yolculuk. Bindik ve ineceğiz hiç beklenmedik bir anda. Hiç beklenmedik bir durakta son bulacak yolculuğumuz. Sevdiklerimizi arkamızda bırakıp gideceğiz sessizce. Zamansız ve hesapsız… Belki de en son gelen ölüme bile erken diyeceğiz. Ölmeyecek gibi yaşarken öleceğiz. Biz gidince sevdiklerimiz nefes almaya devam edecek bizsiz, üstümüze toprak bile atacaklar çaresiz.

 Biz yeni, sonsuz bir yolculuğa çıkarken sevdiklerimiz fani dünyanın peşinde koşmaya devam edecekler. Merak etme kardeşim onlar da bir gün inecekler aynı durakta. Öyle bir durakta duracağız ki ne eş ne dost ne anne ne baba hiç kimsenin faydası olmayacak ve giden bir daha gelmeyecek. Şairin de dediği gibi:

 “Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

 Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

 Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

 Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

 Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

 Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”(2)

Vee dünyadaki yolculuğumuza göre şekillenecek bir âlemdeyiz.

Hoş geldik…

  Dünyaya gönderiliş gayemiz Cenab-ı Hakk’ın esmasına ayna olmaktı, O’nu hakkıyla tanımaktı. Kuran-ı Kerim’in ışığında ömrümüzü, yolumuzu aydınlatmaktı. Allah’ın çizdiği helal dairede kalıp haramların sokağına uğramamaktı. Peki şimdi soralım kendi kendimize yolculuğumuzu kurallarına göre mi yaptık/yapıyoruz yoksa kapatmış mıydık gözlerimizi Hakk’ın sesine. Faizden uzak mı durduk yoksa bir kereden bir şey olmaz mı dedik? Ezanlar okunurken davete icabet edip elimizin tersiyle dünyayı iterek Allah-u Ekber mi dedik yoksa vaktim olmuyor, daha gencim, yaşlanınca kılarım, çalışıyorum ekmek parası gibi bahanelerle kendimizi mi kandırdık/kandıracağız acaba? Haramlardan uzak durup helal olanı bulmak için aradık mı? Çok seviyorum diyerek harama helal kılıflar uydurup cehennem yollarını gül gülistan mı etmeye çalıştık? Kısacası hesap çetin, bu sorulara bile samimi cevap vermekte zorlanırken içimizden geçenleri bilen Zat-ı Zülcelal’e nasıl cevap vereceğiz.

 Unutmayalım ki “O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.” (3)

 Unutmayalım ki bu kurallar bize rica değil emir ve bize bu emri veren Allah. İşin ciddiyetinin farkında değil miyiz? Bir de bin türlü bahanelerle çiğnediğimiz kuralları/emirleri de eklersek sayıları hesap etmeye utanır bizim defterler.

 Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem)’in “Ölmeden önce ölünüz.”(4)  demesi bile defterleri temizlemeye, dünyadan yüz çevirip ahirete dönmeye, tövbe etmeye yeterdi ölmeden önce ama biz anlayamadık dünyaya gönderiliş gayemizi, bulamadık kendimizi.

 Peki, daha ölmemişken yani zamanımız varken ve yollar daha son bulmamışken bizde, neden hâlâ dalıyoruz dünyaya? “Rabbin seni terk etmedi sana darılmadı da.”(5) dememiş miydi? Bizi terk etmeyen Rabbimizi dünya için mi terk edeceğiz? Fani, kısa, karanlıkların istilasına uğramış dünyayı aydınlığa, sonsuza, saadete tercih edecek kadar kör, akılsız olamayız; değiliz de zaten. Öyleyse huzura koşalım kardeşim. Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır, bismillah diyerek yeni bir sayfaya, yeni bir yola adım atalım.

Rabbim hayırlı dünya yolculuğu nasip etsin hepimize…

 

Dipnot

1) Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

2) Yahya Kemal Beyatlı, Sessiz Gemi Şiiri.

3) Kuran-ı Kerim, Hud Suresi, 11/5.

4) El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:29.

5) Kuran-ı Kerim, Duha Suresi, 93/3

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?