Elbette Allahu Ekber!

0

“Zamanın var olduğu andan bu yana dek” kadar olan geniş bir meydan… İki ucuna dizilmiş canlar var: Hak ve batıl adında.
Ve göklerde seyreden melekler var, şanlı Hakk’a alkış tutarcasına kanatlarıyla…
Bu bir savaş… Ve zamanın, meydanın, her can sahibinin vaadidir ki HAKKIN KARŞISINDA BATIL YOK OLMAYA MAHKUMDUR!
Canlar sadece safını seçmekte özgür bırakılmış, ister zalim olacak isterse de mücahit. Ama kazanan taraf aynı, ŞAHİT OLARAK ALLAHU TEÂLÂ YETER!

Çünkü bir olamaz asla iyi olanla rezil olan. Asla bir olamaz elmas ruhlularla kömür ruhlular.
“Ne hak ucuzdur ne de batıl boşunadır. Haktan yana olmanın karşılığı ebedî cennetler olunca, o cennetler için, fâni olan her şeyin feda edilmesi, cennete talip olanın o fedakârlığa hazır olması pek tabii bir sonuçtur.
Cennet isteyen istediğinde samimi ise bedeline de razı olacaktır.
Allah’tan cennetini istemenin getirdiği bedellerden biri, batılla mücadele etmektir. Çünkü Allah batılı, cennet isteyenlerin isteklerinin samimiyetini ölçecek bir barikat olarak yaratmıştır.” (1)

Allah batılı, rezil olanın rezilliğini ortaya çıkarıp iyi ve tertemiz olanı ona üstün kılmaya vesile olarak yaratmıştır.

Kolay mı bu yol, hiç olmadı. Zira bu yolun nur saçan önderi, gelmiş geçmiş bütün insanların en çok bela ve musibete maruz kalanı olmasından bilinmeli ki hak ucuz değildir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem gösterdi, sen doğru olursan bütün dünyanın musibetleri üstüne çullansa da bükemez belini. Sonsuza feda etmek gerek her faniyi ama bu bir kaybediş olmayacak.

İşte eşit şartlar. Hatta rezil olanlar dışarıdan bakınca dünyanın fani zenginlikleriyle daha iyi şartlarda gözüküyor.
Fitnelerle, ihanetlerle kuşattıkları Hak mücahitlerine karşı dururken güvendikleri çok şeyleri var: malları, mülkleri, silahları, yetiştirilen hainleri, medya, piyasa, ne varsa her şeyleri…

Bakın şimdi o şanlı muzaffer Hak safındakilere! Güvendikleri sadece, sadece bir olan ALLAH var! Ve onlar biliyorlar ki
Allah yeter…
Vallahi Allah yeter…

Hasbünallahi ve ni’mel Vekil, n’imel Mevla ve ni’mel Nasir..

Gece ve gündüzü bir sahife gibi dünyanın başına saran, dünyayla ahireti de birer sahife gibi çevirmeye muktedir olan Allah… Bilirler ki O’nun dilediğinden başkası gelmez başlarına.


“Çünkü âbid namazında der: ‘Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.’ Yani, ‘Hâlık ve Rezzak Ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat Onun elindedir. O hem Hakîmdir, abes iş yapmaz; hem Rahîmdir, ihsanı, merhameti çoktur.’ diye itikad ettiğinden, her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur, dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine musahhar görür. Rabbisine iltica eder, tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmanı ona bir emniyet-i tâmme verir.”(2)

“Ecel birdir, değişmez!”, tahkim edilmiş kaleler içinde olsa da insan, gelir bulur eceli. Ve mücahit korkmaz asla ölümden. Çünkü ölürse, bu sevdiklerine kavuşmak olur onun için. Ümmete emanet edip giderken eşini ve evlatlarını, gözleri cennetleri müşahade eder. Korkmaz asla ölümden çünkü ölümle Allah’ın vaadinden asla dönmeyeceğini görür, burnuna dolarken cennet kokusu… Ölürse şehittir, yaşarsa şahit…
Şahittir bir ömür Hakk’a, şahittir tevhide, şahittir ki Allah birdir! Ve kainat sahifelerinde okuduğudur ki bir ömür boyunca; büyüktür Allah, her büyük zannedilen şeyden… Evet, elbette ALLAH-U EKBER!


Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dediği gibi Hazreti Hatice Annemizin:
“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafiri ağırlarsın, bir felakete uğrayana yardım edersin.”
O sallallahu aleyhi ve sellem önderidir “Tevhid Davası”nın. “Tevhid Davası” ise öğretir ki:
“Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.”(3)
Tarih şahittir ki nice azlar galip gelmiştir çoklara. Zerrelerden seyyarelere kadar her şeyin kendisine boyun eğdiği yüce Sultan’dır galip olan, O’dur yenilmez orduların tek sahibi.

Asırlarca alem-i İslam’ın bayraktarlığını yapmış olan milletimiz, umudu diye diğer kardeşlerimizin -Filistin’in, Suriyen’in, Mısır’ın, Doğu Türkistan’ın, Irak’ın… umudu diye- batıl saftakiler bütün güçleriyle kirli emellerini yıkıyorlar üstüne vatanımızın. Çünkü kanlarına kadar sinmiş batıl olmak. Ama bu milletin başı eğilmez rükûdan başka yerde, gerekirse fedai olurlar da hükmedemez batıl onlara… Onlar Allah’a bağlanmış Arş-ı âlâya doğru yükselirken, başkaları zincir takamaz dik başlarına. Ordular dikilse de karşılarına başlar eğilmez, gözler şaşmaz, gönüller şaddır, en büyük dilek bu yolda şehit olmaktır.
Alem-i İslamın kalesi olan vatanımıza ağız suyu akıtan dünyanın aciz güçlüleri istedikleri kadar planlar kursunlar, hainler yetiştirsinler.
Vallahi Allah yeter…


“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlü’dür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.” ﴾Maide Suresi, 54-56﴿

Allah’tan başkasından korkmayan bu milletin, şu ayet titretir zerrelerini iliklerine dek:

“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ‘İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun.’ dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler.”
﴾Âl-i İmran Suresi, 173﴿



(1) Nureddin Yıldız | Arş’ın Gölgesindeki Genç
(2) Risale-i Nur | Sözler | 3. Söz
(3) Risale-i Nur | Mektubat | 20. Mektup

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?