EN GÜZELİ SENİ (C.C.) SEVMEKMİŞ!

Seni görmeyenler, ancak görmek istemeyenlerdir. Ben, her kuş cıvıltısında Seni duyuyorum; tebessüm eden çocukların gülüşlerinde daima Seni görüyorum; eserken tenimi okşayan her rüzgârda Seni hissediyorum. Kalbim Senin için atıyor ve beynimde Senin adın yankılanıyorsa yaşadığımı fark edebiliyorum. Biliyorum… Görmek isteyenler, gece gökyüzünde beliren yıldızlara bakarak bile Seni görebilir. Çünkü Sen, her yerdesin… Sen; yerin, göğün ve şu koca kâinatın Rabbi’sin.

Hepimiz bir zamanlar “hiçbir şey” idik. Sen, bizi var ettin; işitir ve görür kıldın. Ellerimizi tutar, ayaklarımızı yürür, ağzımızı konuşur, tenimizi hisseder kıldın. Ve evrenin şu korkutucu büyüklüğü içerisinde, belki hâlâ “hiçbir şeyiz” bizler. Sadece Senin izninle nefes alabiliyor, gülebiliyor, ağlayabiliyoruz. Ey El-Hâlik olan yüce Rabbim, biliyorum ki, biz ancak Senin izninle var olabiliyoruz! Senin izninle sevebiliyoruz etrafımızdaki insanları ve yine Senin izninle nefret edebiliyoruz bazılarından. Ancak Senin izninle Sana el açabiliyor, gönlümüzdeki dertleri kelimeler aracılığıyla gökyüzüne gönderebiliyoruz.

Şimdi söylesinler bana… Görme duyusunu bizlere veren bizzat Sen (c.c.) iken, nasıl iddia edebilirler Seni görmediklerini? Ya da her birimiz Senin sayende işitebiliyorken, nasıl iddia edebilirler Seni işitmediklerini? Peki ya sevmek? Senin bizlere verdiğin yürekler sayesinde sevebiliyorken onca insanı, nasıl alıştırabilirler kendilerini Seni sevmemeye? Hepimiz yalnızca Senin iznin ve inayetinle akledebiliyorken, nasıl yankılanmıyor Senin adın zihinlerde? Yoksa kendilerince yok mu sayıyorlar Seni ve ayetlerini? Yoksa bu yüzden mi Seni reddeden, aslında akletmeyi de reddetmiş oluyor? Yoksa bu yüzden mi Sana gelmeyen, aslında hiç yol kat etmemiş oluyor?

Belli ki akledememesine rağmen kuşlar, ağaçlar, börtü böcek, adını bildiğim ya da bilmediğim her türden hayvan hiç durmadan Seni zikrediyor Rabbim; yoksa içinde, “insani” azgınlıkların ayyuka ulaştığı bu koca dünya çoktan yok olup gitmişti. Utanmalı mıyım Allah’ım? Gökteki kimi varlık uçabildiği, yerdeki kimi varlık yürüyebildiği ve küçüklüğü ya da büyüklüğü ile aslında evrendeki tüm canlılar sırf “var olabildikleri” için her an Seni tespih ediyorlar; lakin ben Senin huzurunda eğilmekten, şu her şeyden aciz başımı bir kez olsun yere değdirmekten geri duruyorum. Utanmalı mıyım Allah’ım? Sanki ben çok nankörlük ettim. Bana verdiklerini görmedim hiç, her daim vermediklerin için dövünüp durdum.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tespih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir. (Haşr Suresi/1.Ayet)”

Anne ve babamın benim üzerimdeki emekleri çoktu; onları dinlemeli, söylediklerini yapmalı ve sözlerinden bir an olsun çıkmamalıydım. Ama Sen beni yaratmıştın Rabbim; var etmiştin. Neden kimse bana, Senin sözünü dinlemeyi öğütlemedi? Senin benim üzerimdeki emeğinin yanında, anne ve babamınkinin lafı olur mu hiç? Senin bana duyduğun sevginin yanında, onlarınki göze görünür mü hiç?

Sen rüzgârı beni serinletmesi için estiriyorsun. Güneş’i beni aydınlatması için asıyorsun bir kandil misali gökyüzüne. Yağmur, tertemiz bir su olsun da ben onu içeyim diye düşüyor yeryüzüne. Yarattığın her şeyi bir şekilde bana fayda sağlasın diye yaratmışsın belli ki Allah’ım. Ve bunlara karşılık olarak, Seni hatırlamamdan fazlasını talep etmiyorsun benden… Peki ya Sen sormasan bile rüzgâr hakkını sormaz mı hiç? Güneş sormaz mı? Ya yağmur?

Bil ve şahit ol ki Rabbim, dilim Seni anmak için yanıp tutuşuyor. Gözlerim, yarattığın her şeyde Seni görmek için her daim öylesine hevesli ki… Yüreğim, yalnız Senin için güm güm atıyor; kabul etmiyor Senden gayrısını. Çünkü ben derin bir kuyudayım ya da sanki yerin en dibindeyim de yalnız Senin sevdan el uzatıyor bana ve çekip çıkarıyor beni olduğum yerden. Çünkü kırgınlıklarım zehirli bir sarmaşık gibi durmadan her yönden kuşatıp ele geçiriyor beni ve ben bu hâldeyken, yalnız Senin sevdan yara bandı oluyor sanki tüm yaralarıma. Affedemediklerim o kadar çok ki… Ve kibrim… İşte o, öylesine yaman ki… Sıkıyor boğazımı, nefes alamıyorum; her fırsatta beni ele geçiriyor, kurtulamıyorum. Ve ben aslında sadece kendi içimde savaş vermiyorum. Bombalar patlıyor hemen yanı başımda ve ben buradayım, gidemiyorum. Beni süründürmek ve belki de büyük bir zevkle öldürmek isteyen insanlara gülümsemek zorunda kalıyorum; bana kılıç çekenlere, “dostum” diyorum.

Oysa ne gerek var yaralamaya? Ya da en derinden yaralanmaya? Affedememeye, kibirlenmeye? Yoksa biz anlayamadık mı hâlâ? Yaşamlarımızın amacı birbirimizle savaşmak değil, Allah’a yaklaşmaktır. Kim doğdu ki elinde kılıçla? Veya kim defnedildi mızrakla? Rabbimizin yanına da silahla mı gideceğiz ki buladık ellerimizi kana? Yoksa onlar anlayamadılar mı hâlâ? Mazlumların dünyasını karanlığa bürümeye çalışanlar için gerçek karanlık, ancak kendi kafa ve yüreklerinin içindedir.

Öyle bir dünyada yaşamak isterdim ki; tabancalar yalnızca onları tutana ateş etsin, bombalar yalnızca onları atanın üzerine düşsün, kılıçlar yalnızca onları çekeni doğrasın.

Fakat ne yazık ki büyüklerin çıkardığı savaşlar, küçükleri öldürüyor. Büyükler, küçükleri kendilerine düşman ediniyor. Ne korkak bir dünya! Ne aciz bir dünya! Bebeklerin, kelli felli adamlara zararının dokunabildiği bir dünya! Kelli felli adamların hiç ölmeden, hep öldürebildiği bir dünya!

İşte bu yüzden, ben derin bir kuyudayım ya da sanki yerin en dibindeyim de; yalnız Senin sevdan el uzatıyor bana Rabbim. Ben ışıksızım, yalnız ve kırgınım; sadece Senin sevdan ışık oluyor bana. Seni sevince, kalbim sanki bayram yeri… Ve ben hep bayramı yaşamak istiyorum. Hayatım Seninle geçsin; adım attığım her yerde, baktığım ve duyduğum her şeyde daima Seni bulayım. Ondan sonra da hiç kaybetmeyeyim. İnsanlarda aradığım ve bulmak için can attığım birçok şey, daha süresini doldurmadan hep kayıp gidiyor avuçlarımın arasından fakat ben eminim ki Sen farklısın Rabbim. Zaten Senin ne kadar “gerçek” olduğunun asıl ispatı da bu… Seni bulan, bir daha asla kaybetmiyor. Sana güvenen, hiç hayal kırıklığına uğramıyor. Yola Seninle çıkan, bunu yaptığına hiç pişman olmuyor. Ve Seni seven, işte o zaman “gerçek” sevginin tam anlamıyla ne demek olduğunu anlayabiliyor. Ondandır ki ben kendimi sevmeyi bile Seni severek öğrendim Allah’ım. Seni tanımadan önce, yaşamım ne başı ne de sonu belli olan uzun ve bir o kadar da zorlu bir patikaya benziyordu. Lakin Senden sonra, yani; rüzgârda oradan oraya savrulan her yaprakta, gece gökyüzünde beliren her yıldızda, uçsuz bucaksız gökyüzünde ve daha nicesinde Seni görmeye başladıktan sonra, kim olduğumu ve niçin yaşadığımı anladım. İnsanın Seni bulması, aslında kendisini bulmasıymış meğer…

 

Paylaş

5 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Nurcan 12 Aralık, 2018 at 00:05 Reply

    Sonsuz Hamd olsun rabbim sana ömrümde geçte Olsa huzuruna çıkmayı ve sana secde etmeyi bana nasip ettigin için

  2. Avatar
    Emine Karabulut 11 Aralık, 2018 at 11:29 Reply

    Okurken kendimi gördüm satırlarda bir kez daha Elhamdülillah dedim sayenizde Allah ebediyen razı olsun sizlerden Allaha emanetsiniz Rabbim yardımcınız olsun

Yorum Yap

Bunları da okumalısın