Ey Kendini İnsan Bilen İnsan, Kendini Oku!

Evet dostum, günümüzde çok yanlış anlaşılan bir konuyla başlayalım sorgulamaya. İlim!

“İlim ahir zamanda değerini kaybetti.” diyebilir miyiz? Bu çok kesin bir yargı olacak belki ama durum maalesef bundan ibaret. Çünkü ilimden önce bilime bakar oldu insanoğlu. Ama bilmiyorlar ki bilim de bir ilimdir. Ve aynı zamanda “İlim de maluma tabidir.” “İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” (1) diyen bir Peygamber’in (s.a.s.) ümmetiyken ne oldu da ilmin ayağımıza kadar gelmesini bekler olduk? Ayağımıza kadar gelen ilmi ne oldu da bir çırpıda reddeder olduk?

 

“Hiç düşünmez misiniz?” kelamını hiç duydun mu kardeşim? Peki kim bu kelamın sahibi, biliyor muyuz? İlim ki Kur’an-ı Kerim’de dahi Rabbimizin emrettiği “İkra!”(Oku) kelimesiyle tasdik olunur. Bunu redd-i ilhak ne derece akıldan uzak ve şuurlu bir insanın ilmi aramadığı gibi ilmin peşindeki neferlere “gerici” demesi ne derece mantıklı olabilir diye sormuyorsak kendimize belki de yeterince samimi olmayabiliriz söylediklerimizde!

 

Hiç mi bir şey bilmiyorsun ki ehl-i fetret (iki peygamber arasında peygambersiz geçen zamanda yaşayan insanlar) gibi davranıyorsun? Ama sanma ki sen de ehl-i necatsın. (kurtulan) Sanma ki sen de kurtuluştasın. Hiçbir şey bilmediğini iddia ediyorsan kardeşim sana verilen cüz-i ilimle şu kâinat kitabını müşahade etmeyi dene!

Sonra bir elma için bir baharın yaratılması gerektiğini idrak edip ilmine ilim katman gerektiğini artık anla.

 

Beşeriz elbette ki şaşarız. Ancak yolda taşa takılıp düşmek ayrıdır, yoldan çıkmak bütün bütün ayrıdır. Ayağımız takılsa da yolumuzda emin adımlarla yürümeliyiz ki menzile varalım! Nasıl ki uzun bir yolculuğa çıkan bir adam bilir ki azığı olmazsa açlıktan bitap düşer ve ona göre taamını hazırlayıp yoluna devam eder. Aynen öyle de bu dünya denilen fâni ve meşakkatli yolculukta yolumuza ışık olacak ilmi almazsak yanımıza, ne tahkik-i bir iman elde edebiliriz ne de bu yolculuğun sonunda uhreviyete yaklaşmışken zinde ve ayakta kalabiliriz. Ama tabi kendini de bilmeli insan, tanımalı. Önce kendini okumalı Üstad’ın da dediği gibi: “Ey kendini insan bilen insan kendini oku yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var.”(2) Bir cümleyle bütün konuyu açıklamak bu olsa gerek, başka bir kalem bambaşka bir zihniyet…

 

Üstad’ın bu cümlesinden hareketle insan kendine dönüp baktıktan sonra: “Beni tanımayan bir zat benim içinde yaşayacağım dünyayı bana uygun bir şekilde, yapbozun parçalarının birbirini tamamladığı gibi mükemmel bir nizam ve intizam içinde yaratmış olamaz. Bu zatın beni bilmesi lazım ki ihtiyaçlarıma göre bir dünya yaratabilsin.”

 

“İşte o Sâni-i Zülcelal yalnızca seni bilmiyor, yalnızca denizin en dibindeki o küçük mahlukatı bilmiyor; her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmeyen bir yaratıcı o küçücük canlıların dahi rızkını nasıl verebilir?” diye düşünebilmeli. İşte, insanın bir şey hakkında tenkitte bulunabilmesi için bilmesi lazım, bilmek için ilim lazım. İlim varsa iman zaten olacaktır ve imanın da taklitten çıkması için ilmi yükseltmek zaruridir. Ama şunu unutmamalı; ademden yani yokluktan var olan âdemoğlu, bir organizmayı dahi incelerken önce en küçük yapı taşını inceler ki devamında organizmayı eleştirebildiği gibi ilmiyle diğerlerini de eleştirebilsin.

 

Aynen öyle de insan önce kendi kusurlarını bulup öz eleştiride bulunmalı yani kendini bilerek, ilmine ilim katarak araştırmalı. İlmelyakînden aynelyakîne, aynelyakînden de hakkalyakîn mertebesine ulaşabilmeli. Velhasılıkelam ne güzel söylemiş Yunus: “İlim, ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen ya nice okumaktır.”


(1) Hadis-i Şerif | Câmiü’s-Sağîr, 1/310
(2) Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | Otuzüçüncü Söz | Otuzbirinci Pencere

 

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?