GÖRÜNMEYEN BAĞ “UHUVVET”

3

Selamun Aleyküm dostlar.
Sanırım bu sefer ilk cümlede direkt mevzuya daldım.
Düşünürkenki o bakışlarınızı hisseder gibiyim. “Nasıl yani daha ancak Selamun Aleyküm dostlar dedin, mevzuya nasıl dalmış oldun?” diye soru sorduğunuzu duyar gibiyim.
Ama evet, çook ciddiyim. Çünkü bugünkü konumuz UHUVVET. 😀

Evet evet, yanlış duymadınız, UHUVVET. Kiminizin heyecanını hisseder gibiyim, kiminizin de “Uhuvvet mi? O ne demek?” diye sorduğunu duyar gibiyim.

Önce bir kısaca açıklayalım madem, uhuvvet ne demektir? Uhuvvet lügatta (yani sözlükte) kardeşlik, dostluk, birlik beraberliktir. İslamiyet’te uhuvvetin yeri apayrıdır ve çok çok önemlidir.

Uhuvvetin önemini bazı hadisler ile ve Kur’an’da ayetler ile anlayabiliriz. Mesela bir çoğumuzun tahminimce mutlaka duymuş olduğumuz ayet:

“Müminler ancak kardeştirler.”
(Hucurat 10)

Objektif olarak fıkıh bilgileri, işte tarihten öğütler ile ve elbette ayet ve hadislerle uhuvveti saatlerce anlatabiliriz. Ama bunu herkes kendisi de belli kaynaklardan okuyabilir. Benim anlatmamın bir anlamı kalmaz değil mi?

Bu nedenle biraz daha farklı şekilde ele almak istiyorum bu özel konuyu. Yazdıklarımı iliklerinize kadar hissederek okuyabilmenizi istiyorum. Önce kendi nefsime sonra ise sizlere hitap ediyorum. İyi okumalar. ✨

“Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.” (el-Enfâl, 8/73)

👭👭  İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Bunu diyebilmek için Müslüman olmaya gerek yok. Dünyada hiçbir insan yoktur ki kimseyle tek kelâm etmeden dünyadan, insanlardan uzak mağara gibi bir yerde tek başına yaşayarak hayatından keyif alsın. Bu kesinlikle böyledir. Bir insanın fıtratında bu vardır. Elbette, Allah kuluna kafidir yanlış anlaşılmasın. Ama sonuçta nefis taşıyoruz.

Hayal et bakalım, önünde böyle bir sofra var. Ama ziyafet sofrası. Ne istersen var. Normal şartlarda insan en sevdiği yemekleri yemekten zevk alır değil mi? Ama tek başına aldığın zevk, hiç dostlarınla beraber yiyerek aldığın zevk ile aynı olur mu? “Olur.” diyen varsa o zaman şöyle diyeyim: Tamam bir defa olur, hadi iki sefer de olur ama 4. ya da 5. seferde kesinlikle olamaz. Çünkü sıkılırsın.

Hayal etmeye devam edelim. Bizler, tek bir günümüz bir sonraki günle neredeyse aynı geçince sıkılmıyor muyuz? Ben şahsen sıkılıyorum. Hatta “Iyy hayatım ne kadar monoton, yarın kesinlikle değişiklik yapmalıyım.” diyorum kendi kendime.

Düşünsene. Tek başınasın. Evinde oturuyorsun. Konuşacak kimse yok. Konuşacak kimse olmadığı gibi başına gelebilecek en ufak bir olay yok. En fazla kendi kendine dolanırken düşersin. Ekşınlı hayat bu dünyada yok yani. Sabah kalkıyorsun, oturuyorsun, dikiş, nakış, resim, kitap, artık her nasıl geçireceksen vaktini. Sonra yorulup oturacaksın tek başına kös kös. Sonra kalkıp yemek yapacaksın, oturacaksın tek başına. Sonra çay içmeyi bile canın istemeyecek bence, o derece yani. Sonra tekrar yatacaksın. Ve her günün böyle olacak. Düşünebiliyor musun? Ben herhâlde kendi kendime konuşmaya başlardım bu durumda olsaydım. Elbette Müslüman olarak ibadetlerimiz, dualarımız var ama yani anlamışsınızdır demek istediğimi.

Demek ki kardeşim, bizim başka insanlara ihtiyacımız var. Aile, akraba, dost. Bunlara ihtiyacımız var. Hayatımıza değer katan bu kişiler aslında düşününce ne kadar önemliymiş değil mi? Mademki hayatımızda başka insanların da yer almaları önemli, işte o kişilerin samimiyeti bizler için bir o kadar önemli. Samimiyet ise uhuvvettir. Birlik olmak, beraber olmak, İslam akidesinin temellerinden sayılır.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3/103)

İnsan ister ki bir dostu olsun değil mi?
Sırtını dayayabileceği.
İyi zamanda, kötü zamanda güvenebileceği.
Yardıma çağırdığında ilk olarak imdadına koşacak.
Fedakârlık yapabilecek.
Kardeşi bilip sana değer verecek.
Dualarına katacak.
Eksiklerini kabul edip elinden geldiğince tamamlayacak bir dost.
Tutup elinden, seni cennete kadar gerekirse sürükleyecek bir dost.
100 tane “iyi gün arkadaşı” yerine tek bir takva sahibi saliha dost yeter de artar bir mümine.

Dost, kardeş, uhuvvet.

Sadece sosyal psikolojik açıdan değil, manevi açıdan da saliha dost çok önemli.

“Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır.” (Beled, 90/17-18)

Daha önce de yazıda bahsettiğimiz gibi insan nefis taşıyor. Sen, ben, hocalar, âlimler… Hepimiz, tüm ademoğulları nefis taşıyoruz. Cennetin yolu nefsi terbiye etmek ile açılır. Nefsi terbiye etmek için ibadet gerekli, ilim gerekli ama aslında her kaydığında elinden tutup seni bataklıktan kurtaracak, ilmine ilim, şevkine şevk, sevgine sevgi katacak bir dost da çok önemli.
Sevme kabiliyeti insanda sonsuzdur. Sonsuzu yani Allah’ı sevebilmek için yerleştirilmiştir insanın kalbine. Birçoğumuz bu sevme kabiliyetini bozuk itikadlı dünya ehli arkadaşlara ve fâni haram sevdalara, dünya hırsına sarf ediyoruz. İsraf ediyoruz. Hâlbuki aslında kocaman bir cihadın içerisindeyiz. Her gün biz nefsimiz ile savaşıyoruz. Bazen yorulabiliriz, daralabiliriz. İsyan yollarına doğru adım atmaya başlayabiliriz. Ve işte bu anlarda ellerimizden tutacak uhuvvetlerimizin vesilesiyle buna engel olunabilir.

Böylelikle de o sevme kabiliyetini başta Allah için kullanmalıyız sonra ise ailemizi ve dostlarımızı, din kardeşlerimizi severek yine Allah’ı hatırlayarak kullanmalıyız.
Müminlerin gücü önce Allah’a dayanıp güvenmekle yani tevekkül etmekle sonra ise birlik ile doğar.

Yani işin kısası ve özü, uhuvvet Kuran-ı Kerim’e hizmet uğrunda yanıp tutuşan din kardeşlerin arasında olan daha önce benzeri görülmemiş bir sevgi, saygı ve şefkat bağıdır. Kâinatın tüm varlıkları toplansa da hakiki iman edenlerin arasındaki bağı kopartamazlar. Zira Efendimiz (sav) buyruyor ki:
“Sizler iman etmeden cennete giremezsiniz, Müslüman kardeşinizi de kendiniz kadar sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız.”  Demek ki bu bağın, uhuvvetin kaynağı ve özü “İMAN”dır. İman ise kulun kalbinde yanan bir meşale, bir nurdur. Alev alev yanıp tutuşmak, hakikatlere sarılmaktır.

Üstad hazretlerinin dediği gibi:
“Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, birimiz ahirette, birimiz dünyada olsak, biz yine birbirimizle beraberiz.”

Selam ve dua ile… 🌹✨

Paylaş

3 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap