Gözleri Yeni Açılmış Kör Gibi

4

Sabah oluyor, güneş doğuyor yine ve yırtılıyor karanlıklar.
Siyah maviye kavuşuyor da, senin gönlün huzura kavuşmuyor kardeş. Bir boşluk var diplerinde, ne koysan yutuyor. Gülüyorsun kahkahalarla ve sonra ‘ah’ düşüyor dudaklarından. “Ah çok güldüm. Ama devam etmedi. Güldüm, geçtim, bitti.”.

Her sabah kalkıyorsun yataktan, yine ve yine. Akşam doluyor gününe, yine ve yine. Sende bir aynılık, bir sıkılmışlık, bir yalnızlık, bir boşluk…

Yakışmıyor, güzelsin ama yakışmıyor boşluk gözlerine. İnsanları tam sevesin gelmiyor. Batıyorlar çivi gibi yüzüne gözüne. Yapmacık buluyorsun. Sahte ve çakma geliyorlar sana ama sen de aynı oyunu oynamaya devam ediyorsun. Her gün, yine ve yine…

Yazamaz oldu elindeki kalem, dökmüyorsun içini kağıda. İçin dolu ama koca bir boşlukla. Ağlayamıyorsun ve ağlayamıyorsun. Taş gibi katı yüreğin ve sanki yuvarlanıyorsun bir sonsuzluğa. Yüzüne poşet yapışmış da kurtulamıyorsun. Düşüyorsun, poşet de düşüyor, poşetten koca bir sonsuzu göremiyorsun.

Sadece sonsuzu mu? Kör olmuş gönlün ve  gözlerin sağırlaşmış her güzelliğe. Sanki yürek değil de taş taşıyorsun eşek gibi, ama sırtında değil de göğsünde. Göremediğini söylemiştim değil mi? Gece resmen sabah oluyor, sen körsün; kuşlar ötüyor, sen sağırsın; üşümüşsün, üşümüş yüreğin, titriyorsun. Titriyorsun, yaprak gibi. Ha düştü düşeceksin ve boş vermişsin. Hayattasın ama hayatı boş vermişsin.

Sonsuzu gelmeyen anlık zevklerle geçiyor zamanın ve sen hayattasın, yine ve yine. Ama bitecek biliyorsun. Biliyorsun da yaklaştırmıyorsun yanına, hiç yakıştırmıyorsun ölümü kendine. Ama yakışmasa da yapışacak yakana. “Keşke” demeyeceğini mi sanıyorsun?  Sana gerçeği söyleyeyim mi? “Keşke” diyeceksin.

Görmüyorsun, aynada kendini bile. Elindeki çizgileri ve arası açılmış parmaklarını da görmüyorsun. Gözüne girsin kardeş. Hepsi gözüne girsin, güneş gibi. Güneşi bile görmüyorsun. Buluttan düşer gibi gidiyorsun. Yürüyorsun mezardan yeni kalkmış gibi.

Dinle şimdi beni. Buraya kadar sendin. Sen acımışsın, ben seni düşünüyorum. Bak şimdi her şeye, yeniden. Bir kör gibi değil, gözleri yeni açılmış kör gibi bak.

Sabah oluyor, güneş doğuyor yine ve yırtılıyor karanlıklar.

Siyah maviye kavuşuyor. Bulut toprağa kavuşuyor. Kuşlar yüzüyor masmavi gökte ve senin gözlerin kavuşuyor hayata. Ellerin kavuşuyor suya ve bak şimdi şimşekler kavuşuyor karanlığa. Odundan yepyeni bir bahar çıkıyor. Gezenler, yıldızlar, aşık mevlevîler gibi dönüyor. Ve zerreler dönüyor ta iliklerinde. Şaşmadan, kaçmadan, kopmadan; şuursuz zerreler şuurluymuş gibi dönüyor her hücrende. Atıyor kalbin durmadan, yine ve yine.

Yorulmuyor bir türlü atmaktan ve içtiğin su kana boyanıyor. Yediğin ekmek, ölmekten bir hal olmuş; hayatından koparılıp toplandıktan sonra kurutulmuş, dövülmüş, öğütülmüş, sonra yağ katıp yoğrulmuş, fırında pişmiş, şişmiş, ölmekten bir hal olmuş, sana gelip can oluyor kardeş. Parmaklarının ucunda tırnakların, bacaklarının ucunda ayakların, dilinin ucunda özlemin var. Başını kaldır, Biri var!

Geceni inci gibi yıldızlarla süsleyen, her yıl yeniden sanki hiç ölmemişler gibi baharları getiren, yağmuru can suyuna çeviren, boşluğunu doldurmaya tek gücü yeten Biri var. Doldur içindeki boşluğu O’nunla. Atmaktan yorulmayan ama ne için attığını fark edememekten yorulan kalbinin terini akıt iyice gözlerinden.

O Bir, seni seviyor, çok seviyor. Sen hayattasın, yine ve yine. O, seni hayatta tutan. Hücrelerinin her birinin karnını doyuran, ciğerlerine hava dolduran, kıl gibi damarlara kan yollayan…

Senin içini, kendine ayıran bir Sonsuz var kardeş.
Duyduğun hasret O’na. Kavuşsan bir, sileceksin O’ndan başka her şeyi.
Ölmek için yaşamıyorsun. Elâ içirilmiş gözlerin ve şeffaf göz merceklerin mikroorganizmaların yemeği olmak için bu kadar harika değil.

Kirpiklerin tek tek dizilmiş, yağmur damlıyor bak arasından; sen sahipsiz değilsin. Senin senden haberdar bir sahibin var. O seni herkesten daha çok düşünür ve dert verip sınadığında da en az lütfedip mutluluktan ağlattığı zaman kadar önemsiyor. O’ndan başkasını arama. Gözlerini kapat, gör içinin özlemini. Söyle bir ömür hasret çekmiş kendine:

“Yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor. 
 Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
 Biri taleb et, başkalar lâyık değiller. 
 Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar. 
 Biri bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir. 
 Biri söyle, ona aid olmayan sözler malayani sayılabilir. “ (1)

Hem dinle O’nu ne söyler. Oku ne yazmış parmak uçlarına. Anla O’nun ne anlatmak istediğini:
“Ben’den ayrılma demedim mi?
Demedim mi sana, gitme oraya; seni tanıyan, bilen Ben’im ancak;
şu yokluk serabında hayat pınarın Ben’im.
Kızıp uzaklaşsan da yüz yıllık yola gitsen, sonunda dönüp gene Bana gelirsin;
son durağın Ben’im demedim mi?
Demedim mi sana, dünyanın süsüne razı olma;
senin razı olacağın otağın ressamı Ben’im ancak.
Demedim mi sana deniz Ben’im, sen bir balıksın;
karaya gitme; arı duru denizin Ben’im ancak.
Sana, kuşlar gibi tuzağa gitme;
haydi gel, kolundaki, kanadındaki kuvvet Ben’im demedim mi?
Demedim mi sana, keserler yolunu, soğuturlar seni;
ateşin, coşkun, sıcaklığın Ben’im ancak.
Demedim mi, yakıştırırlar sana kötü kötü sıfatlar; sen olursun kaybeden;
hâlbuki sıfatlarının kaynağın Ben’im ancak.
Demedim mi sana; “Kulun işi gücü hangi sebeple düzene girer acaba?” deme;
sebepsiz, cihetsiz yaratıcı Ben’im ancak.
Gönlünde bir ışık varsa bil bakalım, nerede evinin yolu;
İlahî huyluysan eğer, bil ki ev sahibin, efendin Ben’im ancak.” (2)


(1) Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | 17.Söz
(2) Divan-ı Kebir | Mevlâna  | Gölpınarlı, III, 250; Furûzânfer, 172

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap