Hakiki Aşk Mecazi Aşkın Neyi Oluyor?

0

Eûzûbillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanırrahim.

Cevap sahibi. Evet evet sahibi. Bu kadar net. “Nasıl yani, sahibi olur derken?” diyenleriniz için iki cihette izah etmeye çalışacağım:
1. Cihet, maddi açıdan. Mecazi aşkı insanın yaratılışından itibaren var eden Allah’tır. Mecazi aşk duyulan kişiyi de var eden Allah’tır. Bizi yaratan da şüphesiz Allah’tır. Kişinin içsel dürtüleriyle yaşamaya başladığı hislerin kaynağı da Allah’ın sistemi ile gerçekleşmektedir. Hâl böyle olurken mecazi aşkı kendi kendimize oluşturmadığımız, gerek somutsal gerek tıpsal olarak ifade edilebilen, hikmetlerle süregelen bir olgu olduğu anlaşılır.

2. cihet, manevi açıdan. Buradaki sahiplik durumu ise; kalbimiz sonsuz derecede sevme, sevebilme yeteneğine sahip ve bu sonsuz derecede sevgiye layık olan ise sonsuz güzellikler sahibi olan Allah’tır. Ve bu sevgi öyle bir şey ki mecazi aşkı da kapsayabilir. Yani bizler insanlara, eşyalara, hayata olan aşkımızda Allah’ın tecellisini, isimlerini, merhametini görmeli ve bize bunu ihsan ettiği için Allah ‘ı her defasında bin kat daha sevmeli, uğruna dünyaları vermeliyiz. Örneğin bir kişi eşine olan mecazi aşkıyla hakiki aşkı bulabilir, arttırabilir ve cümle âleme duyurabilir. O mecazi aşktaki güzellikleri yaşarken iyi ki varsın Allah’ım diyebilmeli ya da o mecazi aşkta yaşanılan acıları, acizlikleri görüp Allah’ın bu acizlikleri bir çırpıda giderebildiğini görebilmeli, o yaşanan acizliklerde dönüp Allah’ın sonsuz lütuf sahibi, sonsuz kudret sahibi olduğunu yaşayabilmeli, her şeyi yapmaya Kadir olduğunu yürekten bilmeli… Yani belki de Allah tabir-i caizse şöyle diyor olabilir: “Kulum, dön de bir bak o sevdiğin mecazi aşk aciz. Bir yere kadar senin ihtiyaçlarını, isteklerini karşılar ama ben her şeye gücü yetenim, ol der olduruveririm. Onu severken beni görebil. O sana benim bir lütfum. Beni o aşkla tanımaya başla. Esas Malikini, esas habibini unutma. Çünkü ‘Kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.’ (Ra’d/28)”

Bu hususta Üstadımız Bediüzzaman ise şöyle demektedir: “Şu muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur. Ne vakit hakiki sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı O’nun namıyla ve O’nun âyinesi olduğu cihetle ıztırabsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edebilmek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur. Bunu biraz açacak olursak, mecazi aşkı Allah’a çevirebildiğimiz sürece her şeyi sevebiliriz. Bütün eşyayı, gençliğimizi, malımızı, ibadetlerimizi, mahbubları, dünyayı, kendimizi.. Üstelik ıztırabsız. Yaradanımızın bize sunduğu dört dörtlük bir yöntem değil mi sizce de? Yani hepimiz az çok insanlardan yara alınca acı çekmiyor muyuz? Peki ya neden? Şüphesiz bu insanları sevdiğimizden ya da kalbimizdeki temiz hislerden. Öyleyse sevgi ve hisler aynen devam ama Allah’ın adıyla. Onlarda Allah’ı görerek, hissederek, onlara Yaradan hatırına dayanarak, her işte bir hikmet olduğuna inanarak, O’nu hoşnut etmeye çalışarak sevmeye devam ettiğimizde Hakk’ın şerleri hayreyleyebildiği de o kadar aşikâr olur ki…Allah’ım iyi ki varsın, iyi ki beni ve sevdiklerimi yaratmışsın, iyi ki seni tanımışım. Madem sen Bakisin, yeter; her şeye bedelsin. Madem sen varsın, her şey var, dedirtir insana.

Ve yüreğimize atılan taşları en iyi Allah sevgisi ile toplayabiliriz. O taş atanları en güzel Yaradan hatırına affedebiliriz. Hatta taşların açtığı yaralara en iyi tedavi bir tek Allah sevgisi ile mümkündür. İyi günde kötü günde Allah’a şükrederek, yaşadığımız türlü imtihanlarda Allah’ın sabredenler birlikte olduğundan emin olarak yaşadığımızda dermansız derdin olmadığını anlarız. Ve şunu da unutmayalım ki sabretmek kuru kuruya dayanmak demek değildir. Gönüllü bir şekilde bekleyiştir, içtenlikle dayanmadır, isyansız sebattır. En iyi dostun Allah olduğunu yaşamaktır.

Hadi biraz daha detaya inelim, mecazi aşk ile hakiki aşk arasındaki farklara bir göz atalım:

Mecazi aşkta yalnız hâlleriniz dayanılmaz gelir size. Hemen o durumun bitmesini istersiniz ya da kasavetli bir ruh hâlinde olursunuz. Oysa hakiki aşkta kalabalıklar içindeki yalnızlığınızda bile huşu içinde olabilirsiniz. Üstelik canınız yanmadan. Hatta canınız yandığında bile huşu içinde olabilirsiniz. Çünkü maddeten olan yalnızlık değil bu. Manevi birlik olur kanınızın her damlasında. Allah’ın şah damarınızdan daha yakın olmasının ne demek olduğunu anlarsınız.

Mecazi aşkta kimler gelir kimler geçer yüreğinizden. Her biri biraz biraz yüreğinize leke bırakır gider. Bunu bir tek karşı cins olarak düşünmeyelim. Malımıza, yakın arkadaşımıza, kariyerimize, uçuk arzularımıza duyduğumuz aşırı tutku ve bağlılık da mecazi aşk nev’indendir. Ve dönüp bir baktığımızda; bunlara Allah’ın adıyla başlanmamışsa, bunlarda Allah’ın rızası gözetilmemişse hep bir hüsranla son bulduğunu, fani olduğunu görürüz. Ama hakiki aşkta Allah’tan başka Yaradan olmamasının verdiği müthiş duyguyla son nefesinizi O’nunla vermek istersiniz. Çünkü herkes gelir giderken birer birer, bir tek O olur yanınızda…En çok O anlar hâlinizden. Yüreğinizdeki dökülmemiş kelimeleri öyle iyi bilir ki siz duaya dökmeden halleder bile yürek sızınızı. Bak ben buradayım der her defasında…Eşsiz bir sevgi, sıcak bir şefkat ve samimi bir muhabbet sarıp sarmalar sizi.

Mecazi aşkta cesaretin var mı aşka derken sade, basit bir itiraf veya geçici nefsani bir birliktelik ele alınır. Oysa hakiki aşka cesaretiniz var mı, sorusuna verilecek cevap “Evet” ise iş pek bir ciddidir. Öyle her yiğidin harcı değildir. Mecazi aşktaki pis oyunları kabul etmez.

Evet ağırdır. Zordur gibi görünür ama yüceler yücesidir muhatabınız ve bol lütuflu iki cihan saadeti vardır ucunda. İki cihan saadeti deyip geçmeyelim bundan kârlı ilişki mi olur? Aslında biliyor musunuz mesele bu kâr falan da değil o da bir yere kadar tatmin edici öyle değil mi?

Öyleyse asıl güzel olan Yunus’un dediği gibi “Bana seni gerek seni.” meselesi..
Allah’ın cemalini görmek, görebilmek, bir saniye dahi olsa O’ na, sevdiğinize, her şeyinize, sizi var edene kavuşabilmek, vuslata erebilmektir asıl cennet.. . Çünkü olmazsa olmaz bir tek Allah’tır. Bu nedenle yeşerteceğimiz en büyük sevgi Allah’a olmalıdır.

Konu Allah’a olan aşk olunca hangi kelimeleri kullansak yerini doldurmuyor. Öyleyse daha fazla uzatmayıp bir şiirimle bitirmeye çalışayım.

HARLANDIM EŞİĞİNDE DÜNYA

Güneşini kaçırdım dünya
Kör gölgelerin içimde saklı
Eğik kararlılıkla atıyor yüreğin
Hayatlar tomurcuklanıyor adımlarında
Kimileri hiç kimse olarak bitiriyor seni
Kimileri de alıştı yalan olduğuna

Harlandım eşiğinde dünya
Gözlerimi kısarak.
Durup içeri seslendiğimde
Aldatıcı şiirler karşılıyor beni.
Anladım ki
Faniliğin çalımlı bir yürüyüş,
Mevsimine göre giyilen imtihanların
Çok başkaymış soluk ezgilerden
Ah bir ayrılabilsem yanından
Usulca
İşte o zaman
Sadece
O’nun yanında ebedi olmak isterim ben.

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?