Hâlet-i Ruhiye

Kelimeler, bazen hissiyatı anlatmakta yetersiz, dua ise bütün sessizliğine rağmen binlerce kelamlardan üstün…

 Sence de öyle değil mi? 

  En mutlu anında, en hüzünlü hâlinde, kızdığında, sevdiğinde, endişelendiğinde, sustuğunda, yorulduğunda, özlediğinde, belki de yeniden ayağa kalkmak için derin bir nefes aldığında… Kısaca her vakit bir hâlet-i ruhiyeye bürünen insan bu duyguların hakikatini anladığı vakit sığınacağı liman kelimelerden değil, duanın sessiz gücünden olması tarif edilmez değil mi kardeşim?

Peki bu duyguların hakikati ne? Biraz da bu soru üzerinden konuşalım seninle.

Her duygu insanın kalbinde, ruhunda, aklında ya yaralar bırakır ya da çiçekler açtırır. Ya mecaziyi arattırır ya da hakikiye kavuşturur. Sana verilen bu duyguların mahiyetini Üstad Bediüzzaman tarif ediyor: “Şöyle ki: Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.  İşte, insanda binlerle hissiyat var. Her birisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî. Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder. ” (1)

Mesaj o kadar açık ki aslında sana verilen hissiyatı dünya için kullandığında kırılacak cam şişelere elmas fiyatı vermiş oluyorsun ki bu dünyayı ahirete tercih etmek demek, dünyada cenneti bulamayacağını bile bile cenneti arayarak yaşamak demek… Hislerini Allah için sarf ettiğin kadar değerin var şu misafirhanede. Hissettiğin kadar da duaya sarılmak sanıyorum ki bütün mesele. Hem bak ne diyor Allah (c.c): “De ki: ‘Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!’” (2)

Öyleyse bütün bu hissiyatların (sevmek, korkmak, hırs, endişe vb…) seni Allah’a el açtırdığı kadar anlamlı değil mi? Kalbinin hududunu dua ile çizen insanların saadetine ulaşmak amacın değil mi?

Peki hislerine tercüman olacak çareyi, şifayı bulacağın tek kapı O’nun kapısıyken başka kapılardan medet ummak neden? 

Sesini her vakit duyan bir Rabbin varken hissiyatını kelimelerle boşa israf etme. Üstad Bediüzzaman: “Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ der.’’ (3) diyerek insanın acizliğini, muhtaçlığını, fakirliğini, şu dağdağalı dünyada bir sığınak aradığını anlatıyor bizlere.

O sığınak ki korktuğun bir vakitte kurtarıcın, üzüldüğün bir zamanda inşirahın, düştüğün anda el uzatanın, zorluk yaşadığında yardımcın, hastalandığında şifa verenin, nimetleriyle perverde edenin, sevdiklerini ve seni muhafaza edenin… 

Şimdi soruyorum sana her anında şahitlik eden Rabbin senin hangi hacetini bilmez, hangi isteğini yerine getirmez ki? 

Belki şu an: “-Dua ediyorum ama kabul olmuyor.” diye geçiriyorsun içinden. Bir sor bakalım kendine O’nun kapısında hakkıyla durdun mu? Sen duanı ederken ne kadar samimiydin? Rabbinden isterken sadece kendin için mi istedin? İstediğin şeyden Allah razı mı?   

Hem kul hayrı şerri bilmeden ister. Belki de istediğin şey hakkında hayırlı değil ve Allah seni koruyor, bilemezsin.

Belki de dua ettiğin şeylerin zamanı gelmemiştir ve zamanı gelene kadar da imtihanın olmuştur, sabretmelisin.

Nerede kalmıştık.  😊 

Belki de bu hislerle seni duaya davet ediyor demiştik en son. 

Geçmez dediğin ne varsa geçer unutma. Kelimelerini insanlarda tüketme çünkü onlar da âdemoğlu ve derdine derman sunacak güçleri, kudretleri, ilimleri yok. Senin derdini, sevincini senden daha iyi bilene anlat. Anlat ki değerin yükselsin. Melekler şahitlik etsin. Sen sessizliğini bir gece vakti serdiğin seccadenin üzerine diz ve dua dua yalvar Rabbine. Bir tevbe ile başla sessizliğe daha sonra gözyaşlarınla hissiyatını aydınlat gecede. Sebatla dur dua makamında. Hep şükür hâlinde ol. Mecnun fani bir mahbup için çöllere düştü, sen Baki ve Sermedi bir Zat için dünyaya karşı durmaya hazır ol. Dünyayı dualarınla yen, ahireti kazan. Yolun başında ettiğin dualar sayesinde yolda olduğunu ve yol sonunda inşallah saadet yurdunda olacağını hatırlat kendine. Huzura gitmene vesile olan her hissiyat önemlidir, belki Allah seni de böyle davet ediyordur yanına.

 İşte sessizliğin kelimelerden üstün olduğu yegane yer, dua makamı.

Haa, bir de vazgeç dünyaya ait hissiyatları kalbinde taşımaktan.

Unutma, Allah için vazgeçtiğinde kaybetmezsin..

Vesselam…

Dipnot

  1. Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Dokuzuncu Mektup.
  2. Kur’an-ı Kerim, Furkan Suresi, 77.
  3. Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup.
Etiketlerdua
Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?

Bunları da okumalısın