Harem ve Cariyelik

Harem deyince pek çok Müslüman ve Osmanlı’yı seven insanın zihnine gelen ve yüzleşmekten korktuğu düşünce ve sorular olduğunu görmekteyim. Acaba harem, sanıldığı gibi şehvet düşkünü padişahların esir ettikleri cariyeler ile türlü fanteziler yaptığı ve cariyelerin entrikalarla devlet işlerine yön verdiği bir yer miydi, gelin bu konuyu İslamî, ahlakî ve tarihî boyutlardan inceleyelim.

Harem kelime anlamı ile korunan mukaddes mekân manasına gelir. İsminden de anlaşılacağı gibi padişah ailesi ve cariyeleri haricinde hiçbir erkek hareme giremezdi. Sanıldığı veya gösterilmeye çalışıldığı gibi hiçbir asker, sadrazam veya bey asla hareme giremez hatta padişah bile izin almadan haremin belli bölümlerine giremezdi ve haremin kapısında “Başkalarının haremlerine (evlerine) size izin verilmeden girmeyiniz.” ayet (Nur Suresi 27.Ayet) meali yer almaktadır.”

Hadım ağaların (Kara Ağalar) varlığı bir gerçekliktir, lakin bu kişilerin hiçbiri Osmanlı tarafından hadım edilmiş değildir. İslamiyet’te de bir kimseyi hadım yapmak caiz değildir. Hadımlar köle pazarlarından satın alınırdı. Hadım ağların şehvani duyguları olmamakla birlikte haremin memuriyeti, defterdarlığı, angarya işleri ile meşgul olurlar alışveriş vesaire işleri gerçekleştirirler; hiçbir şekilde haremde bulunan bayanlar ile sözlü veya fiziki temas kurmazlardı. Ayrıca bu Zenci ağaların hiç de alt yapısı zayıf değildi, gayet kalifiyeli insanlardı. Haremdeki bir “Baş Kara Ağa”, haremdeki vazifesi bitince ya Mısır’a yönetici olurdu ya da Mekke, Medine’ye Şeyhül Haremeyn olurdu.

Kara ağalar ile haremdeki bayanların aralarındaki iletişim ise şu şekilde cereyan ederdi:

Haremin ihtiyaçları bir kâğıda yazılır, koridordaki masa üzerine bırakılır, kapılar kapatılır sonra hadım ağlar kâğıdı alır, ihtiyaç karşılanır ve masa üzerine getirilip bırakılırdı. Yemek getirip vermek gibi sıradan bir olayda bile hadım ağlar harem sakinlerini görmezlerdi.

Cariye konusuna gelecek olursak… İslam’ın geldiği dönemde toplumun bir gerçeği olan kölelik sisteminin o zamanki toplum hayatından bir anda sökülüp atılması yine toplumun aleyhine olacağından bir anda kaldırılmamıştır. Roma hukukuna göre 21 ayrı neden köle olma sebebidir. İslam bunu 2′ ye kadar indirmiştir(savaş-doğum) ve her fırsatta köle azat etmeyi tavsiye etmiş ve bu hususta çeşitli suçların cezasını köleleri azat etme ile tatbik etmiştir.

Ayrıca İslam köleye yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi, içtiğinden içirmeyi, oturduğun yerde oturtmayı emretmiştir. Ahmet Cevdet Paşa bu konu hakkında şöyle der: “İslam’da kölen olması, köle olmak demektir.”
Osmanlı hareminde yüzlerce cariye bulunduğu vaki olmuştur. Bu rakam zamana göre değişir. Örneğin 200 cariyenin bulunduğu dönemler olmuştur. Öncelikle cariyeler iki gruba ayrılırlar.

1. Kısım Cariye: Hareme çocuk yaşlarda eleme usulü gelirler ve muhteşem bir eğitim alırlar. Dinî (tefsir-fıkıh) ve ilmî meselelerin yanında sanat ve edebiyat hakkında çok iyi yetiştirilirler. Haremde yetiştirilen kızlar eğitimini tamamlayıp mezun olmaya yakın Enderun Mektebi’nden mezun olan gençlerle evlendirilip dünyanın dört bir yanını yönetmeye gönderilirlerdi. Saray ahlakı ile büyümüş kültürlü, seviyeli birer genç kız olan bu cariyeler taşraya saray kültürünü taşırlar ve parmak ile gösterilen, özenilen insanlar olurlardı. Evlilik vasıtası ile veya çocuk doğurarak, hür olarak hayatlarına devam ederlerdi. Burası çok önemli bir husus, haremdeki cariyelerin “yüzde doksan beşi” evet yüzde doksan beşi, padişah ile uzaktan yakından alakası olmayan kişilerden oluşur. Bu cariyeler sarayın mutfağından çamaşırhanesine, peyzajdan kilere kadar maaşla çalışan, ücretli işçi sınıfı gibidirler.

2. Kısım Cariye: Padişahın karı-koca münasebeti yani istifraş hakkı bulunan cariyelerdir. Bu hak ayet ile sabittir “Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.” (Mü’minun Suresi 6 ayet)

Padişahların karı-koca ilişkisi yaşadığı cariyelerin statüsü farklıdır, istifraş yaşanılan cariye başka kimse ile ilişki yaşayamaz. Çocuğu olması halinde hür olmanın yolu açılıyor. Bu meşrû hakkını suistimal eden birkaç padişah olmuştur.

Nitekim Peygamber Efendimiz’in (sav) oğlu İbrahim, Efendimiz’in (sav) cariyesi Maria annemizden olmuştur.
Asla unutulmamalıdır ki harem İslami ilimlerin fıkıh, siyer vb. okutulduğu, duaların hatimlerin yapıldığı, iffetli ve namuslu padişah eşleri, anneleri, ailesi ve hizmetçilerinin evi Osmanlı Devleti’ni yönetecek kadronun eşlerinin yetiştirildiği bir okul ve günlük yaşam alanıdır. Seviyeli ve haramsız eğlencelerin yapıldığı da bilinmektedir. Asla dizi ve filmlerde anlatıldığı gibi süt banyoları, hamam fantezileri yapılan bir yer değildir. Dizi ve filmlere alet ettikleri, dekolte giyinen bayanlar hatta cinsel içerikli sahneler çekilen harem bugün bile hâlen o dönemden kalan baştan aşağıya ayet, hadis ve peygamber Efendimiz’e (sav) yazılmış kasideler ile doludur ve bayanlar İslamî mahremiyet kurallarına uygun elbise, hâl ve davranış takınmak zorundadırlar. (1)

Bu utanılacak iftiraları ilk olarak Osmanlı zamanındaki Avrupalı seyyah ve tarihçiler hareme giremedikleri için hayal dünyalarındaki pislikleri sanki bir yaşanmışlık veya tespit gibi yansıtmak istemişlerdir, nitekim yazılarına ve çizimlerine bu iftiraları yansıtmışlardır. Lâkin gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü(!) bir huyu olması ne kadar sevindirici değil mi?


(1) Talha Uğurluel ile Tarihin İzinde

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap