HAYAT KAPTANI OLMAK

1

Bu çağ çığrından çıkmadı mı sizce de?
Derdine derman ararken, dostların hangi günahın derdine daha iyi geleceğini ballandıra ballandıra anlattığı bir çağdayız.
Günahları tavsiye edenlere dost denebilen bir çağdayız.
Günahların alışkanlık olduğu bir zamanda, bir günahın yarasına diğer bir günahı yara bandı yapma telaşında insanlar.
Psikiyatri kuyruklarından eksilenler gece kulüplerindeki kuyruğa ekleniyor, iki kuyruğun da ucu görünmüyor.
“Öl ama söz verme, öl ama sözünden dönme.”  demişken eskiler, yenilerin yaşam tarzı söz verip tutmamak.
Aldatmak, vefasızlık, terk etmek… alıp başını defolması gerekenler, almış başını gidiyor.
Kimse de sormuyor ki “Bu gidiş nereye?” diye.
Oysa Resulullah (asm) tokalaşırken bile elini ilk çeken olmazdı, gözünü ilk çeviren olmazdı, terk eden olmazdı.
Peki bizim Allah’a tâ “kalu bela”da, ruhumuz aklımız şuurumuz gayet yerindeyken verdiğimiz o sözlerimiz ne olacak?
İnsan en büyük haksızlığı ve vefasızlığı, Rabbisine yapıyor…
Allah ayette buyurur ki “Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren Allah’tır” (İbrahim, 32)
Her insan kendi hayat gemisinin kaptanıdır.
Bu hayat gemisini Cennet denen selametli sahile sağ salim ulaştırmanın savaşındayız hepimiz.
Ve bu gemiyi yüzdürmeyi Allah bizim irademize bırakmış.
İstersek Kur’an pusulasını kullanıp rotamızdan şaşmayacağız,
Dilersek de boğulup gark olabiliriz.
Şüphesiz, Resulullah’ın da bir gemisi vardı.
Hepimizin açılmak zorunda olduğu bu denize O da açılmak zorunda kalmıştı.
Ama O’nun gemisi nereden gelip nereye gittiğini bilen bir gemiydi.
O’nun gemisi rotasından şaşmayan ve öldürücü dalgalara nasıl karşı konulması gerektiğini bilen bir gemiydi.
O, güneşin altında pırıl pırıl parlayan bu denizin insanoğluna mezar da olabileceğini hiç unutmadı.
Aldanmadı ve hiç aldatmadı…
Senin geminin kaptanı da sensin.
Bu gemiye kimleri alıp kimleri almayacağına karar verecek olan sensin.
Kendi mürettebatını kendin seçecek ve dilersen sağ salim varacaksın cennete.
Ama unutma, zorunda değilsin her girmek isteyeni hayat gemine almaya.
Denizi sana mezar kılabilecek sorumsuzları ve lakaytları almak zorunda değilsin.
Çünkü herkes sana seni sonsuza kadar sevdiği için gelmeyecek.
Herkes seni sevdiğini söylerken doğruyu söylemeyecek.
Çokları aslında kendi nefsini sevip seni de kendini memnun etmek için harcayacağını söylemeyecek.
Herkes şeref sahibi değil bu denizde, kimileri yılanlarla sarmaş dolaş.
Senin ihtiyacından faydalanıp seni kullanmak isteyecekler de var bu dünyada.
Senin cennete gitmemen için elinden geleni yapacağına ahdeden şeytani düşmanların da var.
Hangi zaafını yakalasa emin ol ki sonuna kadar uğraşacak şeytan, çünkü seni asla sevmiyor.
Bir sis perdesi çeker ve günah denen buzdağlarını küçük gösterir gözüne, gemini üstüne üstüne sürersin.
Allah’ın razı olmadığı sularda oyalar seni, fark etmezsin.
Eğer ona güvenirsen seni kandırması çok kolay, çünkü sendeki nefis daima onu dinler.

İnsanların sizin ihtiyaçlarınızdan, zaaflarınızdan faydalanıp size hayat geminizden günahkâr tavizler verdirmesine izin vermeyin.
Yoksa delik deşik bir gemiyle cennete asla varamayacaksınız, farkında değil misiniz?
Siz başka kimsenin değil, yalnızca Allah’ın kulusunuz.
Can damarlarınız başkalarına bağlıymış gibi hissetmekten vazgeçmelisiniz.
Çünkü bağlı değiller.
Sizin ciğerlerinize nefes veren Allah’tan başka kimse olmadı, kimse de olmayacak.
Kalbinizi attırmaya O’ndan başkasının kudreti yetmeyecekken kalbinizin ne için attığına iyi karar verin.
Hayati kararlar bunlar… Ve insanın hayatının sadece maddi bir cesetten ibaret olmadığına tabutların içini dolduran maddi cesetler şahittirler.
Manen ölmenin sekeratı günahlardan geçer.
Günahlar alışkanlık oluyor ve yapışıyorsa üstünüze bilin ki manevi hayatınızın can damarlarına yapışan birer parazittirler.
Söküp atmak da sizin dilinizdeki samimi tövbelerden geçer.
Bu hayat gemisini sizin emrinize veren Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığınız her harekette unutmayın ki,
Bu hayat gemisini sizin emrinize veren Allah’ın yardımı da sizinle beraberdir.
“Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi ne kadar kıymettar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi Zâtın ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret. Ve anla ki, vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netâic, bir cihetle senin defter-i a’mâline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihyâ eder.”
(Risale-i Nur)
Bu denizde birine dost derken, yâr derken, yardımcı derken bir daha düşünün: mezara kadar mı cennete kadar mı diye.
Allah dostunuz, yariniz ve yardımcınız olsun.

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap